Abdurehim ÖTKÜR

Abdurehim ÖTKÜR (1923-1995) Urumçi Lisesi ve Urumçi Üniversitesi mezunu. Öğretmen olarak çalışmaya başladı. 1944’te Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını istediği için Çin işgal idaresi tarafından hapse atıldı. 1947 yılında hapisten çıkınca mücadelesini Çin’in merkezî hükümeti ve Çin kamuoyu nezdinde yürütebilmek için Çin’e gitti. Burada Mesut Sabri Baykuzu, Mehmed Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’le birlikte millî, siyasî ve demokratik bir mücadele içine girdi. Doğu Türkistan Türklerini özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine çağırmak amacıyla çeşitli kitaplar yayımladı. 1949 yılında Doğu Türkistan’ı Kızıl Çin ordularının işgal etmesi üzerine yakalanarak 1970 yılına kadar Çin zindanlarında tutuldu. Hapisten çıkış, sırasında halk tarafından coşkuyla karşılandı.

       Doğu Türkistan Sosyal İlimler Akademisi Başkanlığı, Kutadgu Bilig Araştırma Cemiyeti Başkan Yardımcılığı, Orta Asya Tarihi Araştırmalar Cemiyeti, Yazarlar Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliği, Milletler Edebiyatı Araştırmaları Enstitüsü üyeliği ve Sosyal İlimler Mecmuası Genel Yayın Müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Eserlerinde Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlık mücadelesini işledi. Üniversite ve yüksek okullarda Türklük Bilgisi dersleri verdi, makaleler yazdı, konferanslar verdi. Kutadgu Bilig ve Dîvânü Lügati-t Türk’ün Uygur Türkçesi ile yayımlanmasında önemli görevler üstlendi.

       Ötkür'ün edebî faaliyetleri 1939 - 1940 yıllarında başlasa da, onun asıl şairliği 1945'ten sonradır. O, bu tarihten itibaren millî duygulara tercüman olur. Şair, halkımı vadedilen hürriyet ve istiklâlin yerini politik gerçeklerin aldığını görünce hürriyet ve istiklâli dile getiren şiirler yazar. Bu yıllarda yazdığı ve Tarım Boyları adlı külliyatta toplanan şiirlerin çoğu, Çin'in zalim tutumunu ortaya koyma, millî istiklâl hareketlini ve üç vilâyet inkılâbını destekleme, aydınlık günlere duyulan arzuyu açığa çıkarma, cehaleti eleştirme ve ilim aracılığıyla cemiyeti değiştirme amacını taşır. Eser, halkı uyandırarak mü cadeleye çağırma, milliyet duygusu aşılama ve millî ruhu harekete geçirme yo-lunda hedefine ulaşır ve bu sebeple yasaklı şiirler arasına girer.  1949'dan sonra şair ve yazarların yazma hürriyeti ellerinden alınır; bu yasağa uymayanlar ağır suçlarla yargılanır. Ötkür'ün 1949 ilâ 1968 yılları arasında şiir yazamamasının sebebi bu olsa gerek.

       Ötkür, halkına sımsıkı bağlıdır. O, halkının ruhuna ve üslûbuna da çok yakın-dır. Millî vicdanın sesi olan şair, 1966 - 1976 yılları arasında devam eden ve "on yıllık âfet dönemi" diye adlandırılan kültür devrimi sırasında yazma hürriyetinden mahrum edilince sıkıntıya düşer. Halkını nasıl memnun edeceği, halkın arzusunu nasıl dile getireceği endişesine kapılır ve hürriyete olan hasretini bir dörtlüğünde son derece açık bir Uygurca kullanarak şöyle dile getirir:

Kelem sundi, elem ezdi dilimni,
Şamal darip kikeş kildi tilimni,
Kolum tutmas putum basmas, paleçmen,
Nimem birle kilay râzi elimni!

Türkiye Türkçesiyle:

Kalem kırıldı elem ezdi gönlümü,
Rüzgâr esip peltek etti dilimi,
Elim tutmaz, ayağım basmaz, felcim,
Neyim ile razı edeyim halkımı!

       Şiirde, devrin şartlan gereği ferdî hürriyet ön plânda görünüyorsa da aslında söz konusu olan millî hürriyettir. Şair, halkının hürriyete olan özlemini dile ge-tirdiği için hürriyetinden uzaklaşmıştır. Ona yasak konulması bu yüzdendir.

      Sembolizmin arkasına gizlenerek dünya görüşünü açıklama, Türkistan şiirinde bir gelenek olmuştur. Özbek şiirinde ilk önce Çolpan ile başlayan, daha sonra Aybek ile sürdürülen sembolizm, 1970 ilâ 1980 yıllarındaki Özbek şiirinde yeniden canlanmışa benziyor.  Türkistan şiirinde siyasî şartlar gereği sembolizm, kapalı ve gizli ifadenin vasıtası hâline gelmiştir. Ötkür de açıkça konuşamadığı zaman, özellikle 1940'lı ve 1960'lı yıllara ait şiirlerde hürriyet arzusunu temsilî ifadelerle okuyucuya ulaştırır. “Tarim”, “Tanri Taği”, “Denizdin Şada”, “Tan Ziya- si Yok midur”, “İoey Keşker Şarabidin”, “Yanğusi Tan Meş'ili” bu şiirlerdendir.

       Türkistan şiirinde semboller de ortaktır. Meselâ; "tan" ve "bahar", kurtuluşu, aydınlık günleri; buna karşılık "tün" ve "kış", esareti temsil eder. "Kün" (güneş) hürriyetin müjdecisidir. 1945'te kaleme alınan “Denizdin Şada” adlı şiirde denizle konuşan, denizle dertleşen şair, ona bu esaretin sebebini sorar. Şair, esaretten açıkça söz edemez, ışığa kavuşamamaktan yakınır. Gökyüzü dumanlı ve bulutlu, her yer karanlıktır. Yıllar ve asırlar, şair ve halkına hasret, keder ve göz yaşından başka hiçbir şey vermemiştir. Fakat, şair umutsuz değildir. Denizden tan yerinin ne zaman ağaracağını ve kara bulutların ne zaman dağılacağını sorar. Tan vaktiyle beklenen "hürriyet"tir. Deniz, şaire umut dolu bir cevap verir: Tan vaktine az kaldı; fakat, ona bir an önce ulaşmak için "mücadele" etmek gereklidir. Denizi canlı bir varlık gibi konuşturan şair, hürriyet ve istiklâlin mücadele ile kazanılacağını bilmektedir:

"Tahta, ene, tan atmaca az kaldi.
Tan kün çikiştin atidu, emma,
yene köp ça- liş boranliri soksunZ"

Türkiye Türkçesiyle:
"Dur, işte tan yerinin ağarmasına az kaldı.
Tan yeri do-ğudan ağaracak.
Fakat, yine de mücadele fırtınaları çok essin!"

Tabiatla şairin psikolojik hâli arasında daima bir paralellik mevcuttur. Şair, kışın hüzünlüdür. Kış mevsiminde yazdığı “Bahar Çillaymen” şiirinde kıştan bıkmış, usanmıştır; bahan, yani hürriyeti istemektedir. Ötkür'ün şiirlerinde "kış", "zimistan" çoğunlukla bahara tezat teşkil eden bir motiftir. Bahann gelmesiyle o ve halkı hürriyeti teneffüs edecektir. Hiçbir işkence onu bu arzusundan vazgeçi- remez. Dili zincire bağlansa da, göğsüne mızrak saplansa da o hürriyeti haykıra-caktır:

Şuni küyleymen zimistandimu,
Tilim zencirde bağlanğandimu,
Kökrekke neyze kadalğandimu,
İssik kanimdin bahar çillaymen.

Türkiye Türkçesiyle:

Şunu söylüyorum kışın da,
Dilim zincire bağlandığında da,
Göğsüme mızrak saplandığında da,
Sıcak kanımdan baharı çağırıyorum.

       Ötkür’ün şiirlerinin çoğunda "kış" ve "bahar" gibi "tün" (gece) ve "tan" kavramları da tezat teşkil eder. O, “Tan Ziyasi Yok midur” şiirinde halkın yaşadığı bu karanlık geceleri aydınlatacak tan ışığı ve tan meş'alesi arıyor, onu görmeden ölmek istemiyor:

Ketmigey armanda Ötkür közde kanlik yaş bilen,
Yirtkili tün perdisini tan ziyasi yokmidur?

Türkiye Türkçesiyle:

Hasrette gitmeyecek Ötkür gözde kanlı yaş ile,
Gecenin perdesini yırtmak için tan ziyası yok mudur?

       Ötkür'ün milliyetçiliği kendi milletiyle sınırlı değildir. O, Türk milliyetçisidir. Doğu Türkistan'ın en çalkantılı döneminde, 1946'da yazdığı “Serlevhasiz” adlı şiirde ilk del a "Tiirk" adından söz eder. "Türk"iin gücüne olan inancını dile getirir, ”Türk"ün mücadelesini destekler. Bütün "Türk'düğü birliğe davet eder. Çünkü, şair Türk milletinin ebedî zatere "birlik ve beraberlik" ile ulaşılacağının idraki içindedir: Bir kiliç palildap meydani cende Zaferni aiğusi öz kolu birle...

Türknün zaferi çalişda erse,
Mengülük zaferi birliği birle...

Türkiye Türkçesiyle:

Bir kılıç parlayıp cenk meydanında Zaferi alacak öz bileği ile...
Türk'ün zaferi mücadelede ise,
Ebedî zaferi birliği ile...

      Ötkür, İZ adlı tarihî romanında 1907'den başlayıp 1913'e kadar devam eden Tömtir Helpe (Timur Halife) öncülüğündeki Kumul çiftçiler ayaklanmasını anlatır. Karanlık dünyadan kurtulup bir an önce aydınlığa kavuşmayı hedefleyen bu ayaklanmalarda nice kurbanlar verilmiş; nice kanlar dökülmüş ve nice arslan gibi yiğitler çöllerde şehit düşmüştür. “İz” şiirinde bu istiklâl mücadelesinin bıraktığı derin ve asla yok olmayacak izler şöyle ifade edilir:

Az iduk müşkül seperge atlinip çikkanda biz,
Emdi çon karvan atalduk kaldurup çöllerde iz.
Kaldi iz çöller ara, gâni davanlarda yene,
Kaldi nini arslanlar deşti çölde kevrisiz.

Türkiye Türkçesiyle:
Az idik müşkül sefere atlanıp çıkanda biz,
Şimdi büyük kervan olduk bırakıp çöllerde iz.
Kaldı iz çöller arasında, bazen de geçitlerde,
Kaldı nice nice arslanlar çölde kabirsiz.

      Ötkür, Mao'nun yaşattığı karanlık yıllarda Nevaî'ye nazire olarak yazdığı “Şair Dostumğa” adlı şiirde halkın hürriyet için daima mücadele edeceğini bilir ve bu yoldan asla dönmeyeceğini söyleyerek mücadele ruhu aşılar. Yüreklerde hürriyet ateşi yanmaktadır. Karanlıkta kalan halkın yolunun, bu ateşin ışığıyla aydınlanacağı inancı hâkimdir:

Yelincap yanmisa danku yüreği kara ormanda,
Niçükmu yol tapatti el peyansiz şu şebistanda.

Türkiye Türkçesiyle:

Alevlenip yanmasa şanlı yüreği kara ormanda,
Nasıl da yol bulurdu halk bu sonsuz gecede.

      Ötkür, “Secdigâhimğa” adlı şiirinde feleğe sitem etmekte; onun hiçbir şekilde vatan ve hürriyete kavuşma arzusunu yok edemeyeceğini ifade etmektedir. Şair, vatanım tekrar kucaklama hayaliyle esareti unutmaya çalışıyor. Vatan hayali, şairin gündüz güneşi, gece de ayı olmakta; onu aydınlatmaktadır. Bu ışık "hürriyet ışığı"dır:

Seni oylaş bilen könlüm tapur her çayda min lezzet,
Hiyalin kündüzi aptap, keçeler kökte mâhimdur.

Türkiye Türkçesiyle:

Seni düşünmekle gönlüm her yerde bin lezzet bulur,
Hayalin gündüz güneş, geceler gökte ayımdır.

     Ötkür, lirik aşk duygularını dile getirdiği şiirlerinde bile hürriyeti haykırmak-tan vazgeçmez. Bu şiirler arasında “Kel Kel Saba”, “Arman Nime”, “Muhabbet Hekkide Ğezel”, “Tan Ziyasi Yokmidur”, “Yanğusi Tan Meş'ili” adlı şiirleri sayabiliriz. Aslında bu şiirler, siyasî otoritenin yarattığı bir gizlenişin ürünüdür. îlk beyitleri beşerî aşkla örülen bu şiirlerin son beyitlerinde şair, temsilî ifadelerle hürriyet aşkına döner. “Arman Nime” adlı şiirin sonunda hürriyeti açık açık te-lâffuz edemez; onu sezdirme ve hissettirme yoluyla dile getirir. Ömründe bir defa da olsa görmek istediği ay yüzlü sevgili "hürriyet"tir. Bundan başka isteği yoktur.

Kaşki men ömrümde bir körsem seni ay yüzlüğüm,
Can berip ölsem şu dem dünya ara arman nime.

Türkiye Türkçesiyle:

Keşke seni ömrümde bir defa görsem ay yüzlüm,
Can verip ölsem o an, dünya içinde başka hayalim nedir.

       Ötkür, tehditler ve baskılar yüzünden siyasî anlamda hürriyet isteğini ferdi hürriyet problemiyle ortaya koymayı yeğler. 1947-1949 yıllarına ait şiirlerde ferdî hürriyet ile sosyal hürriyet teması iç içe işlenir. Muhabbet Hekkide Ge- zel'de şair, hürriyete susamıştır. Tarım nehri hürriyete kavuştuğu an gümüş gibi parlayacak; Ötkür de Tarım nehrinde balık gibi yüzecektir. Tarım'ın hürriyeti, şairin hürriyeti demektir. Şu beyit, şairin Tarımla özdeşleştiğini gösteren başarılı bir örnektir:

Akar Tarim suyi bir kün kümüştek yaltirap erkin,
Visal mevcide Ötkür mu beliktek kilğusi cevlan.

Türkiye Türkçesiyle:

Bir gün Tarım suyu gümüş gibi parlayarak akacak hür,
Kavuşma dalgasında Ötkür'de balık gibi cevelân edecek.

      Ötkiir'ün “Tarim”, “Tanri Taği” ve “Baş Ergim” gibi mensur şiirleri temsilî ifade tarzının başarılı örneklerindendir. Tanm'ı namuslu ve şerefli günlerini yâd eden şair, bugüne döndüğünde Tanm'ı ümitsiz, perişan ve suskun bulur. Tanm öksüzdür, Tarım gariptir, dertlidir. Çehresi sapsarıdır. Çirkin ve hain ayaklar al tında ezilmiştir, horlanmıştır. Ötkür, “Tarim” şiirinde Tarım'a namusunu, bahtını ve hakkını tekrar kazandıracak olan yeni nesillere seslenerek mücadele için onlara ilham verir, onları heyecanlandırır. Şair kendisi de heyecanlandırır. Bu şiirde, onun ruhundaki fırtına üslûba da yansımış; mısra başında tekrarlanan "lâ- net" sözü, armoniyi sağlayarak heyecanın dozunu artırmıştır. Ötkür, şiirde hainlere şöyle meydan okumaktadır:

Ey derdliler köz yaşi Tarim! Lanet, senin namusintıi laptağan her çirkin ayaklarğa!

La'net seni namussizlerçe tarkattan çirkin kollarğa!

La'net senin üçün yiğlamağan "kargıt" közlerge!

La'net senin iiçiin sözlemegen "kikeş" tillerge:

La'net senin üçün tilremegen "satkin" vicdanğa!

La'net senin üçün kayğurmağan "rııhsiz" insanğa!

La'net senin üçün yazilmağan "alçak" dastanğa!

Türkiye Türkçesiyle:

Ey dertlilerin gözyaşı Tarım! Lanet senin namusunu ezen bütün çirkin ayaklara !

Lanet seni namussuzlar gibi dağıtan çirkin ellere!

Lânet senin için ağlamayan "kör" gözlere!

Lanet senin için konuşmayan "peltek" dillere!

Lanet senin için titremeyen "satılmış" vicdanlara!

Lânet senin için kaygılanmayan "ruhsuz" insanlara!

Lânet senin için yazılmayan "alçak" destana!

     Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Ötkür'ün şiirlerinde hürriyet ve istiklâl için mücadele en ağırlıklı konulardandır. O, hürriyetin ve istiklâlin kendiliğinden gelmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden her fırsatta milleti kurtuluş mücadelesi  için harekete geçirmeye çalıştı. Ötkür, halkıyla hep iç içe oldu. Şiirlerinde geleneksel nazım şekilleri, temiz Uygur lehçesi ile birlikte kullanıldığı derin semantik onun halka yakınlığını, halkın üslûbuna ve ruhuna ne kadar değer verdiğini göstermeye yeter. Halkının Çin zulmünden kurtulması için yanıp tutuşan şair, hür günlere olan inancını ve umudunu asla yitirmedi. "Ketmigey armanda Ötkür közde kanlik yaş bilen" "Ötkür, gözü yaşlı, hürriyet hasretiyle ölmeyecek." demesine rağmen çok arzuladığı parlak günleri ne yazık ki, göremedi. Fakat, Doğu Türkistan halkı, hak ettiği hür istikbale muhakkak erişecek ve bu yürekli şairini asla unutmayacak, onunla gurur duyacaktır. Türk milleti ruhen esir değildir. Bu ruh, esaret zincirini kırmaya yetecek güce sahiptir.

Uçraşkanda (Karşılaşınca)

SERLERİ

ŞİİR
Yürek Mungları (Yürek Sıkıntıları),
Tarım Boyları (1948),
Kaşgar Gecesi (1948),
Ömür Menzilleri, Abdurrahim Ötkür’ün Şiirleri (yay. haz. Hülya Kasapoğlu Çengel, 2000).

ROMAN
İz
Uyanan Zemin
Topraklar

Kaynak: Dr. Hülya KASAPOGLU - ÇENGEL, ABDURRAHİM ÖTKÜR'ÜN ŞİİRLERİNDE HÜRRİYET VE MÜCADELE