Anlatım Bozukluğu

ANLATIM BOZUKLUĞU

1-Gereksiz Sözcük Kullanım
2-Sözcüğün Yanlış Anlamda Kullanılması
3-Sözcüğün Yanlış Yerde Kullanılması
4-Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması
5-Anlamca Çelişen Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması
6-Mantık yanlışlığı
7-Deyim yanlışları

a)   Deyimin biçimce bozulması
b)   Deyimin yanlış anlamda kullanılması

8-Anlam Belirsizliği

a)  Tamlayan eksikliği

b)   Virgül eksikliği

DİLBİLGİSİ YANLIŞLIKLARINDAN KAYNAKLANAN ANLATIM BOZUKLUKLARI
1-    Özne-Yüklem Uyuşmazlığı
2-    Özne Eksikliği
3-    Yüklem Yanlışlığı
a) Yüklem eksikliği
b) Yüklemlerin uyuşmazlığı
c) Çatı Uyuşmazlığı
4-    Nesne Eksikliği
5-    Dolaylı Tümleç Eksikliği
6- Tamlama Yanlışları
7 – Ek Yanlışları

 

  1. Gereksiz Sözcük Kullanım

        Duru cümle anlamı tam olarak veren, amacı belli olan ve fazlalıkları bulunmayan cümleye denir. Duru bir cümlede gereksiz sözcük bulunmaz. Bir cümlede aynı anlama gelen yerli ve yabancı sözcükler bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu yapılmış olur ve bu cümle duru cümle olmaz.

Örnek:

Onunla ilk tanıştığımızda ben daha çocuktum.
Bizim sınıfta yirmi adet sıra var.
Seninle birlikte gelmeyi düşünmüyorum.
Evindeki eski antika eşyaları özenle koruyor.
İş dönüşü eve yaya yürüyerek gidiyorum.
Dostlarımız arasındaki mevcut sorunları gidermeye çalışıyoruz.
Belki bugün gelmeyecek gibi görünüyor.
Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.
İkisi arasındaki küçük nüans farklarına dikkat ettin mi?

 

  1. Sözcüğün Yanlış Anlamda Kullanılması

Sözcüklerin anlamlarının yeterince bilinmiyor olmasından kaynaklanır. Ses ve köken bakımından ya da anlamca birbirine yakın sözcüklerden birinin diğerinin yerine kullanılmasıyla ortaya çıkar.

 

Örnekler:

Ayrım-ayrılık-ayrıntı
Arapça konuşan milletler arasındaki ayrılıklar da onun dikkatini çekmemişti.
O iki kişi arasında bence bir ayrıntı yok.

 

adına-için

adına

zf. Bir şeyin veya bir kimsenin namına, hesabına, yerine
 

için

e.1. Amacıyla, maksadıyla, 2.neden ve sonuç belirten bir söz,3.-den dolayı, -den ötürü,4.Özgü, ayrılmış,5.Düşüncesince, kendince, göre,6.Hakkında, Oranla, göz önünde tutulursa, 7.Karşılığında, karşılık olarak, 8. Uğruna, yoluna, 9. Süre belirten bir söz, 10.Ant deyimleri yapan bir söz

 


Haklı bir öfke için de olsa bir insandan aklını yüreğinden ayırması istenemez.
Ukalalık yapmamak adına bütün gayretine rağmen yine de o düşündüğünü yapmıştı.

Hastanın uykuda olduğunu söylemesi sırf vakit kazanmak adınaydı.

Sizin adınıza bir kitap getirdim.

Bizim adımıza çok enteresan bir şeydi bu yeni icat.

Gel gör ki dilimin ucunda kağnı var. Kağnılar adına da bir çift sözüm var.

Bu şapka senin adına büyük.

Bu eşyalar adına kaç lira ödediniz?
Neler yapmadık şu vatan adına?

Açık söyleyeyim, size birkaç gün adına sığındım.
Çocuklarım hakkı adına.

 

Öğrenim-öğretim

Dil konusunda dört yıl öğretim gördüm.

Öğrenimde etkili olacak yeni yöntemler araştırılıyor.

 

Görev-yetki

Bekçinin görevi bu binayı korumakla sınırlıdır.

 

Bağlı-bağımlı

Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağımlıdır.

 

Bilakis-bilhassa

bilakis

zf. (bi'lakis, l ince okunur) Tersine olarak, tam tersine, tersine, aksine

bilhassa

zf. (bi'lhassa) Özellikle

Bilakisbu anlattığıma dikkat etmelisiniz.

 

Depremim şiddeti-depremin büyüklüğü
depremin şiddeti

a. Depremin hareketinin, gücünün derecesi, yeğinliği, sertliği.Romen rakamıyla ifade edilir.

depremin büyüklüğü

a. Depremde oluşan enerjinin düzeyini belirten ölçü.

Merkez üssü Adana’da meydana gelen deprem 6,3 şiddetindeydi.
Merkez üssü Adana’da meydana gelen deprem VI şiddetindeydi.

 

Etkin-etken

etkin

sf. 1. Hareketli, işleyen, çalışan, etkili, faal, aktif, dinamik. 2. fel. Fiilde bulunan, etkinlik gösteren, edilgin karşıtı. 3. kim. Kimyasal tepkimelere katılma yatkınlığı gösteren (molekül, atom).

 

etken

a. 1. Etki eden şey, faktör:2. kim. Bir madde üzerinde belli bir değişiklik yapan şey, müessir. 3. db.Doğrudan doğruya öznenin yaptığı işi anlatan, öznesi belli olan fiil, etken fiil, aktif, aktif fiil, malum, edilgen karşıtı: Kırmak, bilmek etken fiillerdir.

Bu sanatçıların çoğunun başarısında dış ülkelerde edindikleri sahne görgü ve kültürü etkin olmuştur.

 

Eğer-eyer

Sahiden bir öbür dünya varsa eyer.

 

Etki-tepki

Yapılan konuşmalar halk üzerinde olumlu tepki yarattı.

 

 

Oldukça-çok-çok fazla

oldukça

zf. (oldu'kça) Olabildiğince:

 

çok, çok fazla

sf. 1. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı:2. zf. Aşırı bir biçimde:

Bana matematik oldukça kolay geldi.

Biz çocuklar evimizi oldukça beğendik.

Bu oyun çok geniş bir sahada yayılmıştı.

 

Geçen hafta- geçtiğimiz hafta

geçtiğimiz hafta

geçtiğimiz hafta

 

geçen hafta

Bir önceki hafta

 

Yaşantı-hayat

yaşantı

a. 1. Yaşanılanlardan, görülenlerden, duyulanlardan, edinilenlerden sonra kişide kalan şey. 2. Yaşanılan bir an, hayatın bir bölümü. 3. Hayat tarzı, içinde yaşanılan şartların tümü, hayat: Köy yaşantısı.

hayat

(I) a. (haya:tı) 1. Canlı, sağ olma durumu. 2. Yaşam:3. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı: Köy hayatı. Gece hayatı. 4. Meslek: 5. Geçim şartlarının bütünü:6. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma 7. din b. Yazgı8. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü:9. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi: Atatürk'ün hayatı.
(II) a. hlk. 1. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. 2. Avlu. 3. Balkon. 4. Sundurma.

Hayat sahnesinde yetmiş üç yaşın basamaklarındayım.

Uzun dualardan sonra bana denizcilik yaşantısını anlatmaya başladı.

Yaşantımı yazılarımla kazanırım.

Hayat onları bir türlü birleştirmedi.

Bu köyde hiç yaşantı yok.

Aydayaşantıyok.

 

Sıcaklık-ısı

sıcaklık, -ğı

a. 1. Sıcak olan şeyin durumu, etkisi veya sıcak olan şeyin niteliği, hararet: Sobanın sıcaklığı. 2. Bir araçla veya cihazla ölçülebilen ısı derecesi, suhunet: Havanın sıcaklığı. 3. Hamamlarda yıkanılan sıcak yer. 4. mec. Sevgi, içtenlik ve sevimlilik:

 

ısı

a. 1. fiz. Bir cismin uzamasına, genleşmesine, buharlaşmasına, erimesine, sıcaklığının artmasına yol açan fiziksel enerji2. Doğal vücut sıcaklığı, hararet3. Fiziksel bir olaya dayalı, belirli bir ölçü üzerine kurulmuş olan sıcaklık ve soğukluk derecesi.

Türkçesinde bir tutukluk vardır ama anlatımındaki ısı bütün aksaklıkları bir anda silip yok eder.

Sıcaklık, atomlar arası çekim gücünü yenerek maddenin hacmini arttırır.

İnsan vücudunun doğal sıcaklığı 36,5 °C'dir.

Hava ısısı artacak.

 

Alaka-ilişki

alaka

a. (ala:ka, l ince okunur) 1. İlgi:2. Gönül bağı.

 

 

ilişki

a. 1. İki şey arasında karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas2. Bağlantı, temas:

Kar yağınca köylerle alaka kesildi.

Arkadaşlık ve dostluk şeklinde bile biralaka aramadığını kesinlikle anlatacaktı."

Sporla ilişkisi var, dedimse öyle sıkı fıkı bir ilişkideğil.

 

İlgili-ilişkin

ilgili

sf. İlgilenmiş olan, ilgisi bulunan, alakalı, alakadar, müteallik:


ilişkin

sf. İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik:

Tütün piyasası ile ilişkin hesapların bir ucu, yine elindeydi.

 

Kaplı-çevrili

kaplı

sf. 1. Kaplanmış olan: "Çantasından çok sayfalı, maroken kaplı küçük bir defter çıkardı." -Ö. Seyfettin. 2. Kabı olan. 3. Ciltli.

 

 

çevrili

sf. 1. Çevrilmiş, kuşatılmış2. Dönük.

Bizim lokantanın üzeri, yanları, karşısı büyük büyük apartmanlarla kaplıydı.

Kasabanın dört yanı ormanlarla kaplıydı.

 

Karşın-karşılık

karşın

zf. Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen

karşılık, -ğı

  1. 1. Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele: "Haykırışlarına etraftan karşılık gelmiyordu." -H. R. Gürpınar 2. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz: "Sonra temaşa kelimesi doğrudan doğruya tiyatro kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır." -A. K. Tecer. 3. Cevap, yanıt. 4. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel: "Bir buçuk aylığının karşılığı olan üç yüz lira hatırı sayılır bir para idi." -R. H. Karay. 5. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat.

 Sabah olunca, bütün gece uyumamasına karşılık kendini dinç hissediyordu.

              Bu kadar çalışmasına karşılık iyi not alamıyordu.

 

Konsantre-konsantrasyon

konsantre

sf. 1. Yoğun. 2. kim. Derişik.

 

 

konsantrasyon

a. kim. 1. Derişim. 2. ruh b. Dikkat toplaşımı, yoğunlaşma

 

Ölçüsüzlük matematik eksikliğinden, laubalilik dağınıklık, konsantre yetersizliği hep bundandı.

Kurgu-kurmaca

kurgu

a. 1. Bir şeyin zembereğini kurmak için kullanılan araç, anahtar. 2. Zembereğin kurulmuş olma durumu: Saatin kurgusu bitmiş. 3. Bir bütün oluşturmak için parçaları takıp birleştirme işi, montaj: Demir fabrikasının kurgusu bitti, işletmeye açıldı. 4. Bir işe hazırlamak için yapılan telkin. 5. ed. Çatı. 6. fel. Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma, spekülasyon. 7. sin. ve TV Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini, bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirme, montaj. 8. sin. ve TV Gerçek olmayan olay ve kahramanlardan oluşan eser.

 

 

kurmaca

sf. 1. Olmadığı hâlde varmış gibi tasarlanmış, kurgulanmış: "Yalnızca bir romandır ve bütün romanlar gibi kurmacadır." -S. İleri. 2. a. Tasarlanmış olay

Yalnızca bir romandır ve bütün romanlar gibi kurgudur.

Şimdi şunu merak ediyorum, kurgunun serpildiği gerçek, bir aşama sonra yine kurmacayı besliyor mu?

 

Mahsur-mahzur

mahsur (HİSAR-Kale)

sf. Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.

 

 

mahzur

a. 1. Sakınca2. Engel.

Artık söylemekte bir mahsur olmadığından gizlemek abes.

 

Nüfus-nüfuz

Senin kurumdaki nüfusundan yararlanmayı düşünmedik.

 

Olay-olgu

Sanat olayı benim için büyük bir anlam taşıyor

 

Olasılık-olanak

olasılık, -ğı

a. 1. Bir şeyin olabilmesi durumu, olabilirlik, ihtimal2. fel. O zamana kadar yapılan deneylerle bir olayın ortaya çıkmasının beklenilmesi ancak yine de tam bir kesinliğin bulunmaması durumu.

 

 

olanak, -ğı

  1. Yararlanılan uygun şart veya durum, imkân

 

Her an yağmur yağma olanağı vardı.

 

Özel-özgü

özel

sf. 1. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan, spesiyal: Aşçının özel yemeği. 2. Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan, spesiyal. 3. Bir kişiyi ilgilendiren, hususi, zatî: "Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta." -N. Cumalı. 4. Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı. 5. Dikkate değer: Özel bir ilgi gösterdi. 6. Ayırt edici bir niteliği olan. 7. Her zaman görülenden, olağandan farklı: Özel durumları da göz önüne alalım.

 

 

özgü

sf. 1. Birine, bir şeye ait olan, öze, has, mahsus:2. Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunan, öze, has, mahsus. 3. Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmayan, öze, has, mahsus.

"Bu, içinde doğduğu, geliştiği, biçim kazandığı topluma özel bir dildir.

Her şeyi bilen birine özel hali vardı.

 

Ücret-fiyat-para

ücret

a. 1. İş gücünün karşılığı olan para veya mal: "Ücret hizmet mukabilidir. Ne yapıyorsun ki sana para verelim?" -N. Hikmet. 2. Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para: "Fiyatından daha yüksek bir ücretle satın aldı." -P. Safa.

 

 

para

a. 1. ekon. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit: "Çıkarken elini göğsüne sokup bir kese çıkardı, keseden alabildiği kadar para alıp delikten attı." -F. Otyam. 2. Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir." -S. F. Abasıyanık. 3. esk. Kuruşun kırkta biri.

fiyatAr.

a. 1. Alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, paha:2. ekon. Bir mal veya iş gücü için uygun görülen para karşılığı. 3. ekon. Bir değer ile para birimi arasındaki ilişki: “Fiyat yükselişlerini de beş yüz mislinde durdurmayı bildi.” -N. F. Kısakürek.

Ücreti her ne ise derhâl öderim.

 

Süre-süreç

Toplum bir yenileşme süresi yaşıyor.
 

yakınlık-uzaklık

Yüz metre yakında bir çocuk parkı vardı.

 

yıl-tarih

Savaş 1914 yılında başladı.

 

Uzamak-büyümek

Çocuğun büyüyen tırnaklarını annesi kesti.

yakın-yaklaşık

yakın

sf. 1. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. 2. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan: "İklim ile toprağın bereketi ve insanın faaliyeti arasında yakın bir münasebet vardır." -C. Meriç. 3. Aralarında sıkı ilgi bulunan: "Her birinin muhakkak bir yakın arkadaşı vardır." -E. Şafak. 4. Benzeyen, andıran, yaklaşan5. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan: "Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın..." -S. F. Abasıyanık. 6. a. Uzak olmayan yer: Yakınımızda otururlar. 7. a. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba: "Türkçe konuştuğu için bana kendi yakınlarımızdan biri hissini veren yaşlı garson yanımıza geldi." -Y. K. Karaosmanoğlu.

 

 

yaklaşık

sf. Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan, takribî: Yaklaşık bir hesap. Yaklaşık bir sayı.

Beş dönüme yaklaşık bahçesi bir ormanı andırırdı.

 

 

Yoksul-yoksun

yoksul

sf. 1. Geçinmekte çok sıkıntı çeken (kimse, toplum, ülke), yoksuz, fakir, fukara, zengin, varsıl karşıtı2. mec. İstenilen nitelikte ve özellikte olmayan, yetersiz

 

 

yoksun

sf. Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

O kadar yoksunmuş ki rüyasında bile eline para değmemiş.

Yazılarını okudum, sözlerini dinledim, bilgice onu biraz yoksul buldum.

Yönetmelik-yönetmenlik

yönetmenlik, -ği

a. 1. Yönetmen olma durumu. 2. Yönetmenin görevi veya yeri.

 

 

yönetmelik, -ği

a. 1. Bir kuruluşun çalışma yöntemini belirleyen kuralların tümü. 2. Bu kuralların yazılı olduğu belge, talimatname. 3. huk. Yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak amacıyla hazırlanan, düzenleyici kuralların yazılı olduğu resmî belge

Ayrıca bu dönemde seyircinin haklarını ve sağlığını korumak amacıyla bir de tiyatro yönetmenliği hazırlanmıştır.

3-Sözcüğün Yanlış Yerde Kullanılması

Bir cümlede sözcüklerin kullanılması gereken yerde kullanılması gerekir.

Sözcüğün yanlış yerde kullanılması özellikle sıfatlarla zarfların yerlerinin karıştırılmasından kaynaklanır. Böyle bir bozukluk anlatımda bulanıklığa neden olur.

Örnek:

Çok güneşte kaldığından esmerleşmiş.

Hiç yaptığım espriye gülmedim.

İzinsiz inşaata girilmez.

Ağrısız kulağa küpe takılır.

Bu durumda ilk akla gelen sendin.

Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.

Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.

 

  1. Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması

Bir eylem kimi durumlardaetmek,olmak,bulunmak,yapmak” yardımcı eylemleri kullanılmadan “-len/-leş” ekleriyle anlatılabilirler. Böylesi durumlarda bu yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir.

Örnek:

Bu merkezde güzel olmaya çalışıyordu genç.

Bu tedavi seni iyi yapacaktır.

Sofrayı hazır edince babanızı çağırın.

Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.
               Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.
               Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.
              

  1. Anlamca Çelişen Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması

Aynı cümlede olasılık ve kesinlik ya da kesinlik ve yaklaşık anlamı taşıyan sözcükler kullanılmamalıdır. Bu sözcüklerin bir cümlede kullanılması, anlatılmak istenenin hangisi olduğuna ilişkin bir bulanıklık oluşturur.

Örnekler:

Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.

Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.
Babam siparişlerimi almış olmalı kuşkusuz.
Kesinlikle yarın yağmur yağabilir.
Gönderdiğim paketi eminim bugüne kadar almış olmalısınız.

  1. Mantık yanlışlığı
    Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar.Bir cümlede olgu ya da olaylar doğru sıralanarak anlatılmalıdır.

Örnekler:
Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse, ölüme hatta sara nöbetlerine yol açabilir.
Son turdaProblemleri karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğiz.
Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.
Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.
Atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.

  1. Deyim yanlışları

Deyim ve atasözleriyle ilgili iki tür yanlışlık yapılabilir:

a)  Deyimler ve atasözleri, kalıplaşmış söz gruplarıdır. Bu kalıpların bozulması ve bir sözün yerine eş anlamlısının getirilmesi anlatım bozukluğu yaratır.

b) Bir deyimin ilettiği anlamla, cümlenin taşıdığı anlam arasında bir uyumsuzluğun olması anlatım bozukluğuna neden olur.(Yanlış anlamda kullanılması)

Örnekler:

  1. Deyimin biçimce bozulması

Bir koyundan iki deri çıkmaz.

Bir koyundan iki post çıkmaz.

 

Haydi bakalım seç pirincin taşını.

Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını.

 

Tüm itirazlara göz yummuştu.

Tüm itirazlara kulak tıkamıştı.

 

Nabza göre şurup verdi.
Nabza göre şerbet verdi.

 

Belaya rastlamak

Belaya çatmak

 

  1. Deyimin yanlış anlamda kullanılması:

O her telden çalar, her konuda rahatça konuşur.(Yanlış)
O her telden çalar, her konuda bilgi sahibidir.

 

Ona ayak bağı oluyor, işini çabuk bitirmesini sağlıyordu.(Yanlış)

Ona ayak bağı oluyor, işini bitirmesini engelliyordu.(Doğru)


Ona yardım et, elinden geleni ardına koyma.(Yanlış)

Onu mutlaka yen, elinden geleni ardına koyma(Doğru)

 

Çok savruktu, harcama yaparken kılı kırk yarardı.(Yanlış)
Çok tutumluydu,harcama yaparken kılı kırk yarardı.(Doğru)

 

Sevda Hanım’a bu mahalledeki bütün kadınlar dert yakınır, sorunlarını anlatır.(Yanlış)
Sevda Hanım’a bu mahalledeki bütün kadınlar dert yanar, sorunlarını anlatır.(Doğru)

 

  1. Anlam Belirsizliği

Anlam belirsizliği özellikle tamlayan eksikliğinden ve (,) işaretinin kullanılmamasından kaynaklanır.

  1. Tamlayan eksikliği

Telefonda sesini alamadım.(Kimin?)
Hemen döneceğini söylediler.(senin)
Yarımada birinci olduğuna sevindim.(senin)

  1. Virgül Eksikliği: Bir cümleden iki ayrı anlamın çıkması istenmiyorsa virgül işaretinin gereken yerde kullanılması gerekir.
    Bu durumla daha çok işaret zamiriyle adlaşmış sıfatların bir addan daha önce kullanıldığı cümlelerde karşılaşılır.
    Örnekler

Eşinin () yüreğindeki mutsuzluğu gidereceğimi biliyordu.

O ( ) giysiyi her zaman giymez.

Dışarıda o ( ) arkadaşıyla sohbet ediyor.

Taş ( ) duvarın üzerinde çok belirgin görünüyordu.

Genç ( ) saçlarına ak düşmemiş şiirimize, hikâyeciliğimize taptaze bir hava getiren isimlerdi bu saydıklarım.

 

DİLBİLGİSİ YANLIŞLIKLARINDAN KAYNAKLANAN ANLATIM BOZUKLUKLARI

               Duygu ve düşüncelerin okuyan ve dinleyen tarafından tam ve doğru kavranması dilin, doğru kullanılmasıyla olanaklıdır. Doğru anlatım ise dil bilgisi kurallarına uyan gerektiğinde süsü araç olarak kullanan anlatımdır.

               Temel iletişim yollarından biri cümledir. Türkçe cümle kuruluşu kurallara bağlanmıştır. Bu kuruluş sırasında bütün unsurlar yükleme mantıklı ve anlamlı bir biçimde bağlanmalıdır. Bu kuruluşun mantığı bozulduğunda veya unsurlardan biri eksik kullanıldığında anlatımdaki esas amaç olan iletişimde sıkıntılar oluşur, anlatım bozukluğu ortaya çıkar.

               Dil bilgisine dayalı yanlışlar şunlardır:

  1. Özne-Yüklem Uyuşmazlığı:
  1. Soyut ve cansız varlıklar, organ, zaman, bitki ve hayvan adları çoğul durumda olursa yüklem tekil olur. Ayrıca “bir”in üzerinde sayı sıfatlarıyla kurulan tamlamalar özne olursa yüklem “tekil” olur.

Örnek: Beş üniversite öğrencisi alt kata taşınmış.

Miktar anlamı taşıyan belgisiz zamirler veya sıfatların özne olduğu cümlelerde yüklem tekil olur.

Özne

Yüklem

Herkes

Tekil

Hepsi

Çoğu

Birçok kimse

Hiç kimse

              

 

Yukarıda belirtilen özelliklere uyulmaması durumunda anlatım bozukluğu oluşur.

Örnek:

O kurumda eğitim görmüş herkes, saygılı, hoşgörülü ve esnek olmak gibi çok önemli erdemler kazanmışlardır.(Yanlış)
O kurumda eğitim görmüş herkes, saygılı, hoşgörülü ve esnek olmak gibi çok önemli erdemler kazanmıştı.(Doğru)

  1. Kişi yönünden Özne –Yüklem Uyumu

Öznenin kişi zamiri olduğu cümlelerde özne kaçıncı kişiyse yüklemde o kişiye göre söylenir.

Örnek:

O, küçücük elleriyle resim çiziyor.

 

Birden çok öznenin olduğu cümlelerde öznelerden biri, birinci tekil(ben) ya da birinci çoğul zamiri(biz) ise yüklem birinci çoğul kişi olur.

Örnek:

Ben, annem ve babam birbirimizi çok severiz.

 

Birden çok öznenin olduğu cümlelerde öznelerden biri, birinci tekil (Ben) diğeri ikinci çoğul kişi zamiri ise (siz), yüklem birinci çoğul kişi olur.

Örnek:

Ben ve siz bu işi yapabiliriz.

Örnek

O akşam ben kendi odama, Fatma da kendi odasına çekilmişti.

  1. Özne Eksikliği

Özne eksikliğinden doğan anlatım bozukluğu sıralı bağlı cümlelerde görülür. İlk cümlenin öznesi birinci yükleme uygunken ikinci cümlenin yüklemine uygun olmayabilir. Bu durumda bozukluk ikinci cümlenin yüklemine uygun özne kullanılarak giderilebilir.

Örnek:

Tartışma sırasında kaşları çatılmış, birden ayağa kalkmıştı. (Kim ayağa kalktı?)

Kardeşimin uykusu erkenden gelir, yatağına giderdi.(Kim yatağa gidiyor?)

Kazada yaralananların tedavisi hastanede yapıldı ve taburcu edildi.

Hiç kimse ona gerçeği anlatmamış; yalan yanlış sözlerle oyalamışlardı.

  1. Yüklem Yanlışlığı

İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır.

Yüklem yanlışları, yüklem eksikliği ile özne-uyuşmazlığı ve yüklemler arasındaki çatı uyuşmazlığı olmak üzere üçe ayrılır.

  1. Yüklem eksikliği

Sıralı bileşik cümlelerde görülür. Bu yanlışlık kullanılması gereken eylemin ya da yardımcı eylemin kullanılmaması ile oluşur.

Örnek

Sınavın sorularını öğretmenler, soruların denetimini ise bölüm başkanları yapıyor.

(sorular yapılmaz hazırlanır. Ortak yüklem yanlış)

 

Biraz da iyi ya da iyi olmayan hastaların yakınları doktoru arıyor.

(iyi den sonra ‘olan’ yardımcı fiili getirilmeli)

 

Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.

İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.

(İş konusunda ben onuetkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.)

Hava açık; ama sıcak değildi.

(Hava açık; ama sıcak değildi.)

  1. Yüklemlerin uyuşmazlığı
    Sıralı cümlelerde yüklemler kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmalıdır.. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. Özneleri farklı olan sıralı cümlelerde yüklemlere getirilen kişi ekleri, ortak düşünülmemelidir. Bu cümlelerin yüklemleri, farklı öznelerine uygun kişi ekleri almalıdır.
    Örnek :
             Siz kitap okuyacak, biz de denize gireceğiz.
            (Siz kitap okuyacaksınız, biz de denize gireceğiz.)

     

 O öyküyü okuyor, biz de onu dinliyorduk.

 (O öyküyü okuyordu, biz de onu dinliyorduk.)

Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.

(Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.)
 

Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.

(Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.)
 

Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.

(Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.)

 

  1. Çatı Uyuşmazlığı

Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Diğer bir deyişle eylemsi ve eylemin aynı çatıda olması gerekir.
Örnek:

Sınıfa öykü ve şiir kitapları getirilerek öğrenciler onları derste okudular.

(Sınıfa öykü ve şiir kitapları getirilerek öğrencilere okundu.)

 

Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.

(Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.)

 

Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.

(Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.)

  1. Nesne Eksikliği

Nesne ile ilgili yanlışlıklar kimi zaman nesne eksikliğinden, kimi zaman da ortak nesneye bağlanamayacak yüklemler kul­lanılmasından kaynaklanır.
       Nesne yanlışları fiil (eylem) cümlelerinde görülür; isim cüm­lelerinde nesne bulunmaz.
Nesne eksikliği ile ilgili yanlışlıklar, daha çok çift yüklemli cümlelerde ortaya çıkar. Bu cümlelerde birinci yüklem ya bir isim ya da geçişsiz fiil olur; ikinci yüklem geçişli fiil (nesne alabilen fiil) olduğu halde nesne kullanılmamışsa cümlede nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozuk­luğu olur.

"...(I.) yüklem ................ (II.) yüklem

İsim ya da Geçişli fiil, ama

geçişsiz fiil nesnesi yok

* "Adamın yüzüne dikkatle baktı, ama tanıyamadı. "

Yüklem Yüklem

"Baktı" fiili geçişsizdir, bu fiil için nesne gerekmez.

"Tanıyamadı" fiili geçişlidir, bu fiilin nesne alması gerekir.

"Tanıyamadı"dan önce "adamı" ya da "onu" sözcüğü nesne olarak yer almalıdır.

* "Bu iki resim arasında yedi fark var; 30 saniyede bul­malısınız."
İlk cümlenin yüklemi (var) bir isim; bu cümlenin nesneyle işi olmaz. İkinci yüklem (bulmalısınız) bir geçişli fiil olduğu halde nesne kullanılmamış ve anlatım bozukluğu ortaya çıkmış. Cümle

"...bu farkları/onları 30 saniyede bulmalısınız." biçimine getirilmeli.

* "Bu adam her konuda çok inatçı; bu yüzden kimse sevmiyor."
Bu cümlede de birinci yüklem (inatçı) isim; bu cümlede nesne olmaz. İkinci yüklem durumundaki "sevmiyor" geçişli bir fiildir, bu fiil için bir nesnenin olması gerekir. Cümle
"...bu yüzden, kimse onu sevmiyor." biçimine getirilmeli.

Aşağıdaki cümlelerde de nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu vardır.

* "Pul biriktirmeye nasıl başladınız, kaç yıldır sürdürüyor­sunuz?"
"...bu işi kaç yıldır sürdürüyorsunuz." olmalı.

* "Adamın getirdiği yazıya bir göz attı ve hemen imzalayıp geri verdi."
"ve yazıyı hemen imzalayıp geri verdi" olmalı.

* "Sizin işinize biraz sonra başlayacaklar, yarım saatte bitirirler.
"işinizi yarım saatte bitirirler." olmalı.

* "Derste anlatılan konu çok karışıktı, bu yüzden kimse anlamadı."
Yüklem yüklem
I. yüklem ad soyludur, nesne alamaz. II. yüklem durumundaki "anlamadı" fiili geçişlidir, bu fiilin nesne alması gerekirdi, nesne almadığı için cümlede anlatım bozukluğu vardır.
Cümleye nesne getirilmeli, cümle şöyle olmalıdır:
"... bu yüzden konuyu/anlatılanları kimse anlamadı."

* "Raftan aldığı kitaba önce bir göz attı, sonra oturup uzun uzun inceledi."
İlk cümlenin yüklemi olan "göz attı" bir geçişsiz fiildir; bu cümlede nesne olmaz.
İkinci cümlenin yüklemi olan "inceledi" fiili geçişlidir; ancak cümlede nesne yoktur. Bu durum anlatım bozukluğuna yol açmıştır. Cümle,
"... sonra oturup kitabı uzun uzun inceledi." biçimine getirilmelidir.

* "Bu su çok soğuk: ben içemem."
yüklem yüklem
İki yüklemli bir cümle. Yüklemlerden birincisi isim; dolayısıyla bu yüklemin olduğu cümlede nesne olmaz. İkinci yüklem bir fiil. "İçemem" fiili "neyi, kimi" sorularına cevap verir; yani nesne alabilir. Yüklemden önce bir nesne olması gerekirdi. Cümle,
"... ben bunu/bu suyu içemem." biçimine getirilmeli.

* "Dün, yeni bir yazısı geldi; ama henüz okuyamadım." Birinci yüklem geçişsiz (nesne almayan) bir fiil, ikinci yüklem geçişli olduğu halde cümlede nesne yok. İlk cümlede geçen "yeni bir yazısı" sözü, ikinci cümlenin nesnesi gibi düşünülmüş; hâlbuki bu söz ilk cümlede özne görevindedir.

* "Az önce burada bir kitap vardı; nereye kaldırdınız? "
 "... onu nereye kaldırdınız?" olmalı.

* "Bu kaban belki çok kaliteli; ama ben beğenmedim."
"... ama ben onu/kabanı beğenmedim." olmalı.

* "Önüne gelen belgedeki fotoğrafa bir baktı ve hemen imzaladı."
"... ve hemen belgeyi imzaladı." olmalı.

5- Dolaylı Tümleç Eksikliği

      Bu tür yanlışlar da genellikle sıralı ve bileşik cümlelerde görülür. Bu tür cümlelerde de yine geçişli ve geçişsiz eylemlerin bir arada yüklem olarak kullanılması bozukluğa neden olur..

* Ablasını çok seviyor ve saygı duyuyordu.

*Babasını çok seviyor ve (ona) saygı duyuyordu.

Dolaylı tümleç yanlışı bazen yüklemlerin farklı nitelikte dolaylı tümleç istemesinden oluşur. Bu tür cümlelerde her iki yüklem de geçişsizdir.

*İnsan dünyaya ağlayarak gelir,(dünyadan) inleyerek gider.

Bu cümlede her iki yüklem geçişsizdir. İkinci yüklem ayrılmalı dolaylı tümleç istemektedir. Bu yüklem yönelmeli dolaylı tümlece bağlanınca anlatım bozukluğu oluşmuştur.

6- Tamlama Yanlışları

Bir cümlenin kuruluşu sırasında söz öbeklerinden de yararlanılır.Bu söz öbeklerinden anlatım bozukluğuna neden olanlar arasında ad ve sıfat tamlamaları vardır. Burada özellikle “tamlanan”ın bir sıfat ve ad tamlamasıyla ortak kullanımı ‘tamlama yanlışı’nı oluşturur.

*Özel ve devlet liseleri aynı tarihte eğitime başlayacak.

      Bu cümlede ‘devlet liseleri’ ad tamlamasıdır ve kuruluşu doğrudur. Ancak buradaki tamlanan (liseleri ‘özel’) sıfatına bağlanarak sıfat tamlaması yapılmaya çalışılmış ve bu şekilde bir anlatım bozukluğu ortaya çıkmıştır.

Doğrusu :

       Özel liseler  ve devlet liseleri aynı tarihte eğitime başlayacak.

7 – Ek Yanlışları

       Ek yanlışları, cümlede sözcüklerin yükleme bağlanışları sırasında çekim ve yapım eklerinin yanlış ya da gereksiz kullanımlarından kaynaklanır.

*Kitap okumasını çok severdi.

Bu cümlede nesne görevli sözcüğe gereksiz yere ‘iyelik eki’ eklenmiştir. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır.

*Kitap okumayı çok severdi.

Bazen de ekin gereksiz kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğu oluşur.

*Bizim sokaktaki çıkan yangından herkes korkmuştu.

Bu cümledeki yapım eki olan “-ki” gereksiz kullanılmıştır. Doğrusu:
*Bizim sokakta çıkan yangından herkes korkmuştu.

Başa Dön

 

Kaynak: TDK