Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı Genel Özellikleri

     

        Dünyada ilk örneğini 1605’te İspanya’da Cervantes’in Don Quijote adlı eseriyle verdiği roman türü oluşumunu henüz tamamlamamış bir edebi türdür. Bizde ilk örneğini 1862’de Namık Kemal’in İntibah romanı ile verdiğini düşündüğümüzde Batı edebiyatı ile Türk Edebiyatı arasında bu türün oluşumu açısından yaklaşık iki yüz elli yıllık bir zaman farkı olduğu görülür.  Büyük mucit Johann Gutenberg’in 1447’de icat ettiği metal ve yeniden dizilebilen matbaasıyla; İbrahim Müteferrika’nın 1720 yılında kurduğu matbaa arasında da tarihsel olarak iki yüz yetmiş yıl olduğu düşünülürse roman matbaa arasında bir paralellik olduğu görülür. İlk roman Avrupa’da matbaanın icadından yüz elli yıl sonra, Osmanlıda ise ilk matbaanın kurulmasından yüz kırk yıl sonra verilmiştir. Sonuç olarak diyebilirizki edebi türler arasında en yenisi olan roman, matbaanın bulunması ve görece geniş bir kentli okur kitlesinin ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.

                Avrupa’da romanstan romana geçişle gerçekleşen bu süreç bizde de doğal olarak mesnevilerden ya da halk hikâyelerinden, Danişmendname, Saltukname, Dede Korkut Hikâyeleri vb. eserlerden romana doğru bir geçiş olmalıydı. Ancak bizde Şemseddin Sami ve Şinasi ile yerli kaynaklardan yola çıkan Türk romanı Namık Kemal ve Halid Ziya’nın romanlarıyla doğrudan Batı Edebiyatını taklide yönelmiştir.  Bu yabancılaşma bir yandan Türk romanının konusu olurken diğer yandan Türk romanının önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.

                Cumhuriyet dönemi Türk romanına baktığımızda da yazılan bazı eserlerin dünyadaki örneklerinden hareket ettiğini bazı eserlerin de yerli kaynaklara yaslanmaya çalıştığını görürüz.

              Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun roman örneklerini bu yıllarda veren yazarları bu dönemin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirilir. Yazarlar toplum gerçekleri yansıtmaya, sorunlarına çözüm getirmeye çalışırlar, fakat daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini yansıtmak çizgisinde kalırlar.

        1930-1940 yılları arasında yazarlar toplum gerçeklerini, II. Abdülhamit döneminden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı yıllarını konu olarak işlerler. 1940'lı yıllarda romanlarda İkinci Dünya Savaşı yıllarında konularda toplumsal kaygı ağırlık kazanır, toplumsal konular çeşitlenir. Edebiyatımızda "köy edebiyatı" başlar, köy ve köylünün sorunları dile getirilir.

           1950'li yıllarda İkinci Dünya Savaşı yıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başlarlar. Aynı yıllarda Yeni Milliyetçi anlayışla Nihat ATSIZ’ın romanları yayımlanır. Ancak İsmet İnönü’nün 19479 yılında yaptığı sert konuşma ile dışlanan milliyetçi yazarlar bu tarihten sonra sürekli ırkçı, turancı olarak suçlanıp görmezden gelindiler. Toplumsal gerçekçi yazarlarda özellikle Türkiye’nin Nato’ya girişinin ardından ABD etkisiyle ülkede başlayan “komünist düşmanlığı” nedeniyle sayısız soruşturmaya maruz kaldılar.

         1960'lı yıllarda 60 İhtilali sonrası oluşturulan özgürlük ortamında toplumcu genç yazarlar konuları çeşitlendirirler, geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçları ele alınır. Çeşitli dergilerde edebi çalışmalarını sürdüren milliyetçi yazarlar ise romanlarında bir yandan Türk tarihinin çeşitli dönemlerini konu edinirken bir yandan da Türkiye dışında yaşayan Türkleri konu alan eserler yazıyorlardı.

       1970-1980 yılları arasında roman yazarları ve konu türlerinde büyük bir artış gerçekleşti. Yazarların sıkıntısını çektikleri 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alındı. Yeni Milliyetçi anlayışla yazan Hüseyin Nihal ATSIZ, Emine IŞINSU, Coşkun ERTEPINAR, Necmettin ESİN, Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU gibi belgelere dayanarak yazılan tarihsel romanlarla birlikte Almanya'ya göçün değişik bir yanıyla girdiği romanlar yazıldı. Türkiye'den Almanya'ya getirilen çocukların dil sorunları, anne babalarının iş yaşamlarında karşılaştıkları sorunları, sıla özlemi, Alman topluluğuna uyum sağlamada çekilen sıkıntılar anlatıldı.

      1980-90 yılları arasında aileden hareket ederek, 1900'lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye'nin toplumsal yaşamından kesitler verilir. Özyaşam öyküsü romanı özelliği taşıyan romanlar yazılır. 12 Eylül 1980 öncesi olaylarından kesitler verilir. Yetmişli yılların gençliğini sorgulanır. İnsanların alın yazılarına egemen olmak için gösterdikleri çaba, köyden kente göç ile köylülerin kentte içine düştükleri çıkmazlar, kadın sorunları anlatılır. Roman klasik yapısından uzaklaştırılır, yeni bir kurgu kazandırılır. Yazarlar, belgelere dayanarak tarihe yönelir. Din içerikli romanların sayısındaki artma oluyor. Günümüzde Türk romanların değişik Batı dillerine çevrilmesi Türk romanındaki gelişmenin ölçüsünü gösterir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Roman (1923-1950)

      Millî Edebiyat sanatçılarının da eser vermeye devam ettiği Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında daha çok, gözlemci gerçekçiliğe dayalı romanlar yazılmıştır. Bu dönemde sanatçılar romanlarında Cumhuriyet devrimlerini, yeni kurum ve değerleri ele alan romanlar yazmıştır.

      1923-1950 arasında roman, farklı biçim ve tekniklerle gelişerek Türk edebiyatındaki varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban, Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fahim Bey ve Biz, Çamlıca’daki Eniştemiz; Peyami Safa’nın DokuzuncuHariciye Koğuşu, Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı eserleri roman türünün tanınmış örneklerindendir.

       Yaban, Türk edebiyatında Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen romanlardan biridir. Yazar, bu eserini Millî Mücadele sırasında yaşayıp gördüklerinden yararlanarak yazmıştır. Romanda Anadolu coğrafyasının hazin manzarası eşliğinde köylünün içinde bulunduğu yozlaşma ve sefaleti anlatmıştır: Köylülük hayatımın bir türlü katlanamadığım ve hâlâ halledemediğim en zor tarafı temizlik sorunudur...

      “Burada suyu bulmak için her gün ta çaya kadar gitmek gerekiyor. Çayın suyu ise bir akar balçıktır. Gerçi köyün içinde su yok değildir. Fakat, gerek kuyunun, gerek çeşmenin başı, her gün sabahtan akşama kadar doludur. Apdest alan ihtiyarlar, evlerine su taşıyan kadınlar, kızlar ve akla sığmayacak derecede pis oyunlarla oynayan çocuklar hep oradadır. Bazı, çaya kadar gitmekten üşenen kadınların da çamaşırlarını çeşmenin yalağında yıkadıkları olur.”

      Yazar toplumun içinde bulunduğu olumsuz durumdan Anadolu’yu yüzyıllarca ihmal eden Türk aydınını sorumlu tutmuştur.

Cumhuriyet Dönemi’nde Roman (1950-1980)

      1950-1980 arasında roman türü farklı eğilimlerle (toplumcu gerçekçi, bireyin iç dünyasını esas alan, modernist, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan) gelişimini sürdürmüştür. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt gibi toplumcu gerçekçi yazarlar; toprak kavgaları, tarımın makineleşmesi, köyden kente göç gibi toplumsal konuları romanlarında ele almışlardır.

     Peyami Safa, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Samiha Ayverdi bireyin iç dünyasınıesas alan romanlar yazmışlardır.

     Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu modernist çizgide romanlar vermişlerdir.

     Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Bahaeddin Özkişi, Münevver Ayaşlı, Emine Işınsu, Sevinç Çokum millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan romanlar yazmışlardır.

    Kemal Tahir’in Devlet Ana, Yorgun Savaşçı; Orhan Kemal’in Cemile, Murtaza; Yaşar Kemal’in İnce Memed, Yılanı Öldürseler; Fakir Baykurt’un Tırpan, Yılanların Öcü; Peyami Safa’nın Yalnızız; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü; Tarık Buğra’nın Küçük Ağa, İbişin Rüyası; Yusuf Atılgan’ınAylak Adam, Anayurt Oteli; Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar, Bir Bilim Adamının Romanı; Ferit Edgü’nün Hakkâri’de Bir Mevsim; Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü, Bir Düğün Gecesi; Hüseyin Nihal Atsız’ın Ruh Adam; Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kilit, Çatı; Bahaeddin Özkişi’nin Sokakta, Köse Kadı adlıeserleri bu dönemde roman türünün tanınmış örneklerindendir.

      Orhan Kemal’in toplumcu gerçekçi anlayışla yazdığı Murtaza adlı roman, 1952 yılında önce gazetede tefrika edilir ve aynı yıl kitap olarak yayımlanır. Eser eklemeler yapılarak 1969’da yeniden yayımlanır.

      Büyük ilgi gören roman 1965’te Murtaza, 1984’te ise Bekçi adıyla iki kez sinemaya uyarlanır; tiyatro eseri olarak da sahnelenir. Romandaki olaylar, II. Dünya Savaşı sonrasında, Adana’da geçmektedir. Yazar; bu eserinde bir fabrikada gece kontrolörü olan, görevini her şeyin üstünde tutan, saf bir adam çevresinde gelişen olayları toplumcu gerçekçiliğe bağlı kalarak yansıtmıştır.