Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri Genel Özellikleri

     

       Cumhuriyet Dönemi’ndeki toplumsal değişimler edebî türlerin hepsine yansımıştır. Şiir de bu toplumsal değişimlerle beraber değişip gelişmiştir. Cumhuriyet Dönemi şiirinde birbirini izleyen, birbirine tepki olarak doğan, gelişen farklı şiir anlayışları ortaya çıkmıştır. Türk şiirinin hem içerik hem de şekil yönünden köklü bir değişikliğe uğramasına zemin hazırlayan bu anlayışlardan birisi saf şiir anlayışıdır.

       Saf şiir anlayışı, Türk edebiyatında özellikle 1940-1960 yılları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil gibi sanatçılarla önemli bir şiir geleneği hâline gelmiştir. Saf şiir, şiirde dili her şeyin üstünde tutmuş ve divan şiirinin biçimci yapısından da etkilenmiştir. Bu anlayışla yazılan şiirlerde ahenk, güzel ve etkili söyleyiş önemlidir. Bu şiir geleneğinde amaç, dilde saflaşmayı sağlayarak rahat söyleyişi bulabilmektir. Saf şiirde siyaset ve toplumcu görüşler şiirin dışında bırakılmıştır. Masal, rüya, mit, zaman gibi düşsel temaların yanı sıra aşk, ölüm, ayrılık, yalnızlık gibi bireysel temalar da bu şiirlerde sıklıkla işlenmiştir. Saf şiir sanatçıları, şiirselliği sadece ölçü ve kafiyenin gücünde değil imgelerin yeniliği, tazeliği, şiirde seçtikleri kelimelerin oluşturduğu ses ve uyum zenginliğinde aramışlardır. Öncülüğünü Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim’in yaptığı saf şiir anlayışının oluşmasında Fransız edebiyatında ortaya çıkan sembolizm akımının etkisi vardır.   Sembolizm, şiirde gerçekçiliği savunan parnasizm akımına bir tepki olarak XIX. yy.ın sonlarında ortaya çıkmıştır. Sembolist sanatçılar, şiirde kendi izlenimlerine ağırlık vermişler; biçimi, anlam kapalılığını, ahengi, müzikaliteyi her şeyden üstün tutmuşlardır. Duyguları kelimelerin ses değeriyle sezdirme, onların şiirlerinin başlıca özellikleridir. Dış dünyadan algıladıklarımız sembolizme göre dış gerçekliğin kendisi değil onlarla ilgili birtakım izlenimlerdir. Bu da kişiden kişiye değişen bir olgudur. Bu durum şairin algılarını kendi iç dünyasına çevirmesini sağlar. Ancak onlar iç dünyalarını simgelerle anlatmışlardır. Açıklığa değil kapalılığa, anlatmaya değil sezdirme ve telkine yönelmişlerdir.

       Charles Baudelaire (Şarl Bodler), Arthur Rimbaud (Artür Rembo), Paul Verlaine (Pol Verlen), Stephane Mallarme (Stefan Malarme), Paul Valery (Pol Valeri) dünya edebiyatında sembolizmin öncü isimleridir. Türk edebiyatında ise Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas şiirlerinde sembolizm akımının etkilerinin görüldüğü sanatçılardır.

       Toplumcu gerçekçi şiir; bir düşünceye ve ideolojiye bağlı kalarak halkın çektiği sıkıntılara ve yoksulluğa değinen, kimi zaman insanlara çözüm yolları gösteren, tüm insanlığın mutlu olacağı güzel bir geleceğe işaret eden şiir anlayışıdır. Toplumcu gerçekçi şairler şiirlerinde, o güne kadar değinilmemiş konulara ve kavramlara yer vermişlerdir. “Halkçılık, köycülük, hümanizm” gibi fikirler bu sanatçıları etkilemiştir. Toplumcu gerçekçilere göre sanat, toplumu sadece yansıtan bir ayna değildir; aynı zamanda toplumu değiştirecek araçlardan da biridir. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyat’ında toplumcu gerçekçi şairlerin ilk kuşağı Nâzım Hikmet kuşağı olarak adlandırılan ve İlhami Bekir Tez, Ercüment Behzat Lav, Hasan İzzettin Dinamo, Nail V., Va-Nu gibi şairlerdir. Bu kuşak şairlerin eserlerinde Nâzım Hikmet’in şiirlerinin içerik ve biçim özelliklerinin etkileri öne çıkmıştır.

       1940’lı yıllarda toplumcu gerçekçi tarzda şiirleriyle tanınan şairler Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmed Arif, Enver Gökçe, A. Kadir, Rıfat Ilgaz, Ceyhun Atıf Kansu, Ömer Faruk Toprak, Attilâ İlhan gibi isimlerdir.

       Cumhuriyet’ten önce ortaya çıkan Millî Edebiyat anlayışı Cumhuriyet kurulduktan sonra da etkisini devam ettirmiştir. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda “Millî Edebiyat Anlayışını Yansıtan Şiir” olarak adlandırılan bu gelenek, folklor ve milliyetçilik gibi iki önemli kaynaktan beslenmiştir. Millî Edebiyat anlayışını sürdüren sanatçılar ve ortaya koydukları eserler “Memleket Edebiyatı” adıyla da bilinmektedir.

       Millî Edebiyat anlayışını sürdüren şairler içerisinde “folklor”dan en çok yararlanan temsilcilerden biri Ahmet Kutsi Tecer’dir. Şairin şiirlerinde, bu kuşağın eserlerinde genel olarak öne çıkan ve halk şiirinden alınan biçimsel özellikler önemli yer tutmuştur. Hece ölçüsü, nazım şekilleri, halkın konuştuğu sade dil, bu kuşağın şiirlerinde kullanılmaya devam etmiştir.

       Millî Edebiyat anlayışını yansıtan şair kuşağı içerisinde Arif Nihat Asya ile birlikte Kemalettin Kamu, Ömer Bedrettin Uşaklı, Zeki Ömer Defne, Ahmet Kutsi Tecer, Behçet Kemal Çağlar, İbrahim Alaettin Gövsa, Orhan Şaik Gökyay, Necmettin Halil Onan gibi sanatçılar yer almıştır.

       Adını üç şairin şiirlerinin yer aldığı ve 1941 yılında yayımlanan Garip adlı kitaptan alan Garip akımı, daha sonra “Birinci Yeni” adıyla da anılmıştır. Garip şairleri geleneksel şiirde yer alan kafiye, redif, ölçü gibi ögelerin önemsiz olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre edebî sanatlar ve konuşma dilinden farklı, süslü bir edebiyat dili gereksizdir. Bu anlayışa göre şiir, halkın konuştuğu sade dille ve halka ait söyleyişle yazılan ve anlamı öne çıkaran bir nitelikte olmalıdır. Orhan Veli Kanık’ın  şiirinde de görüldüğü gibi Garip şairlerine göre şiir, sıradan insanları ve onların hayatını konu edinmeli; sanattan, süslü söylemlerden uzak olmalıdır. Garip şiir anlayışında okuru “şaşırtma” öne çıkan ögelerden biri olmuştur. Garip şairleri, kendilerine yöneltilen eleştirilere karşı nasıl bir şiir anlayışını savunduklarını ortaya koymak için Garip adlı kitaplarına “Garip Bildirisi” olarak tanınacak ön sözü eklemişlerdir.

 Garip akımı içinde yer alan şairler Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat Horozcu’dur.

       II. Yeni ise kapalı bir anlatımı tercih etmiştir. Kapalı anlatım da beraberinde hayal gücüne dayalı çok anlamlılığı getirmiştir. Bu anlayıştaki şairler anlamdan kurtulmak, soyutluğu sağlamak için duyulmadık yeni kelimeler de üretme yoluna gitmişlerdir. Yeni tamlamalar uydurup kelimeleri temel anlamlarından uzak bir anlam örgüsü içinde kullanmaya ağırlık vermişlerdir. İkinci Yeniler, kelimeler arasındaki anlamsal bağlantıları kopararak yeni görüntüler oluşturma yolunu seçmişlerdir. İkinci Yeni şiirinde anlaşılırlık yerine kapalılık, somut yerine soyut kavramlar gelmiştir. Biçime ve imgeye öncelik veren bu anlayış, konuşma dilinden ve halk dilinin ortak değerlerinden uzaklaşmıştır. İkinci Yeni şairleri; şiiri, çağrışım yönünden zenginleştirmekle beraber toplumdan geniş ölçüde uzaklaştırmıştır. Bu şairler şiirde benimsedikleri dille, yaşanan gerçekler arasındaki bağlantıyı koparmıştır. İkinci Yeni’nin günlük konuşma dilinden farklı, kapalı yapısı divan şiiri geleneğine benzetilmiştir.

       İkinci Yeni şiiri, Garip akımına tepki olarak ortaya çıktığı için İkinci Yeni şairleri onların tam tersi bir anlayışı benimsemişlerdir. Örneğin Garip şairleri; şiirin resim, müzik gibi sanatlarla iç içe olmasına ve onlardan yararlanmasına karşı çıkarken İkinci Yeni bunun tam zıddı bir tutum takınmıştır. İkinci Yeni şairleri, Garip şiirinde sık sık karşılaşılan alay, şaşırtmaca ve tekerlemeden uzak durmuşlardır. Garip şairleri sıradan insanın yaşamını günlük konuşma diliyle anlatmayı amaçlarken İkinci Yeni şairleri soyut konuları işleyerek eğitimli, seçkin bir okur kitlesine hitap etmişlerdir.

       Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Ülkü Tamer gibi sanatçılar İkinci Yeni şairi olarak tanınmışlardır. İkinci Yeni şiir anlayışının gelişmesinde XX. yy.da ortaya çıkan sürrealizm ve dadaizm akımları etkili olmuştur.

      1960 sonrası toplumcu eğilimleri yansıtan şairler, şiirlerinde “yerleşik düzene eleştiri, sınıfsal sorunlar, kadın, doğa, kentleşme sorunları” gibi temaları öne çıkarmışlardır. Bu şairler şiirlerinde kimi zaman anlamı öne çıkaran, açık ve sade bir üslubu tercih ederken kimi zaman da İkinci Yeni’nin imgeli, kapalı şiir anlayışından etkilenmişlerdir. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda İsmet Özel, Gülten Akın, Süreyya Berfe, Özkan Mert, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram 1960 sonrası toplumcu gerçekçi şairler olarak tanınmışlardır.

       Şiirlerinde kullandığı üslup ve şekil bakımından İkinci Yeni şairleri arasında kabul edilen Sezai Karakoç, işlediği temalar bakımından İslami gelenekte yer alan önemli şairler arasındadır. Türk edebiyatında İslami geleneğin önemli şairlerinden Mehmet Akif Ersoy’un öncüsü olduğu bu çizgide Necip Fazıl Kısakürek ve ardından Sezai Karakoç, kendilerine özgü şiir anlayışlarıyla sonraki kuşakları etkilemişlerdir. Asaf Halet Çelebi, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil gibi isimler Türk edebiyatında dinî değerleri, geleneğe duyarlılığı ve metafizik anlayışı öne çıkaran bir anlayışa sahip sanatçılardır. Bu şairlerin eserleri, “mistik, metafizik, geleneğe yaslanan şiir” olarak da bilinmektedir.

       1980 sonrası Türk şiirinde şairlerin genel yaklaşımı “Türk şiirinin bir bütün olduğu, bu şiirin hiçbir ayrım gözetilmeden sahiplenilmesi gerektiği” şeklindedir. Bu dönemde “kent kimliği, şehirleşme” tema olarak öne çıkmıştır. 1980 sonrası şiir kuşağının en önemli özelliği tek bir şiir anlayışından değil, çeşitli şiir anlayışlarından söz edilebilmesidir. “Çok seslilik” bu kuşağın belirleyici özelliğidir. 1980 sonrası kuşakta politik ve toplumsal konular arka planda kalırken bireysel kaygılar ön planda olmuştur. 1980 kuşağı içinde yer alan şairlerin önemli bir kısmı, şiirin biçimsel ve sanatsal yönüne önem vermişler ve imgeyi ön planda tutmuşlardır.

       1980 sonrası Türk şiiri, gelişme ortamını dergilerde bulmuştur ve aynı dergide farklı şiir anlayışında şairler birlikte ürünler verebilmiştir. Bu kuşak için önemli dergiler olarak Üç Çiçek, Poetika, Şiir Atı, Fanatik, Sombahar, Broy, Yönelişler dergileri sayılabilir. Haydar Ergülen’in yayımlanmasında yer aldığı Üç Çiçek, uzun ömürlü olmasa da dönemin etkili dergilerinden biri olmuştur.

       Bu kuşakta yer alan şairler arasında Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, Metin Celal, Lale Müldür, Seyhan Erözçelik, Şavkar Altınel, Roni Marguiles, İhsan Deniz, Adnan Özer, Osman Hakan A., Akif Kurtuluş, Hüseyin Atlansoy, Enver Ercan, Turgay Fişekçi, Hüseyin Ferhad, Sina Akyol, Enis Batur, Şükrü Erbaş, Salih Bolat, Birhan Keskin, Ebubekir Eroğlu, Murathan Mungan, Küçük İskender, Metin Cengiz, Sunay Akın, Akgün Akova, Melisa Gürpınar, Ahmet Erhan, Yaşar Miraç sayılabilir.