Divan Şiirinin Geliştiği Sosyal Ortam

       

       “Marifet iltifata tabidir.” Sözü Divan Şiiri için söylenmiş gibidir. Osmanlı İmparatorluk mülkünün hangi köşesinde yetişmiş bir divan şairi olursanız olun değerinizin en iyi anlaşılacağı ve takdir edileceği yer İstanbul’dur. Bu yüzden yetenekli şairler İstanbul’a gelmenin bir yolunu arardı. Gelemeyenler de sancaklardaki şehzadelere veya paşalara yanaşırdı. Onlara yakın olmak, dost sohbetlerine girebilmek bu dönem şairlerinin eserlerinin çok satanlar listesine alınmasıyla bir tutulabilir.

                Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşamı ikiye ayırmak mümkündür. Sefer dönemi ve sefer dönüşü dinlenme ve hazırlık dönemi…Ordu bahar aylarında yağmurlar dinince (çoğunlukla mayıs sonları) sefere çıkar en geç yağmurlar başlamadan dönülmüş olurdu. II. Viyana seferinde kuşatmanın uzaması ve ordunun yağmurlu mevsime kalması kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasının nedenleri arasındadır. Padişah ve yanındakiler sancak mensupları da en geç Kasım ayında yerlerinde olurdu. Zaten bu mevsimden sonra düşman ordular da sefer yapamayacağı için yaklaşık altı aylık bir dinlenme dönemine girilirdi. Bu dönemde merkezde birikin işler yapılır. İdari ve ekonomik tedbirler alınır. Seferde başarılı olanlar ödüllendirilir, başarısızlar ya azledilir ya da idam edilirdi. Bunların mallarına el konurdu. Düğünler sünnetler yapılır, cemiyetler, cirit ve okçuluk müsabakaları düzenlenir, mevlitler okunurdu. Düzenlenen eğlenceler aracılığıyla halka bahşişler dağıtılır, hediyeler verilirdi. Yangın veya bir veba salgını olmadığı müddetçe mutlu bir dönem olurdu. Osmanlı İmparatorluğu’na seyahat düzenleyen seyyahlardan öğrendiğimiz kadarıyla bu dönemde bol miktarda davetler verilirdi. Padişah sadrazamı, sadrazam padişahı, sadrazam vezirleri, vezirler sadrazamı, padişah hepsini, hepsi padişahı…Derken hemen her gece bir konakta ya da sarayda toplanılır. Yemekler yenir. Sabahlara kadar süren sohbetler ve eğlenceler tertip edilirdi.(Nedim Lale Devri) Bir yandan da Dünyanın her yerinden elçiler ve hediyeleri kabul edilir, davetlere çağrılır elçi heyetlerinin her üyesine ayrı ayrı hediyeler verilirdi. Padişah (kimi zamanlar hanım sultanlar-Kösem Sultan gibi) kafes ardından sadrazam başkanlığında toplanan divanları izlerdi.

                Divan şairleri bu su sosyal hayatın özellikle sohbet ve eğlence kısımlarında yer alırdı. Korumasına girdikleri Padişah, sadrazam veya Paşa’nın kaderine kaderlerini bağlamış bir biçimde yaşarlardı. Onlarla birlikte bazen sefere çıkar, yükselir, azledilir, mallarına el konur, sürgün edilirlerdi. (Taşlıcalı Yahya) Genellikle aşk-şarap vs. temaları işlemelerine karşın bazen Nef’î gibi aykırı sesler çıktığında da bu sesler kısılırdı. Bazıları asker (Bağdatlı Ruhi) hatta Sivas hakimi Kadı Burhanettin gibi yiğit birer beylik sahipleriydi. Bazı padişahlar da divan yazmıştı. Kanuni(Muhibbî), Fatih Sultan Mehmet(Avnî), Yavuz Sultan Selim(Selimî)  iyi birer general oldukları kadar iyi birer şairdirler.

                 

        Divan şairlerinin bu güçlü adamların yanında durabilmek için onları abartılı bir biçimde övmekten(Kaside) kaçınmamışlardır. Dönemin zihniyetinde bu yanlış bir davranış olarak algılanmazdı. Şairler hediye ettikleri divan veya kasideden bir miktar kazanç sağlasalar da çoğunun kendine ait bir mesleği veya kendine ödül olarak verilen bir unvanı vardı: Kadı, naip(vekil), kazasker(Ordu hakimi), şeyhülislam, danişment(Kadı Yardımcısı), müderris ve hoca. Ayrıca zanaatkâr, esnaf hatta cambaz olanları da vardı (Süvarî). Şeyhî hekim, Nabi arzuhalci, Nefî muhasebeci(mukataa),Bakî kadı ve kazasker, Zatî çizmecidir(Sonradan kâtip).  

                Arap edebiyatından gelen bu gelenek 19. Yüzyıla kadar sürmüştür. Şinasi’nin Reşid Paşa için1858'de yazmış olduğu on altı beyitten oluşan kasidesine karşılık Namık Kemal  Hürriyete Övgü (Hürriyet Kasidesi) şiirini yazarak belki de bu geleneğe son noktayı koymuştu.