Edebiyat ve Dil

-A A +A

Edebiyatta dilin önemi nedir?

       Bilimlerdeki gelişmeler, doğal olarak her bilimin sınırlarının ve uğraş konularının ayrılması sonucunu doğurmuştur. Bu süreç, gerçekte öteden beri edebiyatın sahip olduğu temel niteliklerin hem başka bilimler karşısında hem de kendi içinde daha iyi anlaşılmasına yardım etmiştir. İnsanla ilgili türlü düşünce ve olguların yalnızca aktarılması noktasında kalan çabalar, gerçek edebiyatın varlığı için yeterli değildi. Çünkü, insanı bir biçimde ilgilendiren bir konunun edebiyattan başka sosyoloji, hukuk, psikoloji gibi daha birçok alanda da ele alınması mümkündü. Öyleyse edebiyatın, bu alanlardan farklı bir yönü olmalıydı. Onun temel niteliği, başka alanlarca da ortaklaşa işlenebilecek bir konuyu onların sahip olmadığı, bir bakıma olmaması gereken bir dilin süzgecinden geçirerek sunmasıdır. Demek oluyor ki, edebiyatın temel belirleyicisi dildir. Daha açık bir söyleyişle, dilin edebiyata özgü kullanılışıdır. Buradan hareketle, her bilim ve sanat dalının, kendi biçim ve özüne uygun bir dilinin olduğu sonucuna varırız. Matematik dili, felsefe dili, tıp dili, resim dili gibi.

       Edebiyatı, başka alanlardan farklı yapan “dil”in edebiyata katkısını kavrayabilmek için, edebiyatla bilimler arasında küçük bir karşılaştırma yapılabilir. Bilimler, somut gerçeğin peşindedir ve kendi dillerinin sembolleri olmasına rağmen, genellikle sembolik olmayan bir dil kullanırlar. Bu dil, bilimsel verilerin hiç olmazsa aynı alanın bilim adamlarınca, aşağı yukarı aynı biçimde anlaşılmasına yardım eder. Oysa edebiyat metinlerinde kullanılan dil, insanda heyecan, coşku ve estetik bir haz meydana getirme amacındadır. Böylece edebiyat eserlerinde, gerçeğe bağlı kalmak değil, edebiyat türlerine göre değişen oranlarda adeta gerçeği “yeniden üretmek” söz konusu olur. Gerçek edebiyat ürünleri de gerçeğin bu “yeniden üretim” aşamasında ortaya çıkarlar. Artık bu noktada, bilimsel anlamdaki “nesnel gerçeklik”ten değil, edebiyata özgü “edebî gerçeklik”ten söz edilebilir. Demek oluyor ki, bilimlerde, gerçeğe bağlı kalan bir dil bilimsel çabayı değerli yaparken; edebiyatta, gerçeği sanatkârın algılama biçimine göre aktaran bir dil, edebiyatın temel niteliğini oluşturuyor. Bu nedenle, edebiyat metinlerinde bir konunun, yalnızca bir problem olarak edebiyat metnine taşınmış olması yeterli değildir.

        Dil, edebiyatta belirleyici bir öge olduğuna göre, dili ölçü alarak edebiyatın tanımını yapabiliriz: Edebiyat, bir duygunun, bir düşüncenin, bireysel ya da evrensel plânda bir olgunun, kısaca insanın kendisi ve çevresiyle ilgili olabilecek her şeyin, insanda heyecan ve güzellik duygusu uyandıracak nitelikteki bir dil yardımıyla, sözlü ve yazılı olarak ortaya konulmasıdır. Bu durumda dil, edebiyatın sadece malzemesi değil, edebiyata malzeme konumundaki her türlü konunun en ileri derecede işlenmesini sağlayan etkili bir anlatım aracıdır.