Fuzuli

                

FUZÛLΠ( ? - Kerbelâ, 1556)

            Fuzûlî'nin hayatı hakkındaki bilgiler çok az ve yetersizdir. Asıl adının Mehmed, babasının Molla Süleyman, Fuzûlî'nin ise mahlası olduğu biliniyorsa da, nerede ve ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmiyor.

                Doğum yeri hakkında ileri sürülen görüşler, şuara tezkireleri ile şairin kendi eserlerine dayanılarak, yapılan tahmin ve yorumlardan ibarettir. Şairin Bağdat'ta doğduğunu ileri sürenler arasında Latifi, Ahdî, Aşık Çelebi, Sam Mirza ve Ali başta gelir. Hilleli olduğunu kabul edenler arasında Kınalızâde Hasan Çelebi, Süleyman Nazif, Muallim Naci, Faik Reşat, Şem-seddin Sâmî ve Prof. Gib'ten başka, ünlü edebiyat tarihçimiz Fuat Köprülü de yer alır. Fuzûlî'nin Kerbelâ’lı olduğunu iddia eden tezkireci Riyazî'den sonra bu teze Abdülbaki Gölpınarlı ile Abdülkadir Karahan da katılırlar. Başta Ata Terzibaşı olmak üzere Kerküklü birçok araştırmacı ve yazar ise, Fuzûlî'nin Kerkük'te doğup büyüdüğünü, ancak babasının memuriyeti dolayısıyla veya bir veba salgını yüzünden ailesi ile birlikte Bağdat'a göç ettiğini, anasının da Kerkük yöresinde yaşayan Bayat boyuna mensup olduğunu, bu bakımdan şairin Kerküklü sayılabileceği tezini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlerin hiçbirine katılmayan Hasibe Mazıoğlu, Fuzûlî'nin doğum yılı gibi, doğduğu yerin de kesinlikle belli olmadığını kabul etmiştir. Bütün hayatı boyunca Irak dışına çıkmadığı da anlaşılan Fuzûlî'yi, günümüze kadar canlılığını sürdüren Irak'taki Türk kültür coğrafyasına bakılırsa, Irak'ta varlık gösteren Türk toplumunun bir ferdi olarak kabul etmemek yanlış olur. Bu bakımdan şairi, Irak'ta Türklüğün beşiği sayılan Kerkük bölgesi kültür ortamının yetiştirdiği bir değer olarak görmek mümkündür.

         Fuzûlî'nin hayatı hakkında edinilen çok az bilgiler de, kendi eserlerinden sağlanmaktadır. Türkçe divanının önsözünde Irak-ı Arab'da doğup büyüdüğünü ve ömrü boyunca başka yerlere gitmediğini ifade eden Fuzûlî'nin doğum tarihi de belli değildir. Onun H.910 (M.1504) yılında doğduğu ve Hille müftüsünün oğlu olduğu yolundaki bilgiler, hiçbir tarihi belgeye dayanmaz. Farsça divanında Akkoyunlu hükümdarlarından Elvend Bey (ölümü 1504) için yazmış olduğu kasideden, o sırada en az 20-25 yaşlarında olduğu düşünülürse, şairin M. 1480 yılı dolaylarında doğmuş olabileceği tahmin edilebilir.

                Fuzûlî'nin iyi bir tahsil gördüğü, yaşadığı dönemin bütün ilimlerini öğrendiği eserlerinden an-laşılmaktar. Anadili Türkçe'den başka, Arapça ve Farsça şiirler yazacak kadar bu dilleri bildiği kabul edilmektedir. Türkçe ve Farsça divanlarının ön-sözünde, küçük yaşta şiir yazmaya başladığım, şiire olan eğiliminin doğuştan geldiğini, güzellerin şevkiyle şiirler yazdığını ve kısa süre içinde şairliğinin herkesçe kabul edildiğini, ancak ilimsiz şiirin temelsiz duvara benzeyeceğini, bu bakımdan şiirlerini bilgi ve hünerle temellendirerek, ömrü boyunca ilim kazanmak için çaba harcadığını yazar.

              Hayatı boyunca refaha kavuşamayan şair, sürekli yokluk ve fakirlik çekerek, rahat yüzü görmemiştir. 1534'te mukavemet görmeden Bağdat'a giren Kanunî Sultan Süleyman'a:

Geldi burc-ı evliyaya Pâdişâh-ı nâmdâr

mısra'ı ile tarih düşürdüğü bir kasidesini sundu. Fuzûlî için bu büyük bir fırsattı. Osmanlı ordusu kışı da geçirerek dört ay kadar Bağdat'ta kalacaktı. Orduda bulunan Hayalî Bey ve Taşlıcalı Yahya Bey gibi ünlü şairlerle de tanıştı. Bu iki şairin de Fuzûlî'ye nazireler yazmış olmaları, ondan etkilendiklerini ve sanatına karşı duydukları hayranlığı ifade eder. Osmanlı ordusunun Bağdat'ta kaldığı süre, aslında Fuzûlî için verimli olmuş, başta padişah olmak üzere, Sadrazam İbrahim Paşa'ya, Nişancı Celalzâde Mustafa Çelebi'ye ve Kazasker Kadri Çelebi'ye de kasideler sunmuş, yardım ve himaye istemiştir. Kanunî'ye ve Os-manlı devlet adamlarına bütün bu yazdıklarının karşılığı olarak, kendisine evkaf gelirinin artan kısmından günde 9 akçe maaş bağlanması hususunda padişah buyruğu çıkmıştır. Ancak Fuzûlî, çok az olmasına rağmen bu parayı bile evkaf memurlarından bir türlü alamaz. Bu durumu, İstanbul'a Celalzâde Mustafa Çelebi'ye yazmış olduğu Şikâyetname adlı ünlü mektubundan öğreniyoruz.

Sonuçta Fuzûlî sıkıntılı hayatına devam ederek, ömürünün sonuna kadar sultanların himayesinden uzak bir yerde, toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş ve şairin kendi deyimiyle akılsız halkı yüzünden harab olmuş bir ülkede yaşamıştır. Fuzûlî'nin "göçdi Fuzûlî" veya "geçdi Fuzûlî" iba-resinin ebced hesabıyla karşılığı olan H. 963 (M. 1556) yılında taundan öldüğünü Ahdî kaydetmektedir. Ancak nerede öldüğü ve nereye gömüldüğü hakkında vesikalara dayanan bilgilere sahip değiliz. Bu arada Süleyman Faik Efendi Mec-muası'nda verilen bilgilere göre şairin türbesi Kerbelâ'da, İmam Hüseyin Türbesi'nin yakınında bu-lunmaktadır. Fuzûlî'nin Fazlî adında şair olan bir oğlu olduğu bilinmektedir.

                Türk edebiyatı tarihi içinde müstesna bir yere sahip olan Fuzûlî, divan şiiri geleneğinin doruğuna çıkabilmiştir. Doğuştan şiir yeteneğine sahip olduğunu farkederek, bu vadide çaba harcamıştır. Türkçe'den başka Farsça'yı ve Arapça'yı ve devrinin bütün ilimlerini hakkıyla öğrenmiştir. Çocukluk yaşlarından ömürün sonuna kadar şiir yazmış, ayrıca çeşitli konularda mensur eserler vererek, oldukça verimli ve velud bir yazar olarak ün yapmıştır. Şair olarak tek kalmak ve kimseye benzememek için Fuzûlî, her zaman en güzeli ve daha da mükemmeli yakalamak istemiştir. Divanlarını klasik şiir anlayaşının gelenek ve kurallarına göre düzenlemiştir.

                Aşk ve ızdırabı terennüm eden Fuzûlî'ye göre gerçek şiir, dert ve elemi işleyen şiirdir. A.Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle O "şiiri sadece kalbe dair bir macera telakki eder ve ızdırabı şiir için yaşanacak tek iklim gibi görür." Şiirlerindeki lirizmin temelini, aşkın elem ve ızdırapları oluşturur. O'na göre insanı derinden etkileyen şiir de, zaten dert ve elemi terennüm edendir. Zevk ve eğlence içinde yüzen şairin sözleri de bu bakımdan kimseye tesir etmez. Fuzûlî'de aşktan sonra rindlik önemli yer tutar. O dünya malına, tahta, makama iltifat etmeyen, ikbal aramayan rind meşrepli bir gönül adamıdır.

Türkçesinin güzelliği sayesinde, ünü bütün Türk dünyasına yayılmış ve bütün Türk ikliminde benimsenmiştir. Gürül gürül akan coşkulu duyguları, artistik bir Türkçe ile ifade etmede büyük ustalık göstermiştir. Bu bakımdan dilden dile, elden ele dolaşan şiirleri, dönemin imparatorluk topraklan üzerinde büyük yankı bulmuştur. Yazma divanları en fazla çoğaltılan ve yayılan şairlerin başında gelmiştir. Hatta yaşadığımız 20. yüzyıla kadar, Fuzûlî'nin divanını ezbere bilen ve onu bir hikmet kitabı sayan yüzlerce hayranı ve meraklısı görülmüştür. Bütün bu özelliklerinden dolayı Fuzûlî, bütün devirlerin içinde Türklüğün yetiştirdiği en büyük şairlerden biri kabul edilmiştir.

Eserleri:

Manzum Eserler.

Fuzûlî'nin en tanınmış ve en güçlü iki eseri Türkçe Divan ile Leylâ ve Mecnun'dur. Şairin manzum eserlerim şöyle sıralamak mümkündür:

Türkçe Divan. Fuzûlî'nin en tanınmış eseridir. Divanda 40 kaside, 302 gazel, 1 müstezad, 1 terkib-i bend, 3 terci-i bend, 2 müseddes, 3 muhammes, 2 tahmis, 3 murabba, 42 kıt'a ve 72 rubai yer almaktadır. En eski yazma nüshası 1571 tarihini taşıyor (Üniversite Kitaplığı T.Y. 5465). Özel kitaplıklar dışında İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde 70 kadar el yazması tespit edilmiştir. Türkiye dışındaki kütüphanelerde de yazma nüshaları vardır. Divan eski, yeni ve kiril harfleriyle Tebriz, Bulak, Taşkent, İstanbul, Kahire, Hive ve Bakü'de birçok defa basılmıştır.

Farsça Divan. 49 kaside, 410 gazel, 1 terkib-i bend, 1 murabba, 1 müseddes, 46 kıt'a 105 rübai'den oluşan divanın en eski yazma nüshası, şair hayatta iken 1552 yılında Bağdat'ta Habibullah Isfahanî ta-rafından yazılmıştır, daha sonraki tarihleri taşıyan yazma nüshaları vardır. Birkaç defa basılan Farsça divanın tercümeleri de yayımlanmıştır.

Arapça Şiirler. Arapça Divanı elde bulunmayan Fuzûlî'nin 11 kaside ile eksik bir kaside olduğu hissini veren bir kıt'ası bulunmaktadır. Tek yazma olan bu nüsha Leningrad Asya Müzesi Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. H.997 tarihini taşıyan Fuzûlî Külliyatı içinde 189-199 yaprakları arasında bulunmaktadır. İki defa basılmıştır.

Leylâ ve Mecnûn. Türk edebiyatının şaheserlerinden olan bu manzum eser, mesnevi tarzında yazılmış 3096 beyitten oluşur. Türkiye'de ve Türkiye dışında pek çok yazma nüshası vardır. En eski nüshanın yazılış tarihi 1579'dur. Fuzûlî külliyatı içerisinde, eski ve yeni harflerle ayrı baskıları yapılmıştır.

Beng ü Bade. Esrar ile şarabın arasında hayali bir çekişmeyi dile getiren bu Türkçe mesnevisi 444 beyitten oluşur. Şah İsmail'e ithaf edilen eser, külliyat içinde birçok defa basılmış, ayrıca yeni harflerle de tenkitli baskısı Kemal Edip Kürkçüoğlu (İstanbul 1556) tarafından yapılmıştır.

Sâkînâme. Heft Câm adı ile de tanınan bu Farsça eser, 327 beyitlik bir mesnevidir. Baştan sona kadar tasavvufî bir muhteva taşıyan eser, Farsça Divan yazmalarının hepsinin sonunda yer alır. Ayrıca Fuzûlî külliyatı baskılarında da bulunmaktadır. Yazmalarla karşılaştırılmış metni Farsça Divan ile birlikte bastırılmıştır. Türkçe ter-cümesi Ali Nihat Tarlan'ın Fuzûlî'nin Farsça Di-vanı (s.206-221)'nda yer almaktadır.

Hadîs-i Erba'în Tercümesi. Manzum kırk hadîs tercümesidir. Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları vardır. Bunun da değişik baskıları yapılmıştır.

Mensur Eserler:

Hadikatü's-süedâ. Kerbelâ olayını anlatan bu eser, yüzyıllardan beri ilgi ile okunmaktadır. Pek çok yazma nüshası vardır. Eski harflerle baskılan yapılmıştır. Dili sadeleştirilerek yeni harflerle yayımlanmıştır.

Türkçe Mektuplar. Fuzûlî'nin günümüze ula-şan beş mektubunun en ünlüsü Şikâyetname adı ile bilinen Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi'ye yazılanıdır. Diğerleri Musul Mirlivası Ahmed Bey'e, Bağdat Valisi Ayaş Paşa'ya, Kadı Alâüddin'e ve Kanuni'nin oğlu şehzade Bayezid'e yazılmıştır. Ayn ayrı yazma nüshalar örnek alınarak, hepsi yayımlanmıştır.

Rind ü Zâhid. Farsça yazılmış bu eserin yazma nüshaları çeşitli kütüphanelerde bulunmaktadır. Tenkitli basımı yapılmıştır.

Sıhhat u Maraz. Farsça yazılmıştır. Çeşitli yazma nüshaları, değişik kişiler tarafından yapılan çevirileri ile birlikte bir kaç defa basılmıştır.

Muamma Risalesi. Bir çeşit manzum bilmeceleri ihtiva eden bu küçük risale Farsça'dır. Yazma nüshalarının bir kısmı yayımlanmıştır.

Matla'u'l-itikad fî Ma'rifeti'l-mebde1 ve'I-Meâd. Arapça olan bu eserin tek yazma nüshası Leningrad, Asya Müzesi Kütüpânesi'ndeki külliyat içinde bulunmaktadır. Yazma nüsha Hamit Araslı tarafından aynen basılmıştır. Daha sonra metin düzeltilerek önsöz, notlar ile birlikte metnin çevirisi Muhammed Tavit et-Tancî tarafından yayımlanmıştır.