Gülşehri

               

         14. yüzyılda Anadolu'da yetişmiş en önemli tasavvuf şairlerinden biridir. Kırşehir'in Gülşehir kasa­basında doğduğu için Gülşehrî denmiştir.

            Ünlü Mantıku't-Tayr adlı eserindeki beyitlerden ger­çek adının Süleyman olduğu an­laşılmaktadır. Sultan Veled'in isteği üzerine Kırşehir'de kurduğu tekkede Mevlevi tarikatını tanıtıp yaymaya çalışmıştır.

                Gülşehrî'nin en önemli eseri Mantıku't Tayr'dır. İranlı tasavvuf şairi Feridüddin Attar'ın aynı adlı eserinin çevirisi olan Mantıku't Tayr, çeviri olmakla birlikte Gülşehri tarafından genişletilmiştir. Şair esere Kelile ve Dimne'den hikayeler katmış, Mevlâna’nın Mesnevi'sinden alıntılar yapmıştır. Alegorik olan, tasavvufi içerik­li bu eser 8.000 beyittir. Mantıku't Tayr, Kuş Dili anlamına gelir.

                Mantıku't Tayr'ın konusu yaratılmışlarda bedene girmiş ruh kuşla­rının Hüdhüd adlı kuşun yol göstermesiyle Anka (Simurg) denilen ve Allah'ı temsil eden kuşu aramaya çıkmalarıdır. Uzun yıllar uça­rak çeşitli nefis vadileriden geçerler. Son noktaya ancak otuz kuş ulaşabilir. Si, Farsça'da otuz, murg da kuş demektir. Bu otuz kuş, vardıkları yerde kendilerini bulurlar.

                Ayrıca Gülşehrî'nin Felekname adlı, Farsça yazdığı bir mesnevisi de vardır. Bu tasavvufî bir eserdir.

              Gülşehrî bir gazelinde kasideler, gazeller yazdığını söyler. Ancak elimizde yalnızca yedi gazeli vardır. Gülşehrî’nin üç şiirine Eğridirli Hacı Kemâl’in Câmi’ün-Nezâir adlı nazîre mecmuasında, bir şiirine Ömer bin Mezîd’in Mecmuatü’n-Nezâir’inde, iki gazeline Kerâmât-ı Ahî Evran’da, bir gazeline de Mantıku’t-Tayr’da yer verilmiştir

Eserleri

Feleknâme

                İlhanlı Hükümdarı Gāzân Han adına 701’de (1301) Farsça olarak mesnevi tarzında ve “fâilâtün fâilâtün fâilün” vezniyle yazılmış bir eserdir. Kelâm ilminin en önemli bahisleri arasında yer alan mebde ve meâd konusunun işlendiği kitap, yaratılmışların en yücesi olan insanoğluna nereden geldiğini ve nereye döneceğini anlatmak gayesiyle kaleme alınmıştır. Tasavvufî mahiyeti yanında ahlâkî yönüyle de dikkati çeken Feleknâme’de Kur’ân-ı Ke-rîm’in birçok âyetine telmihte bulunan Gülşehrî, Mevlânâ’nın Meŝnevî’sinden de geniş ölçüde faydalanmıştır. Eserin 843 (1439) yılında istinsah edilmiş tek nüshası Ankara İl Halk Kütüphanesi’ndedir (nr. 817). Sadettin Kocatürk tarafından üzerinde doçentlik çalışması yapılan eser, Farsça metni ve Türkçe tercümesiyle birlikte Gülşehrî ve Feleknâme adıyla yayımlanmıştır (Ankara 1982).

Kerâmât-ı Ahî Evran

                Aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla yazılmış 167 beyitlik Türkçe bir mesnevidir. Eserde Ahî Evran, cömertliğiyle tanınan Hâtim et-Tâî ile mukayese edilir. Daha önce Feleknâme’de ele aldığı bazı konuların genişletilmiş şekli olan bu mesnevinin 701’den (1301) sonra yazıldığı anlaşılmaktadır. Yahyâ b. Halîl’in Fütüvvetnâme’si içinde yer alan (Taeschner, s. 6) ve Mantıku’t-tayr’dan alınma birtakım beyitleri de ihtiva eden bu mesneviyi Franz Taeschner ilkin “Ein Mesnevî Gülscheris aut Achi Evran (Kerāmāt-i Aħî Evrān tōbe ŝerāhū)” adıyla yayımlamış (Hamburg 1930), sonradan Raif Yelkenci mesnevinin daha doğru, fakat eksik bir nüshasını bulunca eserin Gülşehrî’ye aidiyetinin şüpheyle karşılanması üzerine (Mantıku’t-tayr, nâşirin önsözü, s. 14) Taeschner mesneviyi tekrar ele alarak birinci neşirde eksik bıraktığı kısımları tamamladığı gibi Mantıku’t-tayr’daki beyitlerle de karşılaştırarak metni Almanca tercümesiyle birlikte yeniden yayımlamıştır (bk. bibl.). 

 

 

Mantıku’t-tayr 

 

                Ferîdüddin Attâr’ın aynı addaki eserini esas alarak meydana getirdiği, vahdet-i vücûd inancını işleyen alegorik bir mesnevidir.

                Gülşennâme adıyla da anılan eserin beyit sayısı nüshalara göre 4931 ile 5029 arasında değişmektedir. Gülşehrî eserinde Attâr’ın mesnevisinde olduğu gibi aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbını kullanmıştır.

                 Tevhid mahiyetindeki bir girişten sonra “İbtidâ-i Dâstân-ı Sîmurg” başlığı altında kuşların padişahı olduğuna inanılan sîmurgun özellikleri anlatılarak konuya girilir. Bülbül, papağan, tavus, hümâ, kaz, doğan, keklik ve baykuş gibi adı zikredilen ve zikredilmeyen bütün kuşlar padişahlarını aramak için toplanırlar; hüdhüd de aralarına katılır.

                Hüdhüd öteki kuşlardan farklı yönleri bulunan bir kuştur. Diğer kuşların kendisine yoldaş olmaları halinde Kafdağı’nın ardındaki padişahları sîmurga ulaşabileceklerini söyler. Fakat öteki kuşlar, hüdhüde çeşitli sorular sorup itirazlarda bulunarak sîmurga erişemeyecekleri endişesiyle yola çıkmak istemezler. Hüdhüd, bütün kuşların sorularına ayrı ayrı cevaplar verip onların tereddütlerini gidermeye çalışır. Sonunda hüdhüdün kılavuzluğunda padişahları sîmurgu aramak için çok uzun ve zahmetli bir yolculuğa çıkarlar.

                Yolculuk esnasında kuşların bir kısmı bir saray görerek orada kalır, bir kısmı da bir çeşme başına konar. Bazısı bir güzel yüz görüp onun peşinden gider; bazısını da dağ başında kurt kapar. Böylece kuşların çoğu telef olur ve ancak çok az bir kısmı aradığı padişahın bulunduğu yere ulaşabilir. Karşılarına çıkan saraydan sîmurgu görmek üzere içeri girince kendilerinden başka kimsenin bulunmadığını görürler. Nihayet sîmurgun kendilerinden, kendilerinin de ondan başka bir şey olmadığını anlarlar.

                Eserde hüdhüd aklı, kuşlar halkı, sîmurg da Hakk’ı temsil etmektedir.

                Mesnevinin “Der Hâtime-i Kitâb-ı Mantıku’t-tayr” başlıklı son bölümünde eserin telif tarihi (717/1317), adı ve yazılış sebebi açıklanır (s. 295-297). Gülşehrî’nin belirttiği gibi Mantıku’t-tayr, Türk diliyle Farsça’dan daha güzel bir eser yazılabileceğini ortaya koymak maksadıyla kaleme alınmıştır. Bu bakımdan mesnevi bir telif değeri taşımaktadır.

                Gülşehrî, esas konuya sadık kalmakla beraber eserini Attâr’ın Esrarnâme’si ile Mevlânâ’nın Meŝnevî’si, Ķābûsnâme, Kelîle ve Dimne gibi kaynaklardan aldığı hikâye ve fıkralarla zenginleştirmiştir (Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s. 269). Ayrıca devrinin içtimaî ve ahlâkî düşüncelerini de katmak suretiyle Mantıku’t-tayr’ı orijinal bir eser haline getirmeye çalışmıştır.

                Eserin kurgusunu esas itibariyle kuşların hüdhüde soruları ve hüdhüdün bunlara verdiği cevaplar oluşturmaktadır. Bu soru ve cevaplar arasına konuyla ilgili olarak birçok hikâye yerleştirilmiştir. Gülşehrî bu hikâyelerin çok az bir kısmını Attâr’dan almıştır. Hüdhüd ile öteki kuşlar arasında cereyan eden konuşmalarda ve araya konulan bu hikâyelerde birçok ahlâkî öğüde yer verilerek tasavvuf merhaleleri ve terimleri öğretilmektedir. Öte yandan eserde fütüvvet ve ahîlik konusu da başlı başına bir yer tutmaktadır.

                 Devrine göre sade bir dil kullanan ve zengin bir muhayyileye sahip olan Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’da itinalı ve canlı bir anlatımı vardır. Eserde hissedilir bir lirizmin bulunduğu, en soyut ahlâkî nasihatleri verirken bile müellifin okuyucuya edebîî bir heyecan verdiği kabul edilmektedir