Masallar

Masal

      Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykü. Masal terimi öncelikle, sözlü geleneğin, ürünü olan Külkedisi ve Çizmeli Kedi gibi halk öykülerini kapsar. Ama Oscar Wilde’ın The Happy Prince’i (1888; Mutlu Prens, 1960) gibi, sözlü gelenekle ilgisi olmayıp edebi yönü ağır basan bazı yapıtlar da bu tür içinde ele alınır.

Türleri ve özellikleri. Halk masalları, Antti Aame ve Smith Thompson’ın hazırladığı The Types of the Folktale (yb 1964; Halk Masalı Türleri) adlı uluslararası masal kataloğunda dört grupta toplanmıştır:

1) Hayvan masalları
2) Asıl masallar (olağanüstü ve gerçekçi masallar)
3) Güldürücü öyküler, nükteli fıkralar ve yalanlamalar,
4) Zincirleme masallar.

      Bunlardan hayvan masalları, genellikle kısa masallardır. En eski masal örneklerinden, Sanskrit dilinde yazılmış Pançatantrai, bu kitabın Arapça çevirisi Kelile ve Dimne ve Aisopos masalları, hayvan masallarının temel kaynaklarıdır. Sonraki yüzyıllarda da başta La Fontaine olmak üzere birçok yazar bu türün yeni örneklerini vermiştir. Şeyhî’nin Harname' si türün divan edebiyatındaki başarılı örneklerindendir. Bir başka örnek de, Ferideddin Attar’ın bütün kahramanları hayvanlardan oluşan Mantıku’t-Tayr (1944-45 ; 2 cilt) adlı mesnevisidir. Mevlânâ da Mesnevi'sinde hayvan masallarına yer verir. Bu masallarda hayvanlar, “teşhis” (kişileştirme) ve “intak” (konuşturma) sanatı yoluyla insan tiplerini canlandırır ve masalın sonunda bir ibret dersi yer alır.

      Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, zengin tüccarlar, sıradan ve yoksul insanlar, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek dünyadan alınma kişilerdir. Bu kişilerin başından geçen olayları anlatan bu masallarda, dinleyicileri kötülere karşı uyarmak, zekâyı ve sağduyuyu yüceltmek amacı güdülür.

      Yalanlamalı masallar, ödülün en şaşırtıcı yalanı uydurana verildiği bir yalan yarışmasında anlatılan masallardır. Bu masallarda abartma, övünme ve böbürlenmeye alabildiğince yer verilir. Zincirleme masalların kahramanları çoğunlukla hayvanlar olmakla birlikte, bunlar hayvan masalları gibi ders vermeyi amaçlamayıp yalnızca eğlendirmeye ve şaşırtmaya yöneliktir. Bu masallara temel kuruluş özelliği, sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan küçük ve önemsiz bir dizi olayın art arda sıralanmasıdır.

       Masallar eğlendirici ve eğitici olmanın yanı sıra, dinleyicide toplumsal normların yerleşmesinde de önemli bir rol oynar. Örneğin, daha çok Afrika’ya özgü “ikilem masalları” ahlaki bir belirsizlikle biter ve masalın sonunda dinleyici anlatılan sorunun doğra çözümünü düşünmeye çağrılır. Kötü kalpli ve zalim bir adam olan babasıyla onu büyüten iyi kalpli üvey babası arasında kalan bir delikanlının öyküsü bu türe örnek verilebilir. Bir başka örnekse, aynı kızla evi üç kardeşle ilgilidir. Kardeşler hep birlikte garip bir ülkeye giderler. Bir gece kız bir hırsız tarafından öldürülür. O gece kızla uyuyan büyük kardeş olduğundan, herkes ondan kuşkulanır ve ölüme mahkûm edilir. Ama büyük kardeş ölmeden önce gidip babasını görmek için izin ister. Dönmesi gereken zamanda dönmeyince ortanca kardeş ağabeyi yerine ölmeyi kabul eder. Tam öldürüleceği an, küçük kardeş katilin kendisi olduğunu “itiraf eder”. O sırada, cezasını çekmek için büyük kardeş geri döner, Masalın sonunda dinleyicilere hangi kardeşin daha soylu davrandığı sorulur.

       Masalların bir başka işlevi de içinde doğdukları topluluğun korkularını, başarısızlıklarını ve ideallerini yansıtmaktır. Örneğin, daha çok Uzakdoğu kültürleriyle Amerika Yerlileri ve Afrika kabileleri arasında yaygın bazı masallar, büyülü güce sahip insan-hayvan karışımı bir yaratığın düzenbazlıklarını konu alır. Masal kahramanı bu yaratık, topluluk üyelerince bazen kötü bir ruh, bazen bir yaratıcı, bazen bir yarım akıllı, bazen de bir hilekâr olarak görülür. Bütün bu yönleriyle de ait olduğu kültürün düş ve korkularını ifade eder.

       Çeşitli kültürlerde birbirine çok benzeyen masal örneklerine rastlanır. Bu masalları ilk olarak nerede ortaya çıktıkları ise bilinmemektedir. Batı’da masallar üzerine üt sistemli araştırmalar 19. yüzyılda başlanış tır. Masalların kökenini ilk araştıran i Wilhelm Grimm’dir. Grimm’in öncüsü olduğu “mitolojik okul” sonradan Max Midler gibi araştırmacılarca geliştirilmiştir. Bazı başka araştırmacılar, Avrupa masallarının kökenini Hindistan’da aramışlardır. Bu görüşün son temsilcilerinden Emanuel Cosquin ise, masalların birkaç büyük merkezden dünyaya yayıldığını, Hindistan’ın da bu merkezlerden biri olabileceğini ileri sürmüştür. Masalların kökenini topluluklara ayin ve törenlerinde arayan araştırmacılar da vardır. Sigmund Freud, masalları bastırılmış arzuların düş biçiminde ortaya çıkması olarak açıklamış, kendisini izleyen Alman halkbilimci Friedrich von der Leyen de masallardaki düş öğesini vurgulayan bir kuram geliştirmiştir. Freud’un yanı sıra Car Jung ve Bruno Bettelheim gibi 20. yüzyıl psikologları da masallarda işlenen ögeleri insanın evrensel arzu ve korkularının ifade olarak yorumlamışlardır. Bettelheim The Uses of Enchantment (1976; Büyünün Yararları) adlı yapıtında, çoğu halk masalında görülen acımasız ve keyfi özelliklerin çocuğun ergenleşmesi üzerindeki eğitici işlevi vurgulamıştır.

BATI’DA MASAL

       Birçok halkbilimci, Batı edebiyatının büyülü ve olağanüstü öğelere yer veren halk masallarını Almanca Marchen terimiyle karşılar. Büyülü bir güce ya da özel bilgi ve yeteneklere sahip kahramanları ve bu kahramanların doğaüstü yaratık ya da nesnelerle karşı karşıya gelmesini anlatan bu masallar, genellikle “bir varmış bir yokmuş” türünden bir girişle başlar; belirsiz bir zaman ve yerde geçer. Konu çoğu zaman, kahramanın normal olarak yenemeyeceği güçlükleri bazen kendi başına, bazen de doğaüstü güçlerin yardımıyla yenmesidir. Karakterler kötü kalpli üvey anneler, aptal devler ya da yakışıklı prensler gibi stilize edilmiş tiplerdir. Anlatılanlar okurun yakından tanıdığı bir dünyayla ilgilidir; çünkü bu masallar köylülerin ya da değirmenci, terzi ve demirci gibi zanaatçıların günlük yaşamlarından beslenir. Çok eski çağlarda ortaya çıkmış masallar ise o dönemlerin toplumsal olgularını, örneğin anaerkilliği ya da eski evlilik törenlerini ve miras biçimlerini yansıtır. Çoğu zaman yoksul ya da kimsesiz olan masal kahramanı, şansının, zekâsının ya da büyülü güçlerin yardımıyla krala ulaşır ve kızıyla evlenerek krallığın vârisi olur.

        Sözlü geleneğe dayanan masallarla yazılı olanları ayırt etmek çoğu zaman zordur; çünkü eski çağlardan beri halk masalları yazılı edebiyata kaynaklık etmişler, edebi masallar da şu ya da bu biçimde yeniden sözlü geleneğe dönmüşlerdir. Örneğin, Gianfrancesco Straparola’nın Piacevoli notti (1550-53; Hoş Geceler) ve Giambattista Basile’nin Lo cunto de li cunti (1634; Öykülerin Öyküsü) gibi orta çağ İtalyan masal derlemeleri, “Pamuk Prenses” ve ‘Uyuyan Güzel” gibi masalların oldukça edebi bir üslupla işlenmiş örneklerini içerir. Fransız yazar Charles Perrault’nun “Külkedisi”,Kırmızı Şapkalı Kız” ve “Güzel ve Çirkin” gibi masalları da içeren Contes de ma mère l’oye (1697; Kaz Anamın Öyküleri) adlı kitabı büyük ölçüde sözlü geleneğe bağlıdır. Grimm Kardeşler ise Kinderund Häusmarchen’deki (1812-22, 5 cilt; Çocuk ve Ev Masalları) masalları doğrudan doğruya sözlü kaynaklardan derlemişlerdir.

       Edebi masallar ise Alman romantizmi döneminde Göethe, Ludwig Tieck, Clemens Brentano ve E. T. A. Hoffmann, Victoria dönemi İngiltere’sinde de The King of the Golden River’in (1851; Altın Irmağın Kralı) yazarı John Ruskin ve The water Babies’ in (1863; Su Bebekleri, 1944) yazarı Charles Kingsley tarafından kaleme alınmış, ama bu masalların çok azı popüler kalabilmiştir. Masal türünün ustası ise, yapıtları geleneksel halk masalları kadar yaygınlıkla okunan Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’dir. Andersen’in masalları kaynağını halk efsanelerinden almakla birlikte, o dönemin toplumuna yönelik yergiler ve otobiyografik öğeler taşıyan, kişisel bir üslupla yazılmış yapıtlardır.    

      

TÜRKLERDE MASAL

       Öteki Müslüman Doğu halkları gibi Türkler de Hint, Arap ve İran kökenli masallara büyük ilgi göstermişlerdir. Çeviri ve uyarlama yoluyla Türkçeye kazandırılan Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları(*), Binbir Gün Masalları('), Bahtiyarname( * ), Kırk Vezir Hikâyesi, Yedi Âlimler Hikâyesi, Sindbadname ile ferec bade'ş-şıdde türü yapıtlar hem sevilerek okunmuş, hem de Türk halk masallarını konu ve motif bakımından çok etkilemiştir. Kökeni kesin olarak bilmemekle birlikte sözlü gelenekten derlendiği sanılan ilk Türkçe masal kitabı Billur Köşk Masalları’dır

       Türk masallarının biçimsel özelliklerinden biri, masalın başında, uygun yerlerde ortasında ve sonunda tekerleme adlı kalıplaşmış sözlere yer vermesidir. Türk masallarına özgü olan bu tekerlemeler, masal anlatımın giriş bölümünde dinleyicileri masala hazırlamasını ve dinleyicinin masalda anlatılanları hayal ürünü de olsa, çok eskiden gerçekleşmiş olaylar olarak kabul etmesini sağlar. Masal ortasındaki tekerlemeler, bölümler arasındaki bağlantıyı ve geçiş yerlerini göstermek, sonundakiler ise olayın mutlulukla bağlandığını vurgulamak ve masal kahramanları, anlatıcı ve dinleyenler için iyi dilekleri belirtmek amacına yöneliktir.

       Türk masallarında yaygınlıkla rastlanan kahramanlar arasında, padişahın üç oğlu içinde sivrilen küçük oğlu, padişahın devlerin elinde tutsak kalmış kızları, yoksul bir adam ya da dul bir kadının beceriksiz biriyken zamanla yiğit bir delikanlı olan oğlu, pek çok güçlüğü aklının ve doğaüstü güçlerin yardımıyla yenen Keloğlan, yılan ya da başka bir görünüm içindeyken silkinip eski kimliğine kavuşan şehzadeler, sultanlar, üvey anne ve onun etkisindeki öz babanın kötü davrandığı çocuklar sayılabilir. Bu masallarda ayrıca, uzak ülkelerden gelen bezirgânlara, insanlarla konuşan ve onlara yardım eden hayvanlara ve büyülü eşyalara yer verilir.

        Türk masalları 18. yüzyıl sonlarında Batılı araştırmacıların ilgisini çekmeye başlamıştır. Türk masalları üzerine yayımlanmış en eski derleme, Fransa kralı XVI. Louis’nin çevirmen ve yazmanı M. Digeon’a aittir. Nouveaux Contes Turc et Arabes (1781; Yeni Türk ve Arap Masalları) adlı bu yapıtın ikinci cildinde üç Türk masalı yer alır. Vasili Radlov’un Türk halk edebiyatından yaptığı derlemeleri içeren 10 ciltlik Proben der Volksliteratur der türkischen Stämme 1866-1907; Türk Kavimlerinin Halk Edebiyatından Örnekler) adlı yapıtıyla Macar Türkolog Ignâcz Künos’un 1887-1907 arasında beş cilt olarak yayımlanan masal kitaplarında da, Anadolu ve Rumeli’den derlenmiş çok sayıda masal bulunmaktadır.

       Türk masallarını derleme, yayımlama ve inceleme çalışmaları Cumhuriyet döneminde yoğunlaşmış, Ziya Gökalp, Eflatun Cem Güney, Tahir Alangu ve Naki Tezel derledikleri masalları edebi bir biçim vererek yayımlamışlardır. Başta Pertev Naili Boratav olmak üzere, Mehmet Tuğrul, Warren Walker, Barbara Walker ve Ahmet Edip Uysal gibi yazar ve araştırmacılar da Türk masalları üzerine derleme ve incelemeler yapmışlardır. Boratav, W. Eberhard’la birlikte hazırladığı Typen Türkischer Volks-märchen (1953; Türk Halk Masallarının Tipleri) adlı çalışmada, 2.500 Türk masalını inceleyerek 378 masal tipine yer verir. Yakın dönemde Saim Sakaoğlu, Bilge Seyidoğlu, Umay Günay ve Ali Berat Alptekin’in Anadolu masalları üzerine yaptıkları derleme ve incelemeler de hem içerdikleri metinler hem de Antti Aame, Stith Thompson ve Vladimir Propp gibi ünlü araştırmacıların yöntemlerini Türk masallarına uygulamaları bakımından önemlidir.

Kaynak: Ana Biritannica

Masal Türünün Özellikleri

1.   Masallar genellikle halk arasında anlatılan sözlü ürünlerdir. Ancak zaman içerisinde bazı yazarlar masal türünde metinler yazmışlardır. Yazarı bilinen bu tür masallar "sanatlı masallar" olarak adlandırılır. Bu tür masallarda da yazar, diğer masallarda olduğu gibi, olumlu bir mesaj verme amacı güder. Kaynağı ve yaratıcısı bilinmeyen masallar ise "halk masalları" olarak adlandırılır. Bunlar, anonimdir ve içinde oluştuğu milletlerin gelenek, anlayış ve davranış kalıplarını kuşaktan kuşağa aktarır.

2.   Masallar; olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân gibi yapı unsurlarından oluşur. Olay örgüsü, olağanüstü veya gerçeğe yakın olaylardan oluşan ve metnin akışını sağlayan bir bütündür. Bu olaylar insan, hayvan veya cin, peri, dev gibi hayalî varlıklar çevresinde gelişebilir. Masallarda mekân genellikle belirsizdir veya olağanüstü özellikler gösterir. Örneğin Kaf Dağı, Maçin veya "bilinmeyen bir ülke", "uzak bir diyar" gibi yerler ünlü masal mekânları arasında yer alır. Masallarda zaman kavramı da belirsizdir. Masalların "Evvel zaman içinde..." kalıbıyla başlaması da bu belirsizliğin en belirgin örneğidir.

3.   Masallar, çoğu zaman dinleyici veya okuyucuya ahlak dersi verme amacını taşır. Bu sebeple masallarda iyilik-kötülük, dürüstlük-yalancılık veya kibirlilik-alçakgönüllülük gibi temel değerlerin çatışması ele alınır ve sonuçta olumlu olan değerler öne çıkarılır. Bu bakımdan masallar genellikle mutlu sonla biter. Masalın sonunda olumsuz olan duygu ve değerler de eleştirilir.

4.   Masallar, genellikle öğrenilen geçmiş zaman veya geniş zamanın rivayeti ile anlatılır. Masalların "Bir varmış, bir yokmuş" kalıbıyla başlaması hem onların hayal ürünü olduğunu hem de olayların anlatmaya dayalı olduğunu ifade eder. Ancak edebiyatımızda geniş zaman kipi ile anlatılan masallar da vardır.

5.   Masallar kuşaktan kuşağa anlatılarak taşındığı için onların anlatılması özel bir yetenek hâline gelmiştir. Masal anlatıcısı, kişileri kendi toplumunun dili ve değerleriyle kuşatır ve konuşturur. Bu bakımdan masalların dili, halkın konuştuğu dildir ve masallar, içinde doğduğu dilin en yoğun ve zengin hâlini içerir. Masallarda olaylar genellikle hâkim bakış açısına sahip bir anlatıcı tarafından okura veya dinleyiciye aktarılır.

Masalların Planı (Yapısı)

Masallar, kendine özgü yapı özellikleri ve belli bir akış içinde oluşmuş bölümleri olan bir türdür. Masalın planı veya bölümleri şu başlıklar altında incelenebilir:

a)Döşeme: Masalın başlangıç bölümüdür. Bu bölüm giriş tekerlemesi ile başlar. Bu bölümde kısa veya uzun bir tekerleme ile dinleyici veya okurlar masalın olağanüstü dünyasına hazırlanır. Limon Kız adlı masalda "Bir varmış, bir yokmuş..." ifadesiyle başlayan paragraf metnin döşeme bölümünü oluşturmaktadır.

b)Serim: Bu bölüm olay, kişi, zaman ve mekân ile ilgili temel unsurların ortaya konulduğu bölümdür. Bu bölümde olay örgüsü içinde yer alan kişiler tanıtılır ve masalı kuracak ve geliştirecek olayın/olayların ne olduğu ve nasıl başladığı anlatılır. Limon Kız adlı masalda döşemeden sonraki bölüm serim bölümünü oluşturur ve şehzadenin Limon Kız'ı arayış yolculuğu metni kuran bir unsurdur.

c)Düğüm: Bu bölüm, masalda anlatılan olayların düğümlendiği ve bir çıkmaza girdiği bölümdür. Bu bölümde olaylar, dinleyici veya okuyucunun ilgisini, merakını arttıracak bir hâle gelir. Limon Kız adlı masalda şehzadenin Limon Kız'ı bulup bulamayacağına yönelik gerilim metnin düğüm bölümünü oluşturmaktadır.

ç) Çözüm: Bu bölüm, düğüm bölümünde ortaya konulan sorunun bir çözüme kavuşturulduğu bölümdür. Bu çözümde genellikle olağanüstü veya olağan bir kişi veya varlığın yardımı söz konusudur. Limon Kız'da şehzade ile Limon Kız'ın buluşması metnin çözüm bölümüdür. Bu çözüm sürecinde çeşitli varlıklar (at, köpek, gül vb.) bazı olayların çözümüne yardımcı olmaktadır.

d)Dilek: Masalın olumlu bir sonuca bağlandığı bölümdür. Bu bölüm genellikle bitiş tekerlemesiyle son bulur. Bu bölümde hem masal kişilerine hem de dinleyicilere yönelik iyi dilekler sunulur. Limon Kız'ın son cümlesi metnin dilek bölümünü oluşturmaktadır.
Kaynak:Türk Dili Ve Edebiyatı 9.Sınıf Öğretim Materyali