Nedim

   

NEDİM (1681-1730) 

                  18. yüzyılın ilk yarısında yaşayan şair, 1718-1730 yılları arasında "Lâle Dev­ri" olarak adlandırılan bilim, kültür, imar ve eğlence dönemiyle anılmakta­dır. Nedim, şiirleriyle eğlenenlere neşe ve coşku katmıştır. O, üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamış; zevkten, ne­şeden ve hayatın güzelliklerinden söz etmiştir.

                Onun şiirlerinde yaşadığı dönemin sosyal hayatını, İstanbul'un güzelliklerini ve canlılığını bulmak mümkündür. İstanbul'un ge­zinti ve eğlence yerleri olan Haliç, Kağıthane ve Göksu, o döne­min özellikleriyle ayrıtılı bir biçimde tasvir edilmiştir. Nedim güzel yaşamdan, zevkten yanadır, bunu da şiirlerine yansıtmıştır.

                Nedim daha çok şarkı ve gazelleriyle tanınır. Usta şair Lale Devri'nin zevk ve eğlence alemlerini bu türlerde yazdığı şiirlerin­de gözler önüne serer. Onun gazel ve şarkılarının konusu genel­likle aşk, sevgili ve şaraptır. Nedim şarkı biçiminin Türk şiirindeki en büyük ustası olarak kabul edilmiştir.

                15. yüzyılda Necâtî ile başlayan mahallileşme hareketi Nedim'le gelişmiştir. Halk dilinde kullanılan sözcük ve deyimleri şiirlerinde hem çokça hem de ustaca kullanmıştır. Nedim, Divan edebiya­tının diğer şairleri gibi tasavvufa ilgi duymamış, maddi aşkı ele almıştır. Ayrıca Divan şiirinin klasik "mazmun"ları yerine özgün benzetmeler ve söyleyişler yaratmıştır. Şairin en önemli eseri "Divan"ıdır. Divanında kasideleri, gazelleri ve şarkıları bir araya getirilmiştir. Kendine has üslûbuyla "Nedimane" tarzın yaratıcısı olmuştur.

                Mahallileşme Akımı Mahallileşme, dilde sadeleşme ve edebiyatta millileşme ha-reketinin 18. yüzyılda güçlenmesiyle ortaya çıkan, edebiyat-ta yerli olma çığırıdır. Mahallileşme hareketiyle Türkçe, halk deyimleri ve söyleyişleriyle sadeleştirilmiş, zenginleştirilmiş-tir. Edebiyatta yerlileşme de dediğimiz bu hareket 15. yüzyılda Necati ile başlamış, 18. yüzyılda iyice gelişmiştir. Nedim ile en yetkin temsilcisini bulan mahallileşme akımıyla, günlük hayat edebiyata daha çok girmiş, gelenekten, günlük hayattan söz eden eserler çoğalmıştır. Bu hareketin etkisiyle Nedim heceyle de şiir yazmıştır.

NEDÎM’İN HAYATI, ESERLERİ ve ŞAİRLİĞİ

Asıl adı Ahmet’tir. İstanbulludur. Evinin Beşiktaş’ta olduğuna dair şiirilerinde kendisinin verdiği bilgiyi, belgeler de destekler. 1681 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Annesi Saliha Hatun, İstanbul’un fethinden itibaren devlet hizmetinde bulunan Karaçelebizadeler ailesindendir. Babası Kadı Mehmet Efendi ise Sultan İbrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Mustafa Muslihittin Efendi’nin oğludur.

Kazasker Muslihittin Efendi bazı kötü alışkanlıklarından ötürü ulema ve halk tarafından sevilmediği için kendisine çirkin lakaplar takılmış, Mülakkap Mustafa Efendi diye tanınmıştır. Dedesine takılan lakaplardan ötürü Osmanzade Taib gibi bazı şairler Nedîm’den mülakkabzade diye bahsetmişlerdir.

Ahmet Nedîm iyi bir eğitim görmüş, döneminin klasik ilimlerini, Arapça ve Farsça’yı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda başarılı olarak müderris olmuştur. Söz konusu edilen sınavın tarihi bilinmemekle beraber, Ebezade Abdullah Efendi’nin görevde bulunduğu 1707-1713 yılları arasında gerçekleştiği kesindir (Yöntem 1948: 173-184). Bu tarihler, aynı zamanda Sultan III. Ahmet döneminin (1703-1730) başlarına rastlamaktadır.

Bu sırada Ali Paşa, III. Ahmet’in on birinci sadrazamı olarak göreve getirilmiştir (1713). Nedîm ise 1114/1702-1703 yılına tekabül eden tarih manzumesini dikkate alırsak artık çıraklık safhasını aşmış bir şairdir. Ali Paşa’nın Varadin’de şehit düşmesinden sonra yerine Halil Paşa getirilir.

Bu sırada İbrahim Paşa’nın yıldızı parlamaktadır. İbrahim Paşa, 1716 yılında mirahurluğa, ardından rikab-ı hümayun kaymakamlığına atanır. Bu ikinci atamayla ilgili olarak Nedîm, bir tarih manzumesi yazar.

İbrahim Paşa, Ali Paşa’nın şehit edilmesinden sonra geride kalan nikâhlısı Fatma Sultan’la evlenerek padişaha damat olur. 1718 tarihinde de sadrazamlık makamına getirilir. Bu tarih, daha sonra Lale Devri (1718-1730) olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır.

Artık, Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedîm’in dikkatini çeker. Şair, kıta ve kasideleriyle her fırsatta hamisine bağlılığını ifade eder. İbrahim Paşa’yı takdir eden, öven tek şair sadece Nedîm değildir. Fakat Nedîm, bu şairlerin içinde en başarılı olanıdır. Bir yandan İbrahim Paşa’nın faaliyetlerini şiirleriyle överken diğer yandan da Lale Devrinde teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alarak hâmisinin her hamlesine destek verir. Meslek hayatında da çabuk ilerler. Müderrislikten Mahmut Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir.

Daha sonra 1726’da Molla Kırımî Medresesi’nde, 1728’de Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi’nde görev yapan Nedîm, 1729’da Sahn Medreseleri müderrisliğine yükselir. Sekban Ali Paşa Medresesi’nde müderris iken Patrona Halil İsyanı patlak verir (1730).

İsyan sırasında Nedîm’in akıbetinin ne olduğu konusunda değişik iddialar ileri sürülmüştür. Kaynaklarda şairin, söz konusu isyanı takip eden günlerde illet-i vehimeden veya içkiye düşkünlüğü nedeniyle titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler kayıtlıdır.

Güvenilir biyografi müelliflerinden Süleyman Sadettin, Nedîm’in ihtilal esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söylemektedir. Bu acı akıbet, şairin belki de son bir kurtuluş ümidiyle evinin damına çıktığını veya linç edilerek öldürülen dedesi Mülakkab Mustafa Efendi’nin yaşadığı tecrübenin tekrar edilmesine imkân vermemek için ölümü tercih ettiğini akla getirmektedir. Ancak kesin olan bir şey vardır; o da şairin ihtilal sırasında öldüğüdür.

Nedîm’in muhallefatına dair kayıtlar 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre bu tarihten önce ölmüştür. Şairin kabri Üsküdar Karacaahmet Mezarlığının Miskinler kısmındadır. Mezar kitabesinde ölümüne düşürülmüş şu tarih beyti yazılıdır:

Revâ ola düşerse fevtine işbu du’â târih

Nedîm ola nedîm-i şâh-ı ceyş-i enbiyâ yâ Rab [1143]

Eserleri

Nedîm Divanı: Nedîm’e asıl şöhretini kazandıran eseri, divanıdır. Şairin hayattayken divan tertip edip etmediği bilinmemektedir. Nedîm Divanı kullanılan nazım şekilleri bakımından klasik divan tertibine uymaktadır. Nedîm Divanı’nın bilinen bütün nüshaları değerlendirilerek hazırlanan son baskıda; 43 kaside, 89 kıta, 3  mesnevi, 1 terkib-bent, 1 terci-bent, 2 mütekerrir müseddes, 1 tardiyye, 5 tahmis, 1 muhammes, 33 murabba, 2 koşma, 166 gazel, 2 müstezad, 11 rubai ve 23 müfred ve matla vardır. Ayrıca Nedîm Divanı’nda 5 Arapça, 39 Farsça şiir yer almaktadır.

 

Sahaifü’l-Ahbar: Lale Devri’nde (1718-1730) teşekkül  ettirilen tercüme heyetlerinde görev alan Nedîm, Müneccimbaşı Ahmet Âşıkî (ö.1702)’nin Camiü’d-Düvel adlı Arapça eserini Türkçe’ye çevirerek Sahaifü’l-Ahbar adını vermiştir. Nedîm’in on yılda tamamlayarak (1720-1730) İbrahim Paşa’ya sunduğu bu çeviri, 1285 yılında İstanbul’da basılmıştır.

 

Aynî Tarihi: Bedrettin Mahmut bin Ahmet (ö.1451) tarafından yazılan Ikdu’l-Cüman fi Tarihi Ehli’z-Zaman adlı yirmi dört ciltlik İslam tarihi, Nedîm’in de içinde bulunduğu tercüme heyetince çevrilmiştir. Fakat Nedîm’in mütercimler arasında yer aldığı bilindiği halde hangi bölüm veya kısımları tercüme ettiği henüz bilinmemektedir. Nedîm’in bunlardan başka, Şehit Ali Paşa’ya yazdığı bir dilekçesi, İzzet Ali Paşa’nın şaka yollu mektubuna mensur cevabı, Safayî Tezkiresi’ne Takriz’i ve Münşeat-ı Aziziye’de yer alan ve kime yazıldığı belli olmayan bir mektubu vardır.

 

Şairliği

        XVIII. yüzyılın başında gazelde hikemî tarzın büyük temsilcisi Nâbî’nin, kasidede Nef’î’nin etkisinin revaçta olduğu şiir ortamına ilk adımını atan Nedîm, çok geçmeden Nedîmane denilen yeni bir tarz geliştirmiştir. Bu tarzın esasını; söyleyiş mükemmelliği, yerlilik arzusu ve Nedîm’e özgü edâ oluşturur. Kendisi de bir gazelinde; Ma‘lûmdur benim sühanım mahlas istemez / Fark eyler onu şehrimizin nükte-dânları diyerek üslup sahibi bir şair olduğunu ifade etmiştir .

       Nedîm, şiir lügati zengin olmayan şairlerdendir. Bulduğu bir imajı veya hoşuna giden benzetme unsurlarını tekrar tekrar kullanır. Onun asıl kudreti dili kullanmadaki ustalığında saklıdır. Konuşma dilinden gelen söyleyişleri kullanmadaki dehası ve ahengi sağlamadaki titiz işçiliği onu çağdaşlarından ayırır. Kafiye, redif ve vezin kullanımındaki başarısı, şiirlerinde ritmik akışkanlığın sağlanmasında etkili olmuştur. Redif ve kafiye kullanımında geleneğe bağlı olan şairin ara sıra Türkçe kelime ve eklerle yaptığı kafiyelerdeki doğallık, daha önceki şairlerde az rastlanan bir özelliktir.

      Nedîm aruzun musikisini yakalayan ve şiirinde âdeta bir ahenk unsuru olarak kullanan divan şairlerinden biridir. Şiirlerinin bestelenmeye elverişli bir yapısı vardır. Onun için şairin yaşadığı dönemden başlayarak musammatları ve gazelleri bestelenmiştir.

       Nedîmane denilen tarzın önemli özelliklerinden bir diğeri, yerlilik merakıdır. Nedîm, divan şiirinde Necatî’yle belirginleşen, Bakî ve Şeyhülislam Yahya gibi şairlerin eserlerinde mükemmelleşen mahallîleşme deneyiminin XVIII. yüzyıldaki en büyük temsilcisidir Onun, şiirlerinde halk edebiyatına yakınlaşması, İstanbul hayatından sahneler sunması, gerçek hayattan alınan unsurları kullanması, günlük dilden gelen konuşma kalıplarına ve deyimlere yer vermesi yerlilik arzusunu gösteren unsurlar olarak görülmektedir.

      Bilindiği gibi XVIII. yüzyılda halk ve divan şiiri arasında nisbî bir yakınlık söz konusudur. Divanlarda heceyle yazılmış şiirler yer aldığı gibi, halk şairlerinin de divan şiirinin estetik ve hayal dünyasına yakın şiirler söyledikleri bilinmektedir. Nedîm’in

Sevdiğim cemâlin çünkim göremem

Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan

Hâk-i pâye çünki yüzler süremem

Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan

ve

Tutasın cihânı Sikender gibi

Şevket ile dünyâ dola hünkârım

Kapına Ferîdûn bir çâker gibi

Her ne emredersen n’ola hünkârım

 

dörtlükleriyle başlayan koşmaları, yerlilik arzusunun en somut göstergelerindendir.

       Nedîm’in yerlilik merakının en dikkate değer tarafı ise şiirlerinde İstanbul hayatından sahneler sunmuş olmasıdır. XVIII. yüzyılın başında özellikle İbrahim Paşa’nın gayretleriyle oluşturulan barış ve istikrar döneminde, imar faaliyetleriyle birlikte eğlence hayatıyla ilgili mekânların ve mesire yerlerinin de yeniden düzenlendiği bilinmektedir. Düzenlenen helva gecelerine, Sadabad eğlencelerine devlet ricalinin yanı sıra şairlerin de katıldığı eserlerinden anlaşılmaktadır.

      İstanbul’un eğlence ve mesire yerlerinin şiirlere konu olması XVIII. yüzyılda başlamaz. Fakat Nedîm devraldığı bir geleneği daha canlı, değişik sahneler ve tipleri öne çıkararak devam ettirir.

       Ayrıca Nedîm, devrin diğer şairleri gibi İbrahim Paşa’nın İstanbul ve Nevşehir’de yaptırdığı çeşme ve sebillere, han ve kervansaraylara, hamamlara, köşklere manzum tarihler düşürmüştür.

       Nedîm, Osmanlı şairleri arasında devriyle birlikte anılan, hatta özdeşleşen müstesna şairlerdendir. Lale Devrinde Nedîm’le aynı muhitte yaşayan ve devrin havasını onunla birlikte teneffüs eden pek çok şair olmasına rağmen devrinin ruhunu onun kadar eserine yansıtan olmamıştır. Damat İbrahim Paşa’nın Osmanlı kültür ve sanat hayatında gerçekleştirmeye çalıştığı hamleye Nedîm şiirleriyle, Itrî besteleriyle, Levnî mücessem nakışlarıyla katkıda bulunmuştur.

       Nedîm, her yönüyle devrinin adamıdır. Ne yazık ki Patrona İsyanı ile sadece Lale Devri değil, Nedîm’in hayatı da trajik bir biçimde son bulmuştur. Şairin mütebessim çehresini bu trajik olayın ruhumuza gerdiği sisli perdenin arkasından, ama sadece şiirlerine atışlarını duyar, Osmanlı zevk ve yaşama üslubunun nahif çizgilerini buluruz.

       Nedîm’in şiirlerinde önceki asırların şairlerinde görülen tasavvufi derinlik ve zihnî tasarruflara dayalı ustalık merakı yoktur. Sanki her şey kendiliğinden olmuş izlenimi verir. Bu durum, onun nazirelerinde, tahmis ve taştirlerinde daha açık biçimde görülür.

       Nedîm, başta Fuzulî olmak üzere pek çok usta şaire nazire söylemiştir. Nevâyî’nin bir gazelini tanzir etmiş ve ayrıca Çağatayca üç beyitli bir manzume söylemiştir. Razî, Neşatî Dede ve Tıflî’nin gazellerine tahmis; Nedîm Kadîm ile İzzet Ali Paşa’nın şiirlerine taştir yazmış; Enverî, İbrahim Paşa ve Sultan Ahmet’in mısra ve beyitlerini tazmin etmiştir.

       Ayrıca, “gibi” redifli kasidesinde İran şairlerine âdeta meydan okuyan Nedîm, Türk şairlerinden kasidede Nef’î’yi; gazelde Bakî ve Yahya’yı; mesnevi tarzında Atayî’yi ve rubaide ise Haletî’yi beğendiğini söylemiştir. Özellikle ilk kasidelerinde Nefî etkisine sonuna kadar açık olan Nedîm, gazelde de kendisini Bakî’nin mirasçısı sayar. Döneminin şairlerinden Arif Efendi, İzzet Ali Paşa ve Razî gibi şairlere birer beytinde yer verir.

       Devrin diğer şairleri ile birlikte Nedîm de Namî mahlasıyla şiirler söyleyen Safevi elçisi Murtazakulu Han’a nazireler söyler. Divan edebiyatı geleneği içerisinde belirginleşen bütün arayışlar, tecrübeler ve hatta kimi zaman tali bir duyarlık olarak kalıp genelleşmeyen denemeler, Nedîm’in dikkatini çeker. O, bütün bu tecrübelere ve divan şiirinin kaynaklarına kayıtsız kalmaz. Onun divan şiirine getirdiği yenilik, asırlarca süren dağınık tecrübelerin zaferidir.

       Nedîm, yaşadığı dönemden itibaren etrafında takipçiler toplayabilen, etkisi birkaç nesle intikal eden müstesna ustalardandır. Bunda divan şiirini yerli bir havaya sokmasının etkisi vardır. O, tekke tasavvuf muhitleri gibi nispeten kapalı bir yapı içinde eserini vererek özellikle sözlü gelenekte etkisini sürdüren Nesimî, Yunus ve Niyazî-i Mısrî gibi kabul görmüş şairler istisna edilirse, soluğu her dem taze şairlerin başında gelir. Sadece yaşadığı zaman itibariyle değil, eseriyle de bize diğer divan şairlerinden daha yakındır.

       Nedîm’in yeni sesi, edası daha hayattayken devrinin şair ve tezkirecileri tarafından fark edilmiştir. Eserini 1134/1722’de tamamlayan Salim’in, Nedîm’i “tâze-zebân” sıfatıyla nitelendirmesi dikkate değer bir husustur. Safayî’den başlayarak Nedîm’in biyografisine yer veren bütün kaynaklarda onun önde gelen şairlerden biri olduğu vurgulanır. Raşid ve Asım gibi XVIII. yüzyılın iki vakanüvis şairi Nedîm’i takdir etmekle kalmayıp şiirlerini tanzir etmişlerdir. XVIII. yüzyıl şairlerinden Kâmî, Neylî, Asım, Atıf, Raşid, İzzet Ali Paşa, Seyyid Vehbî, Samî, Kelîm ve Pertev gibi şahsiyetlerin de Nedîm’e nazireleri vardır. Hatta eserini farklı bir mecrada veren, tasavvuf iklimine şiirinin kapılarını sonuna kadar açan Şeyh Galip bile Nedîm’in şiirlerini tanzir etmiştir.

       Edebiyatımızın yüzünü batıya çevirmesiyle birlikte tevarüs ettiği geleneği sürdüren şairlerden, modern şiir tarzını oluşturmaya çalışanlara kadar geniş bir yelpazede Nedîm’in etkisi devam etmiştir. XIX. yüzyılın ilk yarısında Nedîm’in en büyük takipçisi Enderunlu Vasıf’tır. Tanzimat dönemi şairlerini de etkileyen Leskofçalı Galip, Nedîm’in etkisinde kalan bir başka şairdir.

       Tanzimat edebiyatının önde gelen simalarından Namık Kemal, Nedîm’i Türk dilinin en büyük şairi sayar. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin benimsedikleri dil anlayışı, Nedîm’in söyleyişine dikkat etmelerine engeldir. Bununla birlikte “Aveng-i Tesavir”de eski şairlerin daha çok mizaçlarıyla ilgili özelliklerini vurgulayan Tevfik Fikret, Nedîm’in mizacını, tavrını, döneminin içindeki yerini ayrıntıya inen çizgilerle tespit eder.

        Geçen asrın başında Nedîm, adeta yeniden keşfedilir. Birinci Cihan Harbinin, özellikle aydınlar arasında yarattığı ruhsal çöküntü, bir bakıma Nedîm’in şiirleriyle telafi edilmeye çalışılır. Böyle bir ortamda Şair Nedîm mecmuası yayın dünyasına girer. İlk sayısının çıktığı 16 Ocak 1919’dan 29 Mayıs 1919 tarihine kadar 18 sayı çıkarılan bu haftalık edebî dergide Nedîm’le ilgili yazılar, İstanbul üzerine denemeler, şairin meşhur şiirlerine nazireler yayınlanır. Şiirleri tahmis edilir. Millî Mecmua, “Nedîm” nüshasını yayımlar. Yahya Kemal ve Mehmet Halit’in Dergâh’ta Nedîm’e dair yazıları çıkar. Bu dergilerdeki yazıların ve şiirlerin büyük çoğunluğunda Nedîm; çapkın, biraz pervasız, neşeli ve yaşama hazzıyla dolu bir şair olarak tanıtılır. Böyle bir ortamda Yahya Kemal’in “eski şiirin rüzgârıyla” söylediği şiirlerindeki tarzı, nesirleri ve sohbetlerinde ortaya koyduğu görüşleri, Lale Devri ve Nedîm’in şair kimliğinin öne çıkmasında nispeten etkili olur.

        Nedîm’in şiirlerine yazdığı nazirelerle edebiyat dünyasına adım atan Halil Nihat, Nedîm Divanı’nı neşreder (1338-1340). Bu çabası takdirle karşılanır ve özellikle Ahmet Haşim, Akşam’da yayımlanan “Nedîm Divanı’nın Yeni Tab’ı” başlıklı yazısıyla edebiyat ortamında oluşan popüler Nedîm imajını öteleyerek şairin gerçek kimliğine dair tespitlerde bulunur. Modern Türk şiirinin başında duran iki ustanın; Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’in yaklaşım biçimleri Nedîm’in şair kimliğinin, döneminin havası içinde boğulmasını erteler.

       Cumhuriyet döneminde Nedîm’in sanatı kadar hayatı da dikkati çeker. Hayatı, Halit Fahri Ozansoy’un Nedîm, Faik Ali Ozansoy’un da Nedîm ve Lale Devri oyunlarına konu olur.

       Şair Nedîm mecmuasının “müdîr-i edebîsi” olan Halit Fahri, “Bugünkü Sadabad” şiirinde Lale Devrini derin bir özleyişle yâd eder. Diğer şiirlerinde de Nedîm’i anmadan geçemez.

       Musahipzade Celal, Lale Devri adlı şarkılı tarihî operetinde Nedîm'in şiirlerine yer verir ve oyun sahnelenirken bu güfteler Suphi Ezgi tarafından bestelenir.

       Dolayısıyla Yahya Kemal ve Haşim’in vurguladığı şair kimliği göz ardı edilerek Nedîm, büyük ölçüde ‘kurmaca’ bir yaşama biçiminin temsilcisi sıfatıyla sanat ve edebiyat dünyasında tanınır. Yahya Kemal’in, Lale Devri ve İstanbul üzerine yazdığı şiirlerinde benimsediği söyleyiş tarzından ve sohbetlerinde ortaya koyduğu görüşlerden etkilenen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Nedîm’e dair makalesi tekrar dikkatlerin şairin hayatından çok eserine yönelmesinde etkili olur.

       Modern Türk edebiyatında eserinden çok fantastik öğelerle süslenmiş yaşama biçimiyle hatırlanan ve eleştirilen divan şairlerinin başında Nedîm gelir. Popüler tarihçiliğin ve ideolojik bakış açısıyla geçmişi yeniden kurma çabalarının bir sonucu olarak Lale Devri ve Nedîm genellikle bir yönüyle öne çıkarılır. Oysa ne Lale Devri siyah beyaz fotoğraflardan ibarettir ne de Nedîm’in şiirleri.

       Nedîm’in eserlerinde Lale Devrinin bütün özelliklerini bulmak mümkündür. Her ne kadar Nedîm, modern Türk şairlerince şiirlerinden yapılan alıntılar, göndermeler ve çağrışımlarla en çok hatırlanan divan şairlerinden biri olsa da bu algılama biçimi onun şiiriyle tam olarak örtüşmez. Bu algılama biçiminde Nedîm, Lale Devrinin müstesna şairidir. İstanbullu ve hatta Beşiktaşlı oluşu, bir elinde gül bir elinde câm (=kadeh) olmak üzere dünyadan kâm almak için Sadabad seyrine çıkışı, güzellerle senli benli konuşması ve hayatın bin bir güzelliğini tatmasına rağmen bu dünyanın ona da kalmayışı söz konusu edilir. Lale Devri ve Nedîm’e dair oluşan bu imaj, sanat ve edebiyat çevrelerince de paylaşılır. Bu algılamanın farklı yansımalarını Cahit Sıtkı Tarancı, Faruk Nafiz, Ümit Yaşar Oğuzcan, Ercüment BehzadLav, Metin Altıok, Sezai Karakoç, Melih Cevdet Anday ve Attila İlhan’ın Nedîm’e ayırdıkları dizelerinde görürüz.

Kaynak: Prof. Dr. Muhsin Macit, XVIII. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI. Anadolu Üniv. Yay.