Örtülü Anlam

-A A +A

     

       Bir sözcenin(beyanın) içerdiği açık anlam ile bu açık anlam üzerinden erişilebilecek öncüller(önermeler) aracılığıyla sezdirilen manâ olarak tanımlanan örtülü anlam, çıkarımlar yoluyla sezilir.

      Örtülü anlamda, anlam kesin bir biçimde gösterilmemiştir; fakat bir sözcenin içeriğinde gücül(potansiyel) olarak vardır, bu anlam ilgili sözceden çıkarımsal-sezdirimsel yolla ortaya konulabilir.

       Konuşma sırasında gerçekleştiren sezdirimler tümcenin bağlamıyla ilişkili, söylenmemiş bir bilgiye gönderimde bulunur.

Örneğin: Müsait misiniz? Sorusuna verilen “Bir rapor hazırlıyorum.” Cevabı örtülü olarak:” Müsait değilim. Beni rahatsız etme.” anlamını da içerir.

      Örtülü anlamın dil bilgisel karşılığı olan ifadeler ise metnin derin yapısının anlaşılmasında büyük öneme sahiptir. “Örneğin ‘Yarın sinemaya gidelim mi?’ sorusunu Yarın sınavım var, diyerek yanıtlayan bir öğrenci, bağlam uyarınca bu teklifi geri çeviriş gerekçesini belirterek Hayır, sinemaya gitmeyelim, demek istemiştir.

       Türkçede örtülü anlamın dil bilgisel karşılığı olan unsurlar, on başlık altında sınıflandırılmıştır: Mecaz, metafor, aktarma, deyim, atasözü, imge, çağrışım, bağdaştırma, söz sanatı ve önvarsayım.

1- Mecaz

       TDK’nin Türkçe sözlüğünde “Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz ya da bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor” şeklinde açıklanmaktadır Mecaz, sözcüğün bir ilgi ya da benzetme sonucu gerçek anlamından uzaklaşıp farklı anlamlarda kullanılması demektir. Değişmeceli yan anlam olarak da ifade edilen mecaz anlam, bir sözcüğün daha etkili ve çarpıcı bir anlatım elde etmek için gerçek anlamı dışında kullanılmasıdır.

2- Metafor

      Türkçe sözlükte mecaz ile aynı anlama geldiği belirtilen metafor; bir şeyi daha iyi ve daha güzel anlatmak amacıyla benzer özelliklere sahip başka bir şey ile ‘gibi’ ve ‘benzer’ sözcüklerini kullanarak ifade etmektir. Bütün dillerin doğasında bulunan mecaz, aynı zamanda bir dili konuşan toplumun dünya görüşünü, düşünme biçimini, zekâsını ve nüktesini ortaya koyan önemli bir anlatım vasıtasıdır.

3- Önsayıltı (Önvarsayım)

      Bir sözcede açık olarak dile getirilmeyen ancak konuşmacı tarafından var olduğu peşin olarak kabul edilen durum ya da durumlara ilişkin bütün arka plan bilgisi” şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir tanımla önvarsayım, bir sözcede dinleyiciye ulaştırılmak istenen bildirinin dışında kalan, tartışma götürmeyecek biçimde sunulan bilgidir.

       Önvarsayıma, bir ifadede dilsel olarak belirtilen bir bilgiden hareketle ulaşılabilir. “Örneğin Cüzdanım nerede? sorusu, konuşmacının bir cüzdana sahip olduğunu, bu cüzdanın yerini konuşma anında bilmediğini, karşısındaki kişinin cüzdanın yerini bildiğini düşünmesi önsayıltıdır.

4- Çağrışım

       Çağrışım, bir dil biriminin öteki dil birimlerini akla getirmesi; biçimim ya da anlam bakımından bağlantılı olan sözcük kümelerinin bir çağrışım alanı içinde olması şeklinde tanımlarken; biçim ya da anlam açısından ortak özellikler sunan sözcükler arasındaki bağlantı şeklinde açıklanmaktadır. TDK’da  “Bir kelimenin anlam, şekil ve ses yakınlığı yoluyla başka kelimelerle kurduğu bağlantılar” şeklinde ifade edilen çağrışım için şu örnekler verilmektedir: ağaç, kıraç, tokaç; gelen, gören, bilen; ağırbaşlılık, ciddiyet, ciddilik, resmîlik, oturaklılık vb.

5- Deyimler

       Deyimler; çoğunlukla gerçek anlamları dışında kullanılan, anlatıma güzellik ve canlılık katan, halk tarafından kabul görmüş, kalıplaşmış, kısa ve özlü sözlerdir. Deyimler, ulusal damga taşıyan dil varlıklarıdır. Dolayısıyla millî değerlerin yansıtıcısı olarak kültür aktarımında önemli rol oynarlar. Deyimler, bir dili konuşan toplumun dünya görüşünü, yaşam tarzını, örf, âdet ve inançlarını kısacası kültürünü yansıtan, o toplumun düşünme biçimini, zekâsını, nükte ve buluşlarını ortaya koyan, dilbilim açısından olduğu kadar edebiyat ve sosyoloji açısından da önemli olan sözlerdir.

      Soyut kavramları temsil eden ve çoğu aktarmalar yoluyla oluşmuş örtülü anlam taşıyan bu yapılar âdeta temel dil becerilerinin kavram alanlarını oluşturmaktadır.

6-Atasözleri

       Atalarımızın uzun gözlem ve deneyimlere dayanan yargılarını, genel bir kural, bilgece bir düşünce ya da öğüt olarak yansıtan ve halkın ortak kullanımına giren kalıplaşmış, kamuca benimsenmiş özlü sözlere atasözü denmektedir. Atasözleri bir yandan Türk insanının bilgeliğini, kıvrak zekâsını, zengin düşünce ve ruh dünyasını yansıtmakta, bir yandan da söylenişlerindeki şiirli anlatımla, etkileyici, kolay hatırda kalan anlatım biçimleriyle dikkat çekmektedir

      Büyük bir bölümü gerçek anlamı dışında kullanılan ve bu yönüyle örtülü anlam özelliği gösteren atasözleri ana dili öğretiminde önemli işleve sahiptir.

7-İmge

       TDK Türkçe Sözlük’te : “Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal, hülya”; Eğitim Terimleri Sözlüğü’nde: “Gerçekle ilişkisi olmadığı halde insanın zihninde tasarlayıp canlandırdığı şey”; Edebiyat ve Sanat Terimleri Sözlüğü’nde: Bir şeyi daha canlı ve daha duygulu bir hâlde anlatmak için onu başka şeylerin çizgileri ve şekilleri içinde tasarlayış” şeklinde tanımlanan imge, sözcüklere günlük dilde kullanılan anlamları dışında başka anlamlar yükleme sanatı olarak kabul edilmektedir.

      Ana dili öğretimi açısından imge, örtülü anlam unsurları içinde değerlendirildiğinden önem taşır. Dilin en etkili kullanımı hiç şüphesiz şiir türünde karşımıza çıkmaktadır. Şiir dilini çözümlemek ise imgelere verilen anlamın çözülmesiyle ilgilidir. Bu açıdan örtülü anlam unsurları içinde yer alan imgeler, estetik algının ve yaratıcı zekânın gelişimi için gereklidir.

 

8-Aktarma

      Anlatılmak istenen kavramı, onunla bir yönden ilişkisi, benzerliği ve yakınlığı olan başka bir kavramla anlatmaya çalışmaktır. Hemen her dilde rastlanan aktarma, benzetmenin bir ileri aşaması olup anlatıma güç kazandırmak için başvurulan bir söz sanatıdır. Aktarma; ad aktarması ve deyim aktarması olarak ikiye ayrılır:

Ad aktarması, konuşma ve şiir dilinde genellikle anlatımı etkili kılmak için başvurulan bir söz sanatıdır. Bir kavramı doğrudan doğruya değil, onunla ilişkili bulunan ya da onu dolaylı yönden ortaya koyan başka bir göstergeyle dile getirilmesidir. Ad aktarmasında parça-bütün, iç-dış, neden-sonuç gibi ilgilerle kelimelerin biri söylenerek diğeri kastedilir.

 Deyim aktarması, soyut ve anlatımı güç durumların, olayların somut kavramlar aracılığıyla örneklendirilerek dile getirilmesidir. Deyim aktarması, aralarında uzak yakın ilgi bulunan iki şey arasında benzetme yoluyla ilişki kuran, birinin adını ötekine aktaran bir eğilim, dil olayıdır.

Örneğin:

Hele bir içini çeksin orman
                                   Bedri Rahmi Eyüboğlu

"Delibozuk bir uçurtmaydın Ahmet Takıldın tellere sonunda"
                                                                                       Can Yücel

ürperen sokaklar

                    Behçet Necatigil-  Şimdi Değil, Sonra şiiri

gözü bağlı bir leylak kokusu

                                                 Cemal Süreya

      Örtülü anlam unsurları içinde yer alan aktarma, ana dili öğretiminde metnin derin yapısının çözümlenmesine olanak sağladığı gibi estetik zevki ve yaratıcı düşünmeyi de geliştirmektedir.

9- Bağdaştırma / Alışılmamış Bağdaştırma

       “Tamlama, deyim gibi söz varlığı içindeki ögeleri anlamlı, kabul edilebilir birimler hâlinde bir araya getirme” olarak tanımlanan bağdaştırmalar, yakın (alışılmış) ve uzak (alışılmamış) bağdaştırma olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. “Alışılmış bağdaştırmalar, anlam belirleyicileri ve anlam ayırıcıları arasında uyum bulunan bağdaştırmalardır.
               Örneğin çavdar ekmeği, demir köprü, sokak lambası gibi tamlamaların anlam ayırıcıları ve anlam belirleyicileri arasında bir uyum olduğu için bu kullanımlar alışılmış bağdaştırma olarak değerlendirilmektedir.
               Anlam belirleyicileri ve anlam ayırıcıları arasında uyum bulunmayan bağdaştırmalar, uzak bağdaştırmalar olarak değerlendirilmektedir. Kavga kaşağısı, şeytan çekici, renkli gece gibi tamlamalar bu tür bağdaştırmalardır. Çünkü ögeler arasında uyum yoktur. [1]

 

 

[1]Elif AKTAŞ, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 5/1 2016 s. 371-394, TÜRKİYE