Sembolizm

     

       19. yüzyılın sonlarında,Fransa'da,Parnasizm’e tepki olarak ortaya çıkmıştır.Hem gerçeği göstermek hem de onun sınırlarını aşmak arzumuza aynı anda cevap veren bir sanat biçimidir.

       Gerçeği olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Duyularımız dış dünyanın asıl durumunu değiştirerek bize ulaştırır. Dış dünya olduğu gibi değil, hissedildiği, algılandığı, duyulduğu gibi yansıtılır.

       Şiir, gerçeği değil, gerçeğin bizde bıraktığı izlenimleri anlatır. Eşyanın insan ruhunda aldığı şekle bakılmıştır.

       Şiirde bazı sözlere yeni anlamlar yüklenmiş, alışılmamış eski sözler bulunup işlenmiştir.

       Mecazlı anlatıma ve imgelere sık sık başvurulmuştur.

       Telkin önemlidir. Bu sayede bilgi vermek, açık ve anlaşılır olmak değil, şiiri her okuyanın kendine göre yorumlamasını sağlamak esastır. Şiir anlaşılmak için değil, duyulmak içindir.

       Şiiri müziğe yaklaştırmışlar, ahenge önem vermişler, "şiir, musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın bir dildir." demişlerdir. Musiki değeri olmayan sözler kabadır.

       Şiirde anlam geriye itilmiş, güzellik açıklıkta değil, anlam kapalılığında aranmıştır.

       Şiirde alacakaranlık, kızıl akşamlar, sararan yapraklar, durgun sular, üzüntü, üzüntü veren renkler yoğun olarak işlenmiştir.

       Her şeyi, rüyadaymış gibi, açıklıktan ve belirginlikten uzak görmüşlerdir.

Dil oldukça ağırdır.

Önemli temsilcileri

C. Baudelaire, A. Rimbaud, P. Verlaine, S. Mallarme, P. Valery

Türk edebiyatında

Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret'in "Çınar" şiiri