Servet-i Fünûn Dışındaki Edebiyat

SERVET-İ FÜNUN DIŞINDAKİ EDEBİYAT

       Bu devirde aynı nesilden oldukları halde bu topluluğa katılmamış, değişik anlayışta eser vermiş birçok sanatçı vardır. Bunların bir kısmı Türk Edebiyatının Batılılaşmasını istemeyenlerdir. Bu sebeple sürekli olarak Servet-i Fünuna hücum ederler         

     Bu harekete katılmayan diğer bir kesim ise Batılılaşmaya karşı olmamakla birlikte gerçek Edebiyatın ancak geniş halk kitlelerine ulaşabilen bir Edebiyat olabileceğini savunur. Yani Servet-i Fünun edebiyatının prensiplerine karşı çıkarlar. Bu kesim Ahmet MİTHAT çizgisindedir.

     Dışarıda kalan Edebiyatçıları şu şekilde sıralayabiliriz:

a- Şiir alanındakiler: Bunları 4 grupta toplayabiliriz

1- Kısmen Divan Edebiyatı geleneğine bağlı kalanlar(İsmail Sefa, Mehmet Celal, Nigar Hanım)

2- Hem Servet-i Fünun şiir geleneği ve dilini hemde Halk Edebiyatı şiir tekniği ve dilini kullananlar(Rıza Tevfik(Bölükbaşı))

3- Servet-i Fünun şiirinden nazım şeklini, Halk Edebiyatından hece ölçüsünü alarak sade bir Türkçeyle şiir yazmaya çalışanlar(Mehmet Emin(Yurdakul))

4- Nazım şeklini ve vezni Divan şiirinden alan dilini kısmen Osmanlıca kısmende sokaktaki konuşan Türkçeden seçen(Mehmet Alif)

  Rıza Tevfik: Şiirlerinin temasını çoğunlukla aşk, tabiat, nostalji, çocukluk hatıraları gibi unsurlardan seçen R.Tevfik 1869’da Edirnede doğmuş, 1949’da İstanbulda ölmüştür. Saz ve Tekke şairleri etkisinde kalan şairin şiirdeki başarısını sağlayan en önemli nokta anlatımındaki samimiyet, konuşma dilinin şiire aktarmadaki ustalıktır. Kuvvetli bir hafızaya, canlı bir zekaya sahip olan R.Tevfik çok geniş bir ansiklopedik bilgiye sahiptir. Bilhassa felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanlarındaki yazılarıyla tanınmış, bu sebeple ‘ Feylesof ‘ ünvanıyla anılmıştır. Şiirlerini ‘ Serab-ı Ömrüm ‘ adlı kitabında bir araya getirmiştir. Halk Edebiyatının tanıtılması ile ilgili çalışmalarıda vardır. Felsefe dersleri, felsefe sözlüğü, Hayyam’dan çeviriler, birazda ben konuşayım(anılar) eserleri arasındadır.

  Mehmet Akif Ersoy: 1873 yılında İstanbul’da doğdu. 1936 yılında İstanbul’da sirozdan öldü. Şiire dini ve ferdi konuları işleyerek başladı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdül Hak Hamit ile İran Edebiyatından Sadi ve Hafız’dan etkilenmiştir. 1900 yılından sonra şiirlerinde sosyal konulara yer vermeye başladı(Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi baba gb.) Balkan harbinden sonra Osmalıcılık ideolojisinin çökmesiyle Osmanlı aydınları arasında Pantürkizm ve Panislamizm akımları yayıldı. M.Akif bu dönemde ikinci grup içerisinde yer almıştır. M.Akif’in Panislamist görüşlerini Safahat’ın ikinci kitabı olan Süleymaniye Kürsüsü adlı bölümde görüyoruz.

  Akif’e göre medeniyetin kaynağı Doğu’dur. İslam ilerlemeye engel değildir. Ancak İslam Taassubu düşmüş, hurafelerle boğulmuştur. Aslına döndüğü zaman( Asr-ı saadet zamanı) İslam kurtuluş olacaktır. Bu fikirler yayıldığı zaman bütün İslam ülkeleri uyanarak ve Osmanlının önderliğinde büyük islam birliği gerçekleşecektir. Ancak bu görüşleri 1.Dünya savaşı’nın sonunda hüsrana uğramıştır. 1919’dan sonra Anadolu’da ki hareketle ümitleri yeşeren M.Akif kurulacak yeni devletin bu birliği sağlayacağına inanmıştır. İstiklal marşı bu düşüncenin örneğidir.

  M.Akif için yeni cumhuriyetin Laik bir anlayışla kurulması yıkıcı bir etki yaratmıştır. Bu dönemde gerek Cumhuriyeti kuranların gerekse de muhaliflerin baskısından bunalan M.Akif büyük bir moral çöküntüsüyle Mısır’a yerleşmiştir. Bu dönem onun en verimsiz dönemidir.

   Akif’in fikri yönünü 4 ana başlıkta inceleyebiliriz:

1-İlk dönem (bireysel – ferdi konular)

2-1900’den sonra yazdığı sosyal dönem

3-İdeolojik dönem

4-Mısır’a gittiği son dönem(buhran dönemi)

  Akif’in edebi yönü;

M.Akif “sanat sanat içindir.” Görüşüne bağlıdır. Edebiyatın mahalli olması gerektiğini savunur. Ona göre İslamın gerilemesinin bir nedenide Milli Edebiyatların oluşmamasıdır. Çünkü Milli Edebiyatlar Milli uyanışları sağlar. Halk için Halk Edebiyatı yaratmayı savunur. Şiirlerinde kuvvetli bir gözlem, başarılı bir betimleme, sürükleyici bir öyküleme vardır. Konuşma dilini şiire ve aruza büyük bir başarıyla uygulamıştır. Şiirlerinde realizmin etkisi çok kuvvetlidir. Hatta zaman zaman natüralizme kaydığı bile söylenebilir. Ölçü olarak daima aruzu tercih etmiştir. En çok mesnevi nazım şeklini kullanmıştır. Şiirlerini ilhamından değil gözlemlerinden almıştır.

TİYATRO VE ROMAN

   1883 yılında 2. Abdülhamit’in Osmanlı Tiyatrosunu yıkması ve ciddi tiyatro eserlerinin oynanmasının yasaklanmasından sonra o ana kadar önemli gelişme gösteren Türk Tiyatrosunun 1908’e kadar bir duraklama dönemine girdiğini görüyoruz. Bu dönemde A.Mithat ve A.Hamit’in okunmak üzere eserler yazdıkları görülür. Servet-i Fünun yazarlarının ancak 1908’den sonra tiyatro eseri verdiklerini görüyoruz. Bunlarda son derece azdır.

   Servet-i Fünun dışında kalan dönemin romancıları Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi ve Ali Kemal’dir.

   Hüseyin Rahmi Gürpınar; 1864’te İstanbul’da doğdu. A.Mithatın popüler roman çığırını tek başına ve büyük bir güçle devam ettirmiştir. Bütün romanlarında Emile Zola’nın “deneysel roman” adlı eseriyle başlattığı deneysel roman anlayışına bağlı kalmıştır. Yazdığı romanların türüde “Töre” ronmanıdır. H.Rahminin romanlarındaki kahramanlar, daima karakterlerinin ve sosyal çevrelerinin etkisi altındadır. Romanlarında gözlem ve deney ön plandadır. Bu bakımdan tam bir natüralisttir. Ancak natüralistlerden “sosyal eleştiri” bakımından ayrılır. Çünkü natüralistler sebep sonuç ilişkilerini ramana aktarmaktan öteye geçmemişlerdir. H.Rahmi sosyal eleştiriyi mizahi bir tarzda yapar. Kahramanları genellikle abartılıdır. H.Rahmi’nin ronamlarının olayları İstanbul’da geçer. Eserleri değerlerini yazıldıkları dönemin sosyal yapısını bütün inceliğiyle ve objektiflikle vermesine borçludur.

Belli başlı eserleri; Ayna – şık, İffet, Şıpsevdi, Kuyruklu yıldız altında bir izdivaç, Gulyabani, Efsuncubaba, Kesikbaş, Toroman…

Hikâyeleri; Kadınlar vaizi, Melek sanmıştım şeytanı, İki Hödüğün seyahati, Meyhanede Hanımlar, Eti Senin Kemiği Benim…

   Ahmet Rasim; 1867’de İstanbul’da doğdu. Divan Edebiyatı ile kendi zamanının ünlülerinin etkisinde kaldı. A.Mithat ve Muallim Naci etkisi belirgindir. Bu nedenle yeniliğe, Yeni Edebiyata karşıdır. Sonradan Fransızca öğrenince Batı Edebiyatına sempatiyle bakmaya başlamış ancak iki arada kalmıştır. Servet-i Fünun Edebiyatının kozmopolit olduğunu savunmuştur. Cep romanları olarak anılan daha çok N.Kemal izinden yürüyerek yazılan acıklı gönül maceraları onun teknik bakımdan zayıf, dil ve üslup bakımından düzensiz eserleridir.

Belli başlı eserleri; Bir Sefilenin Evrak-ı Metrukesi, Güzel Eleni, İlk Sevgi, Tecrübesiz Aşk…

  Ahmet Rasim asıl ününü Denemeleri, Sohbetleri, Fıkra ve Şarkılarıyla kazanmıştır.

Bu tarzdaki en önemli eserleri; Makaalat ve Musabahat, Şehir Mektupları(4 cilt), Eşkâl-i zaman, Gülüp Ağladıklarım, Muharrir bu ya.

Hatıraları; Gecelerim, Muharrir- Şair- Edip, Falaka.

Gezi yazıları; Romanya Mektupları.

Tarih; Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi, Tarih ve Muharrir, İki Hatırat üç Şahsiyet, İstibdattan Hâkimiyeti milliye.

Servet-i Fünun Edebiyatı dışında kalan yazarların Eleştiri türünde verdikleri eserleri şöyle sıralayabiliriz;

Ahmet Rasim’in Hüseyin Cahit ile yaptığı Edebiyatın Milli ve Mahalli olup olmadığı hakkında tartışma. Mehmet Celal’in Servet-i Fünun şiirine yönelttiği tenkitler ve Ahmet Rasim Bey isimli inceleme.

Ali Kemal’in H.Cahitle yaptığı polemikler

Ali Kemal’in Paris Müsahabeleri (3 cilt)

İsmail Sefanın Münahazat-i Edebiyye.