Söz Sanatları

SÖZ SANATLARI

Özellikle Divan şiirinde olmak üzere Türk şiirinde söz sanatlarına büyük önem verilmiştir.

 Yeni şiirimizde redif, kafiye, ölçü gibi şekil unsurları yerine anlama veya şiirin hissedilmesine önem verilirken eski şiirimizde bu şekil özelliklerinin yanında iç özelliklere de önem veriliyordu. Anonim halk şiirinde, Âşık şiirinde, Dinî-Tasavvufî şiirde, ama özellikle Divan şiirinde anlamı yoğunlaştırmak, az kelimeyle çok şey ifade etmek; kalıplaşmış mecazlarla, mazmunlarla, kelime oyunlarıyla, kısa bir şiiri sayfalarca açıklama, yorumlama, irdeleme ihtiyacı hissettirecek kadar yoğun ve derin anlamlı bir hâle getirmek büyük bir maharet sayılmış ve gerçekten mükemmel söyleyişler, hayaller, anlamlar yakalanmıştır.

A. MECAZLAR                                                

 1. MECAZ

 Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlamlarla yapılan edebi sanattır. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılmasına denir. Mecazda benzetme amacı güdülür, kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır.

Kız senin sebebine / Yanar yüreğim yanar”

Konuşulanlara kulak verirsen kazançlı çıkarsın” (dikkatli dinlersen)

Burnundan yanına varılmıyor” (kibir, büyüklenme)

Bugün yine ağırdan alıyor.”

2. MECAZ-I MÜRSEL

Benzetme amacı güdülmeden bir sözün, aralarındaki ilgi dolayısıyla bir başka söz yerine kullanılmasıdır. Bu sanatta benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay, netice-olay gibi ilgiler vardır. yani bunlardan biri söylenerek diğeri kastedilir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl (bayrak)
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek. (yağmur; çünkü yağmur bereket getirir)

Ayağını çıkarmadan girebilirsin. (ayakkabı)

Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor. (Ankara’daki siyasiler)

Orhan Veli’yi okur musun? (eserlerini)

Sobayı yakmak. (içindeki odunu)

Feneri yakmak. (içindeki fitili)

Sınıf ayağa kalktı. (öğrenciler)

Anadolu hepinize hınç, şüphe ve emniyetsizlikle bakıyor. (Anadolu halkı)

O günlerde Konya’nın nasıl yaşadığını ve ne düşündüğünü bilemiyoruz. (Konya halkı)

3. TEŞBİH (BENZETME)

 Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden zayıf olanı nitelikçe daha üstün olana benzetme sanatıdır.

Benzetmede dört öğe bulunur:

 Benzeyen (zayıf olan)

benzetilen (üstün olan)

benzetme yönü

benzetme edatı

 Bunlardan ilk ikisi temel öğe; son ikisi yardımcı öğedir.
 Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü sürmeli

Garibanlar yolunuyor kaz gibi

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem

Gül yüzünde güller açar

Geceleri gölgem yollarda donar

Kar gibi kürürüm kendi gölgemi

 Gözlerimiz kurşun elimiz bıçak

Severken öldürdük güzellikleri

 Şiir bir cennet bahçesi

Girmeyene anlatılmaz

 Şiir toprak kokusudur

Şiir damla damla sudur

 Yarin dudağından getirilmiş

Bir katre alevdir bu karanfil
 

Benzetme öğelerinin kullanılışına göre benzetme, çeşitlere ayrılır:

A. TAM BENZETME (AYRINTILI BENZETME)

 Benzetme unsurlarının tümü kullanılarak yapılan benzetmedir.

Ali aslan gibi cesurdur

Cennet kadar güzel vatanımız var.

B. TEŞBİH-İ BELİĞ 

 Benzetme unsurlarından ikisi, temel öğeler, kullanılarak yapılan benzetmedir.
 

Dudaklarının arasından inci dişleri kendini gösteriyordu.

 

Kad kıyâmet gamze âfet zülf fitne hat belâ
 

Çihre gül sîne semen çeşm-i mukahhal nergis
 

Ceylan gözlüm.
 

Sırma saçlım
 

Gül yüzünde güller açar.
 

O adam tilkinin biridir.
 

Ölüdeniz Muğla’dadır.
 

4. İSTİARE

 Bir sözü benzerlik ilgisiyle kendi anlamı dışında kullanmaktır. Yani bir kelimeyi kendisine benzeyen başka bir varlığın yerine kullanmaktır.

Benzetmenin asıl öğelerinden (benzeyen-benzetilen) biriyle yapılan benzetmedir.

İkiye ayrılır

A) AÇIK İSTİARE

 Kendisine benzetilen öğe ile yapılır. Benzeyen öğe kullanılmaz.

Gökyüzünün kandilleri (yıldız) yanmıştı

 

Bir med zamanı gökyüzü kurşunla (bulut) örtülü
 

Havada bir dost eli (rüzgâr) okşuyor tenimizi
 

Doya doya sevemedim kuzumu (çocuk)
 

Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın
 

Ey gonca (sevgili) bu cemiyeti her dem mi sanırsın
 

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece
 

Aslanlarımız bu maçta da iyi mücadele etti.
 

B) KAPALI İSTİARE

 Benzeyen öğe ile yapılır, kendisine benzetilen söylenmez. Ama benzerlik yönü ya söylenir ya da anlaşılır.

Her kapalı istiarede aynı zamanda bir teşhis sanatı görülür.
 

Boynu bükük adalar tanıyor sanki bizi. (insan; boynu bükük, tanıyor)
 

Yüce dağların başında

Salkım salkım olan bulut (üzüm; salkım salkım)
 

Ahmet, kükreyerek rakibinin üzerine saldırdı. (aslan; kükreyerek)

Bükün boynunuzu bayraklar bükün. (insan; bükün boynunuzu)

Çamlar hüzünlü, yollara düşmüş söğüt çınar (insan; hüzünlü, yollara düşmüş)

Yedi yıl süren hikâyemizi dinlemiş ihtiyar çınardan. (insan; ihtiyar)

 

TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA)
 

 İnsan dışındaki varlıkların insana özgü davranışlarla anlatılması sanatına teşhis; onları konuşturma sanatına da intak denir. Her intakta bir teşhis sanatı mutlaka vardır; ama her teşhiste bir intak sanatı da olmak zorunda değildir.
 

Düşünür ağaçlar aylarca gelecek baharı
 

Çevre yanın lâle sümbül bürümüş
 

Gelin olup süslendin mi yaylalar
 

Öldüğü gün gök ağlamıştı.
 

Ben gidersem sazım sen kal dünyada
 

Gizli sırlarım aşikar etme
 

Lâl olsun dillerin söyleme yada
 

Garip bülbül gibi âh ü zâr etme

 

Sordum sarı çiçeğe
Annen baban var mıdır

Çiçek eydür: -Derviş baba,

Annem babam topraktır
 

Gördü bir bal arısın sivrisinek

Dedi böyle ona fahreyleyerek:

Var mı bir bencileyin nefs-i nefis
 

Adam elini uzattı; tam onu koparacağı sırada mor menekşe: “Bana dokunma”diye bağırdı.
 

6. KİNAYE

 Bir sözün, hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek bir biçimde kullanılması sanatına kinaye denir. Kinayede sözün mecaz anlamı daha ön plandadır. Deyimlerin çoğunda kinaye vardır.

Tuttuğunu koparan ihtiyarlardan biriydi. (hem gerçekten tuttuğunu koparacak kadar kuvvetli, hem de başladığı işi bitiren biri.)
 

Onun kapısı her zaman açıktır.

(hem gerçekten kapısı açık, hem de herkesi her zaman kabul edebilir.)
 

Cep delik cepken delik,

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik

Kevgir misin be kardeşlik.
 

Burada “cep delik” sözü kinayeli olarak kullanılmıştır. Gerçek anlamının yanında “cebinde para olmaması” anlamına gelir. Önemli olan da bu anlamdır.
 

Şu karşıma göğüs geren

Taş bağırlı dağlar mısın
“Taş bağırlı” söz grubu, dağların özellikle taşlardan oluşması yönüyle gerçek anlamda kullanıldığı gibi, “acımasız ve merhametsiz” anlamlarını da yüklenir; bu da mecaz anlamdır. Burada asıl kastedilen mecaz anlamdır.
 

Dursun, gözü açık bir çocuktur.

 

İçinizde en yürekli olan gelsin.

 

Senin yüzün hiç kızarmaz mı?

 

7. TARİZ

    Söylenen sözün gerçek veya mecazi anlam dışında büsbütün tersini kastetmektir. Alaylı, iğneleyici, küçük düşürücü bir dille yapılır.

 

Aman ne kadar erken geldiniz.

 

(Çok geciken birine dendiğinde tariz olur.)

 

Ne kadar cömertsiniz.

 

(Cimri birine)

 

Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden

 

Eski eş'arda (şiirlerde) dürbin ile mana görünür. Yeni şiirde mana gibi külfet yoktur.

 

Burada mana külfetinin yeni şiirde olmayışı olumlu bir şey gibi söyleniyor, ama yeni şiirin anlamdan yoksun olduğu kastediliyor.

 

On kadın dövse yorulmaz İhsan Bey.

 

Burada da adam övülür gibi gösteriliyor, ama asıl amaç onun acımasız olduğunu söylemektir.

 

B. ANLAMLA İLGİLİ SANATLAR

1. TEVRİYE

Bir sözün birden fazla anlama gelecek biçimde kullanılması sanatıdır. Bu sanatta sözün bütün anlamları gerçektir. Ama yakın anlam söylenip uzak anlam kastedilir.

 Bu kadar letafet çünkü sende var

Beyaz gerdanında bir de ben gerek

ben: 1. kişi zamiri ve vücuttaki koyu renkli leke (kastedilen, ikincisi, yani uzak olan)

Avazeyi bu aleme Davud gibi sal

Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş

 Bana Tahir Efendi kelp demiş

İltifatı bu sözde zahirdir.

Maliki mezhebim benim zira

İtikadımca kelp tahirdir.

“Tahir” sözcüğü hem “temiz” demektir hem de “Tahir Efendi"nin kendisidir ve her iki anlam da gerçektir. Yakın olan ama kastedilmeyen anlam “temiz”dir. Uzak olan ama kastedilen anlam ise “Tahir Efendi”dir.

Dedim dilber niçin sararıp soldun

Dedi, çektiğim dil yarasıdır.

dil: yakın: gönül, uzak: söz, konuşma organı

 Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

el: yakın: organ, uzak: yabancı

Verdim gönül o gül-ruhun aline aldanıp

Etmezdi kimse eylediğim rengi ben bana

al: yakın: kırmızı; uzak: hile

Sordum Nigâr’ı dediler ahbab

Semt-i Vefa’da doğru yoldadır.

Vefa: yakın: sözünde durma; uzak: Vefa semti

Doğru yol: yakın: dürüstlük; uzak: sokak adı

Ama burada uzak anlamın kastedildiğine dair başka bir iz yok.

 Koyup kaldırmada ikide bir de

Kazan devrildi, söndürdü ocağı

Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil

Zira kimine ağla demişler kimine gül

 

2. HÜSN-İ TALİL (GÜZEL SEBEP GÖSTERME)

Gerçek nedeni herkes tarafından bilinen bir olayı daha güzel bir nedene bağlayarak anlatma sanatıdır.

 Ateşten kızaran bir gül arar da

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

 

 Ey sevgili sen bu ilden gideli

Yaprak döktü ağaçlar, coştu gökyüzü

Tarihini aksettirebilsin diye çehren

Kaç Fatih’in altın kanı mermerle karışmış
 

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasıl

Başını taşdan taşa urup gezer avare su

3. MÜBALÂĞA

Bir durumu, nesneyi, varlığı olduğundan daha az veya fazla göstermeye mübalağa denir.

 Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda

 Dağda yaprak kalmadı

Yarama bağlamaktan

Alem sele gitti gözüm yaşından

 Akdeniz’in dalgası gönlüm kadar taşmadı

Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzar-ı firakız

Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden

Merkez-i hake atsalar da bizi

Küre-i arzı patlatır çıkarız

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın

Gömelim gel seni desem tarihe sığmazsın

Sekizimiz odun çeker

Dokuzumuz ateş yakar

Kaz kaldırmış başın bakar

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz

 

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müthiş tipidir; savrulur enkaz-ı beşer…

 

Bir ah çeksem dağı taşı eritir

Gözüm yaşı değirmeni yürütür

4. İSTİFHAM

Cevap almak için değil de dikkat çekmek için soru şeklinde söyleme sanatıdır.

Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu?

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin cömert Nil yeşil Tuna?

Giden şanlı akıncı, ne gün gider yurduna?

 

5. TEZAT

Zıtlık ilişkisi içinde olan kavramları, hayalleri, düşünceleri bir araya getirme sanatıdır. Aynı varlığın birbirine zıt iki yönü bir arada ifade edilir veya birbirine zıt iki varlık veya kavram arasında ilgi ve benzerlik kurulur. Dil bilgisi bakımından zıt olan kavram ve kelimeleri bir arada kullanmak sadece tezattır; tezat sanatı değildir.

 Kanı ol gül gülerek geldiği demler şimdi

Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz (Mahir Baba)

İçimde kor donar, buzlar tutuşur.

Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet

Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten      (Namık Kemal)

Çeşm-i âşıkda imtizac etmiş

Âb u âteş olup beraber dost

Adûlar kahkaha eyler; güruh-ı dostan ağlar.

 

                Burada adû-dost ve kahkaha-ağlamak arasında tezat var demek yerine, düşmanların gülmesi ile dostların ağlaması arasında tezat var demek daha mantıklı olur.

 

    

 

6. NİDA

 Duygulanma ve heyecanlanma sonucu seslenme sanatıdır. Ünlemlerle ya da ünlem ifade eden cümlelerle yapılır.

 

 Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı!

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!

7. TECAHÜL-İ ARİF (TECAHÜL-İ ÂRİFANE)

 

Anlatımı çekici kılmak için şairin bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmesidir.

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mahım

Kurbanın olam var mı benim bunda günahım?

Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

 

 

Ecel tuzağını açamaz mısın

Açıp da içinden kaçamaz mısın

Azat eyleseler uçamaz mısın

Kırık mı kanadın kolların hani

 

8. TEKRİR

 

Anlatımı çekici kılmak için bazı kelimelerin veya kelime gruplarının cümle içinde veya arka arkaya gelen cümlelerde tekrarlanmasıyla yapılan edebi sanattır.

 

Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince

Nefesten yumuşak yağan bu yağmur

Bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince

Aynalar yüzümü tanımaz olur (Necip Fazıl).

 

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi

Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır

Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi

Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır (Necip Fazıl)

 

Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı

Yağ ile bal ede bir söz. (Yunus)

 

9. TELMİH

 Herkesçe bilinen bir kişi, bir olay veya inanışa şiirde işaret etme sanatına telmih denir.

Gözyaşı döksem Nuh tufanına denk

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu
Kerem’in sazına cevap veren bu

Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi

 

10. SEHL-İ MÜMTENİ

 

Söylenmesi kolay gibi görülen fakat aslında zor söylenebilen anlatımlardır. Yunus Emre’de çok görülür.

Beni bende demen bende değilem

Bir ben vardır bende benden içerü


11. İHAM

 

       İki ya da daha fazla anlamı olan bir kelimeyi bir dize ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastederek kullanma sanatıdır. Kelimenin her iki anlamı da diğer kelimeler tarafından desteklenmelidir. Kinayeden ve tevriyeden farklıdır. Kinayede gerçek ve mecazlı anlamları bir arada kullanılıp mecazlı anlamı kastedilir. Tevriyede ise gerçek anlamların hepsi söylenip uzak anlamı kastedilir.

 

 Bâkî çemende hayli perişan imiş varak

Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan

 

Burada “rüzgâr”ın “zaman” ve “yel” anlamlarının ikisi de geçerlidir.

 İham-ı tenasüp ve iham-ı tezat olmak üzere iki türü vardır. İham-ı tenasüpte gerçek anlamlardan biri kastedilmez. Ama dizede bu söylenmeyen gerçek anlamla tenasüplü başka kelime(ler) bulunur.

 

Rind olan cam alır eline müdam

Lâle veş nev-bahara katlanmaz.

“Müdam”ın iki anlamı vardır: “sürekli” ve “şarap”, burada şarap anlamı söylenmemiş. Ama onunla ilgili olarak cam (kadeh) kelimesi kullanılmış.

İham-ı tezatta ise dizede, söylenmemiş gerçek anlamla tezat olabilecek başka kelime(ler) kullanılır.

Ay geçer görmeziz ol mihr-i cihan-arayı

Elimizden ne gelir taliimiz yar değil

 

Burada “ay”ın iki anlamı vardır: “zaman dilimi” ve “gökteki uydu”. İkinci anlamı söylenmemiş ama onunla tezatlı olan mihr (güneş) kelimesi kullanılmış.

 

 

14. TENASÜP

 

Şiirde anlamca ve çeşitli yönlerden ilgili olan kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır.

 

 Bir elinde gül bir elde cam geldin sakiya

Hangisin alsam gülü yahud ki camı ya seni

 

Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet

Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten      (Namık Kemal)

 

Burada hürriyet ile kurtulmak; esir ile esaret arasında tenasüp var.

 

Bir şâhda iki gonce-i gül

Birbirlerine olurdu bülbül.

 

 Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabib

Kılma derman kim helâkim zehri dermanındadır.(Fuzulî)

 

Burada geçen dert, ilâç, tabip, derman, zehir kelimeleri tıbba ait kelimelerdir.

 

15. LEFF Ü NEŞR

 

 

Birinci dizede söylenen birkaç kelimenin tenasüplü veya tezatlı olanlarını ikinci dizede kullanma sanatıdır. Aşağıdaki birinci örnek “leff ü neşr-i müretteb”e (düzenli, simetrik), ikincisi ise “leff ü neşr-i müşevveş”e (çapraz veya karışık) örnektir:

 

 Ârızın yadıyla nemnâk olsa müjgânım nola

Zâyi olmaz gül temennasıyla vermek hâra su

 

Gülşene nergis ü gül hayli letâfet verdi

Şimdi açıldı dahi yüzü gözü gilzârın

 

 16. SİHR-İ HELAL

 

 

Bir sözcüğü ya da sözü hem kendiden öncekilerle hem de sonrakilerle birleştirildiğinde ayrı ayrı anlamlar ifade edecek şekilde kullanılmasıdır.

 

 Gül ile har nedim oldu yar ile ağyar

Budur hikâyet-i devr-i zamane ey bülbül

 

Gül ile har nedim oldu        nedim oldu yar ile ağyar

 

 

17. RÜCU

 

Söylenen bir sözü yalanlamadan geri çevirip onun yerine daha güçlü ve onu kanıtlayıcı bir düşünceyi söylemektir.

 

Kaddin libas-ı surh ile afet değil midir

Afet değil kızılca kıyamet değil midir

 

 18. KAT’

 

 

Sözü, etkili kılmak ve arkasının kendiliğinden anlaşılmasını beklemek üzere yarıda kesmektir.

 

 Garibim;

 

Ne bir güzel var avutacak gönlümü,

Bu şehirde

Ne de bir tanıdık çehre;

Bir tren sesi duymaya göreyim

İki gözüm

İki çeşme...           (?)

 

 Bir yer ki sevenler sevilenlerden eser yok

Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok

 

Yok... Yok...                      (F. Nafiz)

 

 

 

19. TERDİD

 

Sözü, karşısındakini merakta bırakacak, ilerisinin ne olacağını sezdirmeden sürdürdükten sonra, beklenmedik ve çarpıcı bir şekilde sonuca bağlamaktır.

...

Geldiler beklenen çiftler ormana

Duruyor iki genç, ne hoş, yan yana

Bir kurşun kadına bir de çobana

Çınlasın yıllarca orman be Ali

 

Görünce uzanmış yar kucağına

Boynunu dolamış zülfü bağına

Kurşunu kahpeye atacağına

Kendine çevirdin... Aman be Ali! (F. Nafiz; Ali)

 

20. İRSAL-İ MESEL

 

Sözü inandırıcı ve etkili kılmak için atasözü veya atasözü değerinde özlü sözlerle örnekler vermektir. Ziya Paşa’nın terkib-i bendinde çokça görülür. 

 

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (Z. Paşa).

 

 Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından

Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir.(Z. Paşa)

 

 Geldimse ne var ben şuara bezmine ahir

Âdet budur ahirde gelir bezme ekâbir (?)

 

 21. İKTİBAS

 

Söze, anlamı pekiştirmek amacıyla ayet, hadis ya da bunlardan parçalar almaktır.

 

C. SÖZLE İLGİLİ SANATLAR                                                         

 1. Cinas

 Ses bakımından (okunuş ve yazılışları) aynı veya birbirine çok yakın; fakat anlamları ayrı olan kelimelerin bir arada kullanılmasına cinas denir.genellikle cinaslı kafiye olarak kullanılır. Sesteş kelimeler cinas için en uygun olanlardır.

 

Gayet çoktur değil benim yaram az

Bana yardan gayrı cerrah yaramaz

 

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya

Ben yarimden geçmezem götürseler asmaya

 

Şah verdi, filiz sürdü, sinemde yara dalı

Şu cihanda gülmedim, yaradan yaradalı

 

Kısmetindir gezdiren yer yer seni

Göğe çıksan akıbet yer yer seni

 

Dûş olup bir taze yare

Cana açtım bir taze yara (End. Vasıf)

 

Yokken güneşin eşi semada

Bir eş görünürdü şemse mada (suda) (İsmail Safa)

 

Bir evde dü zen (iki kadın) olsa o evde düzen olmaz. (Fuat Paşa)

 Eyleme vaktini zayi, deme kış yaz, oku yaz. (Sünbülzade Vehbi)

 

Nedir can kim anı sen nazenin canana vermezler

Sana âşık olanlar yoluna cana ne vermezler

 

2. ALİTERASYON

 

Bir mısrada veya cümlede aynı sesin veya hecenin tekrar edilerek ahenk sağlanması sanatıdır.

Dest-busı arzusuyla ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su

Not: Bu arada altı çizili seslere de dikkat.

 Öldük ölümden bir şeyler umarak

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü

 

Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle

Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle (Edip Ayel)


3. AKROSTİŞ

 

Her dizenin ilk harfini, yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda bir kelime çıkacak şekilde düzenlemektir.