SÖZCÜKTE VE SÖZ ÖBEKLERİNDE ANLAM

SÖZCÜKTE VE SÖZ ÖBEKLERİNDE ANLAM 1
1.1 Sözcükten ve söz öbeklerinden anladığımız
Bu konunun soruları, bir sözün cümle içindeki anlamının açık olarak belirlenebilmesi temeline dayandırılmıştır. Ayrıca gerçek anlam, gerçek anlam dışında kullanılma, (mecaz anlam) mürsel mecaz, dolaylama, bir sözün veya söz öbeğinin ne anlama geldiği... şeklinde sorular gelmek­tedir.
ÖSYM'nin söz kavramıyla;
  • dilin anlamlı en küçük birimini, kelimeyi,
  • söz öbeklerini
  • cümleleri
karşıladığını dikkate almalıyız.
Sözcüklerin bir varlığı, bir kavram ya da olguyu karşılamak için kurduğu yeni anlam birliklerine söz öbeği diyoruz. Bir söz öbeği birden fazla sözcükten oluşur.
Sözcükler, evrendeki varlıkların, kavramların, olguların, eylemlerin... dildeki karşılıklarıdır. Dolayısıyla evrende ne varsa ve hangi ilişkiler yürürlükteyse dilde de onların olması doğaldır.
Sözcük ve genel olarak dil alanındaki incelemelerde bu temel ilkenin göz ardı edilmesi yanlışlara yol açacaktır.
Bu temel ilke, dili gramer açısından çözümlemede ve
anlam yönünden kavramada bizlere kolaylık sağlayacak­tır.
Bazı kitaplarda yer alan ve daha çok yazarların kendi görüşlerini yansıtan uç anlam, uç karşıt anlam gibi kav­ramların ÖSYM tarafından bugüne değin sorulmadığını görüyoruz.
Bu konuyla ilgili soruların çözülebilmesi, gelişmiş bir dil mantığını, dilin inceliklerine vakıf olmayı gerektiriyor. Verilen soruların titizlikle çözülmesi bu yeteneğinizi geliş­tirecektir.
Sözcük, dilin anlamlı veya görevli en küçük birimidir. Bazı sözcükler tek başına anlamlı olduğu halde, bazı sözcükler tek başına açık bir anlam taşımaz.
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul dizesindeki bütün sözler tek başına anlamlıdır.
Ana gibi yâr olmaz. Çalışmak ve başarmak bizler için birer hedef olmalı.
cümlelerinde yer alan "gibi", "ve", "için" sözcüklerinin anlamı ancak cümle içinde açıklık kazanır.
Sözcükte anlam konusunu gerçek anlam, mecaz anlam ve terim anlamı çerçevesinde inceleyelim.
1.2 Sözcüklerin asıl anlamları daima diğerlerinden önceliklidir.
Bir sözün ilk ve temel anlamına 'gerçek anlam' denir. Buna sözcüğün tek başına düşündürdüğü ilk anlamı, söylendi­ğinde akla gelen ilk anlamı veya sözlüklerdeki ilk anlamı da denir. Gerçek anlamın zaman içinde gelişip çeşitlenmiş haline yan anlam denebilmektedir. Yan anlam, gerçek anlamın açılımlarındandır.
Elindekileri yavaşça yere bıraktı. (Gerçek)
İki ay çalıştıktan sonra işini bıraktı. (Yan)
Askere giderken yaşlı annesini bizlere bıraktı. (Yan)
Zaten kötü alışkanlıkları yok sayılırdı, olanları da bıraktı. (Yan)
Bu cümlelerde yer alan 'bırakmak' eylemi gerçek anlam­larda (sözlük anlamı ve yan anlamlar) kullanılmıştır.
Övmek
L. Frank Baum, bu dünyadan geçerken öyle derin
                                    I
izler bıraktı ki yaşamının değerini milyonlarca kez
       II                             III
kanıtlamış oldu. Bu ölümsüz yazarın eli değdiği anda
                                                              IV
çocuk edebiyatı yeşermeye başladı.
                                   V
Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisinde mecaz­lı bir söyleyiş yoktur?
A) I.     B) II     C)lII   D) IV. E) V.
YGS 2013
 
1.3 Sözcüklerin mecaz anlamları yaygın bir kullanıma sahiptir.
Bir sözün benzetme, yakıştırma, soyutlama... gibi yöntemlerle gerçek anlamının dışında kullanılmasıdır. Mecaz anlamlı sözcükler, yepyeni bir anlam kazanmıştır.
Kalemin ucu sık sık kırılıyor. Sözlerimize kırıldığını anlamıştık.
"kırılmak" sözü ilk cümlede gerçek, ikinci cümlede mecazî bir anlam taşıyor. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözlerin gerçek veya mecaz anlamda kullanıldığını belirtelim:
                                                                Gerçek anl.  Mecazi anl.
Geçen sonbaharı çok iyi hatırlıyor.
Dağlar susarken konuşurduk tepelerde.
Bu durum beni bağlamaz, bildiğim gibi davranırım.
0 eşsiz manzara hayalimde canlandı.
Sisli bir dağ eteğinde isli birkaç evceğiz.
Gönlümden garip hisler gelip geçiyop.
Bizi kuru bir teşekkürle uğurladılar.
Bu alt başlığın pekişmesi için Kavrama Testi 1'in, 1 ve 2. sorularını hemen çözelim.
Örnek
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
  1. Gelecek hafta bugün yine buluşalım.
  2. Az sonra beyaz bir at üstünde gelin göründü.
  3. Çocuğu uyutmak için odaya götürdü.
  4. Bu boş sözleri dinlemekten bıkmıştı.
  5. Akrabalarını görmek, onlarla konuşmak istiyordu.
                                                                                 ÖSS 1995
Cevap: C
 
Örnek
Sözlük hazırlamanın en güç yanı sözcükleri anlam kaygan­lığından kurtarma, onları belli bir yere oturtmadır. Bu da ancak Samuel Butler'in dediği gibi onların belirsiz yanlarını söz duvarlarıyla kuşatmakla gerçekleşebilir.
Bu cümledeki altı çizili sözle, sözcüklere yönelik olarak ne yapıldığı anlatılmıştır?
  1. Tanımsal sınırlar koyulduğu
  2. Birbirlerinden etkilenişlerinin gösterildiği
  3. Çağrışımsal değerlerinin belirtildiği
  4. Zenginleştirme yollarının açıklandığı
  5. Kullanım sıklığının yansıtıldığı
YGS 2013
ÇÖZÜM: A
Not :
Sözün gerçek anlamıyla mecaz anlamı arasında kimi zaman açıkça belirlenebilen, kimi zaman da yorumla ulaşılabilen bir ilgi daima vardır.
 
Deyimler, mecaz (gerçek anlamının dışında) anlamlar üzerine kurulmuş dil birlikleridir. Fakat bu, genellikle bir sözün mecaz anlamından çok, bu dil birliğinin topluca mecaz anlamıdır.
“İğne atsan yere düşmemek, gözden düşmek, dile gelmek, saçlarını ağartmak, el ele vermek, kulağını çınlatmak, diline dolamak, dört ayak üzerine düşmek...”
Deyimler, yoğun bir anlamı, kısa ve kalıplaşmış ifadeler­le ve somutlaştırarak verebilmenin önemli örnekleridir. Bunlar da her söz öbeği gibi birden çok sözcükten oluşur. Deyimi oluşturan sözcükler tek başına değil, topluca bir anlamı üstlenir. Anlamları kişiden kişiye veya kullanıldığı yere göre değişmez. Kalıplaşmıştır; söylenişleri değiştiri­lemez. "İncir çekirdeğini doldurmak" yerine "üzüm çekir­değini doldurmak" denilemez. ÖSYM deyimlerin özellik­lerini veya atasözlerinden farklı yönlerini değil, dildeki günlük kullanımlarını temel alan sorular sormaktadır.
Bir sözün küçümseme, hakaret etme, yerme... gibi amaçlarla ve kaba bir kullanımla kalıplaşmış haline argo denilir, voltayı almak, jetonu düşmemek, leyla (şaşkın), araklamak (çalmak), asmak (ihmal etmek)... Bazı argo ifadeler deyim konumuna gelmiş olabilir.
ÖRNEK
I.Hasta sabaha kadar gözünü kırpmamıştı.
II.Dün akşam geç yattığından uykusunu alamamıştı.
III.Uykum gelmesin diye sık sık yüzümü yıkadım.
IV.Uykusunun ağır olduğunu herkes bilirdi.
V.Dünkü tartışma yüzünden bütün gece gözüme uyku girmedi.
Yukarıdaki cümlelerin hangilerindeki deyimler anlamca birbirine yakındır?
A) I. ve V.            B) II. ve III.          C) II. ve IV.
D) III. ve IV.        E) IV. ve V.
                                                                              ÖSS1999
 
1.4 Deyimler dilin asıl dokusunu oluşturan söz öbekleridir.
ÖRNEK
Ozanın ilk şiir kitabını bunca yıl ertelemesinin nedeni giz­lenmeyi seven bir kişiliğinin olmasından çok, yazdıklarını kolay kolay beğenmeyen, kusursuzu arayan biri olmasıydı sanıyorum.
Kendisinden böyle söz edilen bir sanatçı aşağıdaki deyim­lerden hangisiyle nitelendirilebilir?
A) İğneyle kuyu kazan   B) İşi başından aşkın olan
C) İşine dört elle sarılan D) İşini sağlama bağlayan
E) İnce eleyip sık dokuyan
ÖSS 2009
 
TERİMLER
1.5 Terimler bazı kelimelerin özel anlam alanı oluşturmasıdır.
Bir sözün bilim, sanat, meslek... gibi bir alanda, özel bir anlamda kullanılmasıdır. Sözün belirli alanlara özgü bir anlam oluşturması ve bu anlamıyla kalıplaşmasıdır.
“Nota, solfej, makam, ses, tını... müzik alanıyla; harf, hece, cümle, paragraf, metin... dil alanıyla ilgili terimlerin bazı­larıdır.”
Terim olarak kullanılan sözcükler, mecaz anlam kazandık­larında terim olmaktan çıkarlar.
Bu işte bir nokta kadar menfaatim yok.
         terim değil (mecaz anlam)
Yargı bitince cümlenin sonuna nokta konur.
                                              terimdir
Terim anlamı oluşturmuş sözler kişilere göre değişiklik göstermez. Sözlerin çeşitli alanlarda bu tür anlamlar kazanması, bu alanlardaki ihtiyacı karşılama amacına yöneliktir.
 
EŞ ANLAM
1.6 Bazı kelimeler aynı anlamları karşılar: Eş anlamlılık
Farklı sözcüklerin aynı anlamı karşılaması durumudur. Aynı dile ait olan sözcüklerden eş anlamlı gibi görü­nenler arasında küçük de olsa anlam farklılıkları vardır. Dolayısıyla bir dilin asıl yapısında eş anlamlı sözcük yok­tur. Bunlar genellikle komşu dillerden devşirilmiştir. kara - siyah / ak - beyaz / han - sultan / kurum - müessese / yenilemek - revize etmek / yalıtım - izolasyon
Bu sözler bazen birbiri yerine kullanılır, bazen kullanılmaz.
Yeniçeri Ocağı Osmanlı'nın temel kurumlarından biriydi.
Yeniçeri Ocağı Osmanlı'nın temel müesseselerinden biriydi.
Çaba göster; yüzümü kara çıkarma. Çaba göster; yüzümü siyah çıkarma.
İlk örnekteki sözler, birbiri yerine kullanılabilmiş, ikinci örnekte ise uygun düşmemiştir.
Örnek
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "iş" kelimesi "davranış" anlamında kullanılmıştır?
  1. Ona borç vermekle çok iyi bir iş yaptın doğrusu.
  2. Şair, yazar ve öğretmen olarak işi oldukça ağır.
  3. Ne tür bir iş aradığını anlayamadım.
  4. Bankadaki işi uzun sürdüğü için gelememiş.
  5. Bu bir zevk işi, herkes istediği gibi giyinir.
ÖSS 1985
 
YAKIN ANLAM
1.7 bazı kelimeler benzer anlamlar ifade eder: Yakın anlamlılık
Bir varlığı, kavramı, olguyu veya eylemi asıl olarak tek söz karşılar. Ama bunların farklı durumlarına, kişilerin farklı algılayışları eklenince yakın anlama gelebilecek sözcükler ortaya çıkar.
üşümek - donmak / pis - kötü / demek - söylemek / bakmak - görmek
Yakın anlamlı sözlerde anlam ortaklığı olduğu gibi anlam farklılığı da vardır. Bundan dolayı böyle
sözler, kimi zaman birbiri yerine kullanılabilirken, kimi zaman kullanılamaz.
 

                             

 
Yakın Anlamlı Sözlerde Anlam İlişkisi
 
Örnek
  1. Onun böyle davranmasına önce bir anlam veremedim.
  2. Bir zamanlar ben de seyahati severdim.
  3. Bu işe yıllarca emek vermiş bir insandı.
  4. Çoktandır böyle güzel bir film izlememiştim.
  5. Eskiden burada yemyeşil bir orman vardı.
Bu cümlelerin hangilerindeki altı çizili sözler birbirine yakın anlamdadır?
A) I. ve IV.          B) II. ve III.          C) II. ve V.
D) III. ve IV.        E) III. ve V.
 
ZIT ANLAM
1.8Evrende karşıt olay ve olgular vardır: Zıt anlamlılık
Dil, evrende (kainatta) var olanların ve olup bitenlerin insan tarafından ifadelendirilmesidir. Dolasıyla zıt anlam­lılık, hayatta karşıtlık belirten durumların dile aktarılmış halidir.
Aynı doğrultuda gelişen eylemler veya kavramlar birbirinin karşıtı değildir.
iyi-kötü / güzel çirkin/ ağlama - gülme/ zengin -fakir / büyük - küçük...
 
Aynı doğrultuda gelişen eylemler veya kavramlar birbirinin karşıtı değildir.
seslenmek-bağırmak-haykırmak
 
Bir eylemin olumsuzu onun karşıtı sayılmaz
gelmek - gelmemek / kalkmak – kalkmamak
 
EŞ SESLİLİK
1.9 Anlamı farklı bazı keli meler aynı seslerden oluşur: Eş seslilik
Bazı sözcüklerin kök olarak hem eylem hem de varlık veya durum bildirdikleri (çift tabanlı oldukları) görülür.
Farklı anlamdaki sözcüklerin aynı seslerden oluşmasına eş seslilik (sesteşlik) denir.
at, at- / geç, geç - / tat, tat - / bit, bit - / var, var - / ...
Aynı seslerden oluşan bazı sözlerin birden fazla anlamı karşıladığı görülür.
Yüz verince astarını da istiyor.
O zamanlar yüz liranın bile kıymeti vardı.
Bu kullanımlar dilde, özellikle şiirde, benimsenmiş ve "c sesleri taşıyan sözlerin farklı anlamlara gelmesi" şekli tanımlanan "cinas sanatı" oluşmuştur.
Zam anında almayın, zamanında alın.
Bütün bunları yazınız ama güzel olsun yazınız.
Dilerim mutlu geçsin baharınız yazınız.
 
SOYUT-SOMUT
1.10 Soyutluk / Somutluk
 
Sözcüklerin her biri evrendeki bir varlığın, kavramın ya da eylemin dile aktarımıdır. Sözcüklerin temsil ettikleri bu şeyler somutsa sözcükler de somut, soyutsa sözcükler de soyut anlamlıdır.
Somutluğu, beş duyu ile algılanma; soyutluğu, beş duyu ile algılanamama şeklinde tanımlayabiliriz. Işık, taş, su, hava, ses, renk, toprak, insan... somut anlam taşırken; akıl, düşünce, cennet, melek, sevgi, dert... soyut anlam taşır.
Bu tür biberler oldukça acıdır. / somut
İhtiyar bize dönerek acı acı gülümsedi. / soyut
Son yıllarda İstanbul'un havası tertemiz. / somut
Onun bulunduğu ortamların havası değişiyor. / soyut
Sözlerin bu özelliğinden yola çıkılarak somutlama-soyutlama yoluna gidilmektedir.
Somut anlamlı bir sözcüğün cümlede soyut anlam kazan­masına soyutlama; soyut anlamlı bir sözcüğün somut anlamda kullanılmasına da somutlama denir.
 
Örnek
Anlam genişlemesi yoluyla somut anlamlı bir ad, bir de soyut anlam kazanabilir. Örneğin, somut anlamıyla 'geçilen > demek olan 'yol' kelimesi, 'yöntem' anlamına gelerek soyut bir anlam da kazanmıştır.
Böyle bir anlam değişmesini örneklendiren kelime aşağıdakilerin hangisinde kullanılmıştır?
  1. Bunu yapmaya yürek ister, bu her babayiğidin harcı de
  2. Bu gördüğün bulutlar, yağmur yüklü bulutlardır.
  3. Bu dağlar, geçit vermez sarp dağlardır.
  4. Ağaçlar, ilkyazda bir gelin gibi donanırlar.
  5. Yapının güzel bir görümü vardı; taş, dantel gibi işlenmiş.
AD AKTARMASI
1.11 bir sözü benzetme olmaksızın bir başkasının yerine kullandığımız olur: Ad aktarması
Bir söz, anlam ilişkisi dolayısıyla benzetme dışındaki çeşitli ilgilerle bir başka sözün yerine kullanılabilir, bu anlam olayına mürsel mecaz (mecaz-ı mürsel) ya da ad aktarması denir.
 
Dünyanın en iyi raketleri karşı karşıya geldi. -raket -> tenisçi ayak
Lütfen ayaklarınızı çıkarınız. - ayakkabı mahalle
Mahalle aynı olayı konuşuyordu. -mahalleliler mecazı
İstanbul günden güne yeşilleniyor. - mürsel yok
İstanbul olaya seyirci kalmıştı. – İstanbul- İstanbullular
Bayram dolayısıyla üç gün okul yok. Okul-eğitim
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal – hilal-bayrak
Namık Kemal'i okudun mu? –Namık Kemal-eserleri
 
Örnek
Marmara'da her yelken
Uçar gibi neşeli
Yukarıdaki dizelerde olduğu gibi, kimi sözler benzetme amacı gütmeden kendi anlamları dışında kullanılır.
Aşağıdaki dizelerin hangisinde, bu örnektekine benzer bir kullanım vardır?
  1. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
  2. Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
  3. Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda
  4. Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
  5. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
 
KAVRAMA TESTİ 1
1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük gerçek anlamının dışında kullanılmıştır?
  1. Üstü kapalı bir anlatım yolu izleyerek okuyucula­rında merak uyandırmak istiyordu.
  2. Bu kadar uzak olduğunu bilseydim sizinle burala­ra kadar gelmezdim.
  3. Siz ne taraftan geldiniz bilmiyorum ama ben kes­tirme yolu kullandım.
  4. Hastalığı atlatmış galiba, çok güçlü görünüyor.
  5. Birlikte geçirdiğimiz günlerin hatırına el gibi dav­ranmasaydı bari.
 
2. (I) Su hiç şüphesiz hayatın kaynağıdır; yeryüzünde hayat muhtemelen bütün sular kuruduktan sonra bitecek. (II) Devlet denebilecek ilk ciddi organizas­yonlar ve medeniyetlerin yükseldiği şehirler, nehir ve deniz kıyılarında kuruldu. (III) İnsanlar hayata tutunmak için hep suya koştular, gerektiğinde bir yudum su için savaştılar da. (IV) İnsanlık tarihi kısaca "suyu arayış tarihi'7 diye özetlenebilir. (V) Bunun için hemen her kültürde kutsallık yüklenen su, tarihin hiçbir döneminde sadece H20 olmadı, her zaman zengin bir kültürle aktı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisindeki altı çizili sözcüklerin ikisi de mecaz anlamlıdır?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
 
3 Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, açıklama­sıyla verilmiştir?
  1. Üzülmesin, tatsızlık olmasın diye hep suyunca gittim ama bir şey değişmedi.
  2. Bu yaşlarda gençler ailelerine kafa tutar ve bunu kişiliğini göstermek gibi görür.
  3. Artık sabredecek gücü kalmamış, bıçak kemiğe dayanmıştı.
  4. Amacım sizinle boy ölçüşmek, işimde ne kadar iyi olduğumu göstermek değil.
  5. Son günlerde buluttan nem kapıyordu; ben de onu biraz yalnız bıraktım.
 
     Deyimler dile renk katar, cümlelerin anlamlarını güçlendirir. Türkçede aynı kelimeyle oluşturul­muş pek farklı deyim vardır. Bu kelimelerden biri de "su." çok İyi ilişki içinde bulunan insanlar
I
için "aralarından su sızmıyor", birini yakından tanımak anlamında da "huyunu suyunu bilmek"
                                                                       II
deyimleri kullanılır. "Su götürmemek" bir şeyin açık ve kesin olduğunu, "akan sular durmak"
                                                                                III
önlenmesi imkânsız durumları ifade etmek için kullanılan deyimlerdir. Bir işte yanındakini yarı yolda                 IV                                                                                                                                                  V
bırakanlar, sözünden dönenler içinse "su koyuvermek" deyimi uygun düşer.
 
4. Parçada numaralanmış bölümlerin hangisinde bir yanlışlık söz konusudur?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
 
5. Aşağıdakilerin hangisinde deyim, açıklamasıyla verilmiştir?
  1. Yaşadıklarımı başkalarına ders olsun diye kâğıda döktüm.
  2. Bugün ağzını bıçak açmıyor, seni üzen bir şeyler olmalı.
  3. Ayaklarıma kara sular indi, biraz durup dinlenelim artık.
  4. Kalabalığı görünce konuşamadım, dilim tutulmuş­tu sanki.
  5. Onlara bel bağlamayalım, bu işte bize hiçbir yar­dımları dokunmaz.
 
 
6. Aşağıdakilerin hangisinde yanlış anlamda kullanılmış bir deyim vardır?
  1. Her işten anlar, sorunları ustalıkla çözer; gözünü budaktan sakınmayan biridir kısacası.
  2. Yüzünden düşen bin parçaydı bugün belli ki bir şeylere canı sıkılmış.
  3. Merak etmeyin eli kulağında, bu hafta anlaşma imzalanacak.
  4. Lütfen canını sıkma, incir çekirdeğini doldurmaz bütün bunlar.
  5. Bir akılda durmuyorsun, böyle olunca da hiçbir planı uygulayamıyoruz.
 
7. Aşağıdakilerin hangisinde bir deyim, açıklamasıyla birlikte verilmiştir?
  1. Sergide birçok sanatçı kılı kırk yararak oluştur­dukları eserlerini tanıtma fırsatı buldu.
  2. Yine acele karar vermiş, burnunun dikine git­mişti.
  3. Nasıl oldu anlayamadım, kaşla göz arasında bizi burada bırakıp kaçmış.
  4. Bu iş senin başını daha çok ağrıtır, bence öncelik­le bu meseleyi halletmelisin.
  5. Misafirlerine gereken saygı ve ilgiyi göstermiş, onları el üstünde tutmuştu.
 
-Burnunu sokmak
-Burnunun ötesini görememek
-Burnunda tütmek
-Burnu sürtmek
8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, bu deyimlerden herhangi birinin açıklaması yoktur?
  1. Yıllardır görmediği memleketine özlem duyuyor­du.
  2. Çok ileri gitti, bu ceza onu biraz uslandırır.
  3. Plansız çalışırdı, yarın ne yapacağını bilmezdi.
  4. O kendisinin en iyi olduğunu düşünür, kendini çok beğenir.
  5. Kendisini ilgilendirmeyen işlere de karışırdı.
 
9. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "bırakmak" sözcü­ğü "vazgeçmek, caymak" anlamında kullanılmıştır?
  1. Gözaltındaki üç kişiyi bıraktılar, diğerlerinin sor­gusu devam ediyor.
  2. Bu konuda kitap okumayı bıraktım, zaten öğrene­ceğimi öğrendim.
  3. İlaçlarımı bu hafta önce bıraktım ama kendimi iyi hissetmiyorum.
  4. Israr etmeyi bıraktım çünkü sonuç alamıyorum.
  5. Bırakın kavga etmeyi, komşularımız rahatsız ola­cak.
 
10. Aşağıdakilerin hangisinde, "geçmek"- sözcüğünün anlamıyla kullanımı birbirine uymamaktadır?
 
                Anlam                                                    Kullanım                                       
A) Bırakmak, vazgeçmek:                             Kârdan geçtik, en azından sermayeyi kurtarsak.
B) Bir yerden başka yere gitmek:              Kapının önünden birkaç kişi aceleyle geçiyor.
C) Üstünlük sağlamak:                                   Yarışta tüm rakiplerini geçti.
D) Yürürlükte bulunmak, geçerli olmak: Belediye otobüslerinde bu kartlar geçmiyor.
E) Kullanmak :                                                  Bütün günüm ders çalı­şarak geçti.
 
 
I.Bu eseri oluştururken Yunan mitolojisinden ve Fransız edebiyatından esinlendiğimi söyleyebili­rim.
II.Bu eleştirmen benim eserlerimi değerlendirirken çok acımasız davranıyor.
III.Çocukluk döneminde okuduğu kitaplarla ufkunu ve kelime dağarcığını geliştirmiş, bu yolla farklı dünyaların kapılarını aralamıştır.
IV.Olayları böyle bir bakış açısıyla ele alman ve en ince ayrıntıları dahi yakalaman beni çok şaşırttı.
11. Numaralanmış cümlelerin hangilerindeki altı çizili sözcükler anlamca birbirine en yakındır?
A) I. ve II.            B) I. ve III.           C) II. ve III.   D) II. ve IV.                E) III. ve IV.
12. "Yazarın derme çatma üslubu, acemi olanların bile dikkatinden kaçmıyor." cümlesindeki altı çizili sözün anlamca karşıtı bir söz aşağıdakilerin hangisinde var­dır?
  1. Roman, sağlam kurgusuyla okurların gönlünü kazandı.
  2. Şiirin özgün bir tarzda kaleme alınması önemlidir.
  3. Akıcı anlatımı ve yalın diliyle öteki yazarlardan ayrılıyor.
  4. Bir yazarın köksüz anlayışların izinden gitmesi yapıtlarını niteliksiz kılar.
  5. Gerçekçi anlatım tarzını benimseyen yazar, bu yıl da ödül aldı.
 
YANSIMALAR
1.13 Bazı sözcükler doğadaki seslerin taklidinden doğmuştur: Yansıma sözcükler
 
Dilde bazı sözcüklerin doğadaki seslerden yola çıkılarak oluştuğunu fark ederiz :
çıt, me, miyav, gür, şırıl, fıs, pat, çat, pır, vız...
Bu sesler dilde işlenip türetilerek isim, sıfat, eylem... çeşit­li görevlerde kullanılabilir:
çıtırtı, çıtırdamak, çıtlamak, çıt çıt... gürültü, gürüldemek, gürlemek, gürültülü...
Bu sözcüklerin doğadaki herhangi bir varlığın (insan, bitki, hayvan veya cansız varlıkların) doğal hareketlerinden doğal seslerin taklidiyle oluştuğunu biliyoruz.
Örneğin;
miyavlama - kediye ait
horlama - insana ait
fıs(ıltı) - rüzgara ait
gür(lemek) - göğe ait bir sestir.
Yansıma gibi görülen her ses böyle değildir. Kişnemek, ötmek, bağırmak gibi. Bu sözcükler, doğada ses hâlinde yoktur. Yani, atlar kişnerken, kuşlar da öterken bu se çıkarmaz. Ancak ilgili eylem ve hareketleri adlandıran insanlar bu sözcükleri kullanmışlardır.
 
İKİLEMELER
1.14 İki sözcük bir arada özel bir anlam ifade edebilir: İkilemeler
Aynı sözcüğün, yakın anlamlı sözcüklerin veya karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşur. İkilemelerde amaç, anlatımı güçlendirmek, ilgiyi anlatıma çekmektir.
Aşağıdaki örneklerle ikilemelerin meydana geliş yollarını inceleyelim.
Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla:
Doğru dürüst, eş dost, yalan yanlış...
Verdiğin yalan yanlış bilgilerle bizi yanılttın.
Anlamdaş sözcüklerin tekrarıyla:
Kılık kıyafet, ses seda, ata dede...
Hâlâ atadan dededen kalma yöntemlerle çalışıyorsunuz.
Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla:
İleri geri, iyi kötü, aşağı yukarı, az çok...
Seninle iyi kötü günlerimiz oldu bu evde.
Aynı sözcüğün tekrarıyla:
Ağır ağır, pırıl pırıl, hızlı hızlı...
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
Tekrar edilen bu sözcük yansıma sözcük de olabilir:
Fokur fokur, şarıl şarıl, gürül gürül...
Sobanın üstündeki çay fokur fokur kaynıyordu.
Biri anlamlı, diğeri anlamsız - biri diğerinden elde edilmiş - sözcüklerin tekrarıyla:
Ufak tefek, hasta maşta, kötü mötü... Ufak tefek bir adam yanımıza yaklaştı.
İkisi de anlamsız sözcüklerin tekrarıyla: Pılı pırtı, hapur hupur, eciş bücüş, ıvır zıvır... Abur cubur yemekten sakının.
Örnek
Aşağıdaki cümlelerin hangisindeki ikilemeyi oluştu sözcükler tek başlarına kullanılamaz?
  1. Yalan yanlış bilgilerle doğru bir karar veremezsin.
  2. Karşıdan, güçlü kuvvetli görünüyordu.
  3. Mırın kırın etme de olanları anlat.
  4. Aradan aşağı yukarı on yıl geçti.
  5. İngilizceyi şöyle böyle bilir.
 
1.15 Sözcükler öbekleşerek yeni anlamlar kazanır.
Sözcükler, mecaz anlam kazanarak, benzetme yoluyla, soyutlaşarak, somutlaşarak... bir araya gelir ve kullanıldı­ğı cümleye özgü bir anlam yüklenir. ÖSS 2007'de sorul­muş şu cümleyi inceleyelim: Bu son kitabında yazar, bilerek açmadığı ama aralık bıraktığı kapılardan geçmeyi okurlarına bırakıyor. Bu cümlede geçen "yazarın, kapıları bilerek açmayıp aralık bırakması" sözünün anlamı sorulmuş soruda. İlgili söz öbeği, bu cümleye özgü bir anlam kazanmıştır. Bu nedenle anlamını, bu cümle bağlamında çözümlemeliyiz. Burada cümlenin anlamından faydalanırız. Cümlede bir kitaptan ve okurlardan söz ediliyor. Demek ki yazar okur­ları her şeyi hemen anlasın istemiyor, onların biraz çaba harcamalarını bekliyor. A seçeneğinde "Her şeyi söyle­meme" ifadesi bulunuyor ki bu da bizim yakaladığımız anlamla örtüşüyor.
Şimdi de ÖSS 2008'de sorulmuş bir söz öbeği sorusunu inceleyelim.
Sokaktaki herkesti, her şeydi o; kediler, köpekler, topal martı­lar, âşıklar dahil herkes. Biricikliğini herkesleştirerek kurmuştu öykülerini. Kendini, anlattıklarıyla özdeşleştirdi. O çakır gözler, kimsenin görüp algılayamadığı gerçekleri gördü, başkalarının yazamadığı şeyleri yazdı.
Bu parçadaki altı çizili sözün anlamı nedir, düşünelim. Düşünürken ifadedeki mecazları, parçadaki ipuçlarının yardımıyla çözmeliyiz. "Biriciklik" insanın tekliğini, ken­dine özgü olmasını ifade eder, "herkesleştirmek" ise, bu kendine özgü olma hâlini başkalarına genelleştirme, onların kalıbına girmedir. Sorunun D seçeneğinde şu ifade var: "Seçtiği varlıkların dünyasını onların kalıbına girerek kendine özgü biçimde anlatma" Gördüğümüz gibi seçenekte hem kendine özgürlük hem de herkesleş- me anlatılıyor.
Şimdi de ÖSS 2005'de sorulmuş bir söz öbeği sorusunu inceleyelim.
“Bu sanatçımız için bir dili bilmek, o dilin edebiyatını bilmek demektir. O edebiyatın gizli kalmış köşelerinde yatan şiirleri, öyküleri bilmek demektir. Gerek Türkçe gerekse Fransızca yazdığı yazılarda, zaman zaman öyle alıntılar yapar ki şaşırır kalırsınız. Halk şiirimizden, özellikle tekke şiirimizden; ama aynı zamanda bir Yunan, bir Bizans, bir İran şiirinden... Resim, heykel, yazın gibi hangi sanat dalından bir ürün ortaya koyar­sa koysun, bunu, oksijeni bol bir ortamda oluşturmuş bir sanatçımızdır o.”
Soruyu çözerken, altı çizili bölümün parçanın desteklediği anlamı kazanacağını unutmayalım. Nitekim bir başka metinde, aynı söz öbeği bir başka anlama da gelebilir. Bu nedenle metni anlayarak, kavrayarak oku­mamız çok önemli. Metinde bir yazar anlatılıyor ve onun dil ve edebiyat kültürünün zenginliği örneklerle ortaya konuyor. Bu durumda, "oksijeni bol ortam" yazarın sahip olduğu tüm bu sanatsal kaynaktır, birikimdir. Soruda bunu E seçeneğinde görüyoruz.
Bütün bu örnek çözümlerden hareketle söz öbeklerinin anlamını bulurken izlememiz gereken yol haritasının ana hatları şunlardır:
  • Verilen parçayı her bakımdan anlamak, kavramak
  • Sorulan söz öbeğinin parçanın anlamıyla ilişkisini belirlemek
  • Söz öbeğinde, varsa, mecazlı anlatımları parçayla ilişkilendirerek çözümlemek
  • Bulduğumuz ifadeyi karşılayan seçeneği belirlemek
 
Özellikleri yönünden hiçbir akım içinde yer almayan şairler var. Bunlar, kendi kuşağından olanların yazdıklarına da benzemeyen bir şiir yazıyorlar. Bir kuşak ya da gruba katıl­madıkları için şiirlerinin bulutsu bir görünüşü var. Bunları yazanlar, kendilerine özgü bu şiirlerle şiirin bir mozaik oldu­ğunu önümüzdeki birkaç yıl içinde gösterecekler.
Bu parçadaki altı çizili sözlerle anlatılmak istenen aşa­ğıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?
  1. Özellikleri ve sınırları belirgin olmayan - çeşitlilik içeren
  2. Düş gücüne ağırlık veren - teknik açıdan kusursuz
  3. Duyguları devindiren - sanat değeri taşıyan
  4. Belirli konular üzerinde yoğunlaşan - birçok öğesi olan
  5. Kendinden öncekileri yadsıyan - okur duyarlığına seslenen.
 
1.16 Önemli dazı Ayrıntılar
I.Birçok sözün çeşitli açılımlarla (soyut-somut, gerçek - mecaz vb.) çok farklı anlamda kullanılabildiği bir gerçek­tir. Dolayısıyla "çok anlamlılık" gibi ayrı bir kavramdan bahsetmek gereksizdir.
II.Bir söz, tekil olduğu hâlde özel bir kullanımla çokluk anlamı taşıyabilir.
Asker hafta sonu iznini teyzesinde geçirmişti. / teklik Asker savaş için alarm durumunda. / çokluk
III.Bir söz farklı cümlelerde farklı anlamlara gelebilir. (Bu durum, cümlenin, sözcük üzerindeki etkisidir.)
Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor, her şey günden güne değişi­yordu./ kendini yenilemek
Bu koca araziyi şehirdeki bir bina ile değişiyordu. / değiştirmek
Ana gibi yar olmaz. / benzetme
Geldiği gibi bağırıp çağırmaya başladı. / an, zaman,
IV.Aynı harflerle gösterilen bazı sözcüklerin sesleri ara­sında ancak söylenişte belli olan bazı farklılıklar vardır. (Dolayısıyla bu sesleri sesteş saymamak gerekir. Bu gibi sözlerin sesleri farklı, harfleri aynıdır.
Seslerdeki bu farklılığı, harflere de yansıtmak alfabenin imkanlarıyla ilgilidir ve pratikte vardır:
Kar, bu yıl erken yağdı. Çok kâr ettik.
Vücudundaki yara kısa sürede iyileşti. Bir selam yolladım nazlı yâra
Bundan da şu çıkıyor: ses * harf.
Harfler, seslerin yazıdaki göstergesidir. Nitekim, konuşur­ken harfleri değil sesleri kullanıyoruz.
 
Bir yazara göre çocuk beyinleri aynı tornadan çıkmış küçük kaplara benzer, bunların ancak algılarla doldurulması gere­kir. İşte bu yüzden onlara masal anlatılmayacaktır. Hatta çiçek desenli halılar ya da kuşlu kelebekli tabaklarla fincanlar görmeleri de engellenecektir. Çünkü onlara göre çiçekler halılarda yetişmez; kuşlarla kelebekler, tabaklara ve fincan­lara yapışıp kalmaz. Çocukların her şeyi dört işlem yoluyla değerlendirebilmeleri, yaşamları boyunca salt akıllarının buyruğuna uyarak davranmaları sağlanacaktır böylece. Birer insan değil de ileride yararlı olmaları beklenen robotlar sayı­lan çocuklara ancak gözle görülen, akılla kavranan olgular öğretilecektir. Yazar, bu yönteme göre yetiştirdiği çocukları bir tahta perdenin deliğinden sirk gösterilerini izlerken yaka­layınca neredeyse fenalık geçirmiştir. Çünkü bu, akılla ve çarpım tablosuyla hiçbir ilişkisi olmayan, şiir okumak kadar ayıp bir eğlencedir.
Bu parçadaki altı çizili sözlerle anlatılmak istenenler ara­sında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
  1. Kişisel farklılığı yok sayma
  2. Gerçekler dünyasıyla sınırlı kalma
  3. Duyguları önemsemeyip dışlama
  4. Başkalarının isteklerine göre yaşama
  5. Her şeyi olumsuz yönleriyle değerlendirme
YGS 2012
Kazanım Testi 2
1. Aşağıdaki cümlelerin hangisindeki ikileme diğerle­rinden farklı bir yolla oluşturulmuştur?
I.Etrafındakiler yalan yanlış bilgilerle yanlış yön­lendiriyor.
II.Kahvenizi soğutmayın sıcak sıcak için.
III.Herkes kısa kısa konuşup yerine geçti.
IV.İhtiyar adam ağır ağır yerinden kalktı.
V.Sık sık bize uğrar, hâlimizi hatırımızı sorar.
 
“Gazetecilik, gazetenin yaygınlaşmasına paralel ola­rak pek çok edebiyatçı için ikinci bir meslek ola­gelmiş ve böylece kalem oynatılan bu iki alanda etkileşim, aktarım ve rekabet dinmeden sürmüştür. Edebiyat tarihinde çığır açan pek çok edebiyatçının parmakları gazete sütununa değmiştir. Diğer yandan unutulmamalı ki yazar-gazetecinin kalemi, gazete sütununa mürekkebini bırakmaya başladığında artık o haber, haberden ibaret değildir. Şair ya da yazarla­rın çoğu haber olarak kalmayacak haberler yapmış­lardır.
2. Bu parçada altı çizili bölümde edebiyatçıların yaptı­ğı haberlerin hangi niteliği anlatılmak istenmiştir?
  1. Kalıcı olması ve etkisini yitirmemesi
  2. İnsanların ilgisini çekecek nitelikte olması
  3. Günlük sorunlara değinmesi
  4. Edebî nitelik taşıyan yönlerinin bulunması
  5. Okuyanı bir konuda aydınlatması
 
Ünlü yazar Hayalhâne'den sonra yazdığı bu ikinci romanında okura metafor yüklü bir kurgu sunuyor. Tıpkı modern şiir gibi çoğul okumalara açık bir roman var önümüzde.
3. Altı çizili bölümde, bu parçada sözü edilen romanla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi anlatılmak istenmiş­tir?
  1. Kahramanlarının hayal ürünü olması
  2. Okuyucuya her okuyuşta farklı anlamlar sunması
  3. Kurgusal bir yapıya sahip olması
  4. Dil ve anlatımda şiire yaklaşması
  5. Okuyucunun hayal gücünü geliştirmesi
 
En verimli çağında sağır olan Beethoven, "Tanrı, her­kesin kulağına bir şeyler fısıldar, benimkine bağırdı." demişti. Sanatçıların hayat hikâyelerindeki o hiç de mütevazı olmayan sözlerine baktıkça pek çoğu­nun o rahatsız edici duyguyla barıştıklarını görmek mümkün. Kimisinin kulaklarının keskinliğine sürekli takılıp duran o seslerle derdi vardır; bir başkasının gördüğü ve duyduğu her şeyi kelimelerden inşa ettiği hayalî dünyalara ilmeklediği sayfalarla.
4. Bu parçada altı çizili bölümle aşağıdakilerin hangisi anlatılmak istenmiştir?
  1. Kurmaca gerçeklik
  2. Duyguya dayalı bir anlatım
  3. Dil ve anlatımda yalınlık
  4. Taraflı   ve soyut ifadeler
  5. Yazarın hayatından esere yansıyan unsurlar
 
Onun öyküleri, anlamını hiçbir zaman ilk elde açık etmeyen, hatta mümkünse bu anlamı olabildiğince örtmeye odaklanmış öyküler. Bir olayın kendisin­den ziyade zihindeki çağrışımlarıyla hareket eden, olaydan çok temaya düşkün öyküler yazıyor sanatçı. Örneğin okurunu gelip geçen trenlere taş atan bir çocukla tanıştırır yazar. Ama çok iyi biliriz ki onun bir öyküsünde bir taş elden çıkmışsa, kesinlikle hede­fine varmayacak ve yazar o taşı havada asılı tutacaktır.
5. Parçada sözü edilen yazarın, altı çizili bölümde bahsedilen anlatı yöntemini benimsemesinin nedeni aşağıdakilerin hangisi olabilir?
  1. Okuyucuda duygusal bir iz bırakmak
  2. Öyküyü okuyucunun tamamlayıp sonuçlandır­masına fırsat vermek
  3. Öznel bir tutum sergilemekten uzak durmaya çalışmak
  4. Öyküyü kurmaca bir gerçekliğe dayandırmak
  5. Okuyucuya bir mesaj ulaştırmak
 
Modern edebiyatın ve özellikle de romanın bizde geç filizlenmesi yazarlarımızda öyle bir mahcubiyet yaratır ki değil klasikler, yeni çıkmış eserlerin eleştiri­si bile olabildiğince kırıp dökmeden yapılır. Tanpınar ya da dilinin sivriliğiyle nam salmış Yahya Kemal dahi, çağdaşları Türk yazarların romanlarını sınırı zorlayan bir dille eleştirmekten sakınırlar.
6. Bu parçada altı çizili bölüm yerine aşağıdakilerin hangisi getirildiğinde anlamda bir değişme ya da bozulma olmaz?
A) büyük bir özenle        B) nazik bir dille
C) eleştirel bir üslupla    D) akıcı bir anlatımla
E) kimseyi incitme endişesi taşımadan
 
Edebiyatın gelişmesi, zenginleşmesi için iyi yazarla­ra elbette ihtiyaç var. Ama bir de mücevhere değer biçecek kuyumcular gerekiyor. Bir yapıtın eleştirisini yapacak donanımda ustalar lazım.
7. Bu parçadaki altı çizili sözün anlamı aşağıdakiler den hangisidir?
  1. Gençlere yol gösterecek usta yazarlar
  2. Görülmemiş güzellikte ve değerde eserler
  3. Edebiyat eserlerinin değerlerini belirleyecek sanat adamları
  4. Kabiliyetli ve çalışkan genç yazarlar
  5. Edebiyat eserlerinden beklentileri olan nitelikli okurlar
 
Kitapta anlatılan karakterlerin bugün yaşadığımız toplumda her geçen gün azaldığını söyleyebili­riz. Yazar, modern zamanların hayatın kıyısına itti­ği kahramanları kayıt altına alırken geçmiş za­man kipine müracaat etmiyor. Kahramanları ve onların hayata kattığı zenginliği bu tarz anlatımla yaşatmaya çalışıyor.
8. Bu parçadaki altı çizili bölümde aşağıdakilerin han­gisi anlatılmak istenmiştir?
  1. Şimdiki zaman içinde canlı bir şekilde anlatmak
  2. Geçmişin değerleriyle birleştirmek
  3. Hayatın her anını yansıtmak
  4. Tarihî    unsurlardan yararlanmamak
  5. Bilinen gerçeklerden yola çıkmamak
 
Mehmet Akif böyle bir şairdi; müthiş sorumluluk duy­gusuyla, asıl şiirin taştığı iç dünyasının kepenklerini kapatıp faltaşı gibi açılmış gözlerini inanılmaz bir dikkatle dış dünyaya çevirmişti.
9. Parçada geçen "iç dünyasının kepenklerini ka­patmak" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdaki-lerden hangisidir?
  1. Şiirinde kendine özgü anlatım tarzları deneme­mek
  2. Şiir yazarken öznellikten uzaklaşıp nesnel davran­mak
  3. Şiiriyle ilgili eleştirileri görmezden gelmek
  4. Kendi istediği ve hayal ettiği şiiri değil, okurun beklediği şiiri yazmak
  5. Şiirinde kendi duygularını, bireysel sorunlarını anlatmamak