Tevfik Fikret

 

TEVFİK FİKRET (1867-1915

      Servet-i Fünûn edebiyatının önde gelen şairi olarak başladığı sanat hayatını, çağının sorunlarına yönelen toplumsal içerikli şiirlerle sürdürmüş bir şairimizdir.
      24 Aralık 1867'de İstanbul'da doğdu, 19 Ağustos 1915'te aynı kentte öldü. Asıl adı Mehmet Tevfik'tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü ve babasının uzun yıllar sürgünde olması onu yaşamı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce       Mahmudiye Rüştiyesi'nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde yaptı. Burada Recaizade Ekrem'in öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti.
      1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı. Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Onun bu dürüst tutumu yaşamı boyunca çeşitli zamanlarda ortaya çıkacaktı. Daha sonra kısa bir süre sonra çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi'nde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891'de Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında birinciliği kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne çekti. 1892'de Galatasaray Sultanisi'nin ilk bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894'te Hüseyin Kâzım Kadri (1870-1934) ve Ali Ekrem Bolayır'la (1867-1937) birlikte Malûmat dergisini çıkartmaya başladı. 1895'te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray'daki görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.
      1896'da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem'in aracılığıyla Servet-i Fünûn dergisinin yazı işleri yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Kolej'e Türkçe öğretmeni olarak atandı. Bu dönemde Abdülhamid yönetimi aydınlar üstündeki baskısını giderek yoğunlaştırıyordu. Sansür ve jurnalcilik bütün hızıyla işliyordu. Tevfik Fikret o günlerde bir dost evinde okuduğu II. Abdülhamid'i eleştiren bir şiiri nedeniyle gözaltına alındı. Evi arandı, söz konusu şiir ele geçmeyince serbest bırakıldı. Bir süre sonra, bu kez ahlaki açıdan yıpratılmak için, Robert Kolej'deki bir çaya karısıyla birlikte gitmesi bahane edilerek yeniden göz altına alındı. Bütün bunlar ondaki "inziva" düşüncesini daha da derinleştirdi. Bu düşünce, Servet-i Fünûn öbür yazarlarınca da benimseniyordu. Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi, daha sonra Hüseyin Kâzım'ın Manisa'nın bir köyündeki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret'in "Yeşil Yurt" şiirinde de açıkça görülen bu sıla ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü gerçekleşmedi. Servet-i Fünûn'cular arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı.
       Bütün zamanını Robert Kolej'de geçirmeye başladı. 1901'de "inziva" düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Rumelihisarı'nda Robert Kolej'in yamacında, planlarını kendi çizdiği Aşiyan adlı evi yaptırmaya başladı. Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan 1905'de tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk'la birlikte buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyor, toplumcu bir tavırla kavga şiirleri yazıyor, bunlar İstanbul'da elden ele dolaşıyordu. "Sis", "Sabah Olursa", "Bir Lahza-i Taahhur" bu dönemin ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da, çok sevdiği kızkardeşinin yaşamlarını yitirmesi ve evinin Abdülhamit'in haber alma örgütünce sürekli gözetlenmesi onu büyük ölçüde etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu. 1908'de de, II.Meşrutiyet'in ateşli savunucuları arasına katıldı.

 

       Meşrutiyet'ten sonra "inziva"sından çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahid'le birlikte Tanin gazetesini kurdu. Ama, gazete İttihad ve Terikki'nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıkıp, Hüseyin Cahid'le kavga ederek oradan da ayrıldı. Yeni Yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman Şerefin çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi'nin müdürü oldu bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle tutucu basının ağır eleştirilerine uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi günde istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray'dan ayrıldı. Darülmuallimin ve Darülfünun'daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık, İttihad ve Terakki İktidarına da muhalif olmuştu. 1912'de meclisin kapatılması üzerine, bu olayı meclisin 1878'de (Hicri tarihle 1295'te) kapatılmasına benzeterek "Doksan Beşe Doğru" şiirini yazdı. Bunu "Han-ı Yağma", "Sancak- Şerif Huzurunda" gibi şiirler izledi. Bu kez de İttihad ve Teraki'nin fedailerince izlenmeye başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi. O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu anlaşıldı. 1914'te kolu şiştiği için bir ameliyat geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı iyice artarak ölümüne neden oldu.
      Gençlik dönemindeki şiir denemelerinden sonra, Galatasaray'da Fransız şiiriyle tanışan kendi şiir bireşimini aramaya başlamıştır. Le Parnasse Contemporain dergisi çevresinde toplanan ve Parnasçılar olarak anılan şairlerden, özellikle de François Coppè'den etkilenmiştir. 19007de çıkan Rübab-ı Şikeste'de topladığı şiirlerinde görülen şiir anlayışında ve ses arayışında bu şairlerin etkisi olduğu düşünülebilir. Fransız edebiyatındaki "Şiirsel yazı" türünün etkisiyle dize sonlarını değişik fiil kipleriyle ya da fiilsiz bağlayan şiirleri, beyit bütünlüğünü kırıp düzeyi özgür bırakışı, aruz ölçüsünün katı kalıplarını genişletmiştir. Müstezat kalıbında yazdığı şiirlerindeki bu tür denemelerin, Türk şiirinde serbest nazma geçişi kolaylaştırdığı söylenebilir. Rübab-ı Şikeste'deki "Sis", "Sabah Olursa", "Hemşirem İçin", "İzled " gibi toplumsal konulara ağırlık veren şiirlerin yanı sıra, günlük konuşma diline yatıştığı "Balıkçılar" ve benzeri şiirlerinde izlenimci bir hava görülür. Ama, "Balıkçılar" dakiyalın söyleyişe bütün şiirlerinde rastlanmaz. Servet-i Fünûn'cuların çoğunda görülen dil seçkinciliği, onun şiirinin de özelliğidir. Osmanlıca-Türkçe sözlüklerde sözcük kullanımına örnek verilirken çoğunlukla Fikret'in şiirlerinden alıntı yapılması da bunun kanıtıdır. Onun, şirini zedeleyen bu tutumu, müzikal anlatımı öne çıkartmış, ama bazı şiirlerini de yer yer söylev havasına sokmuştur.
      Fikret'in doğa şiirlerinde, doğayla neredeyse örtüşmeye varan bir uyum vardır. "Yağmur" şiiri, yağmur damlarının cam üstüne düşüşünü andıran bir sesle kurulmuştur. Fikret'in betimlemelerindeki ayrıntı ustalığı onun ressam kişiliğiyle de ilgilidir. Şiirlerindeki karmaşık dil resimlerinde görülmez. Çoğu tablosunda yalın bir ayrıntı arayışı göze çarpar. Pastel renklere ağırlık verişi, şiirlerindeki hüzünlü söyleyişi anımsatır. Güleriz Ağlanacak Halimize adlı kendi portresinde ve Aşiyan tablosunda ise stilize bir anlatım vardır.

SANATI VE ESERLERİ

Tevfik FİKRET’in sanat hayatını dört devreye ayırabiliriz.

A)Gençlik şiirleri

B)Olgunluk çağı

C)İkinci meşrutiyet sonrası

D)Son yılları

A)GENÇLİK ŞİİRLERİ: Bu devir şiirleri Mirsad ve Malumat dergilerinde çıkar.Mirsad’ı çıkaran İsmail SAFA,onu himayesine alarak kıymetli bir şair olarak takdim eder.Bu şiirlerin atmosferi iyimserdir.Mirsad’ın “sitayiş-i hazret-i padişahı” konusunda açtığı yarışmada birincilik kazanır.
      Mirsad kapatıldıktan sonra FİKRET Malumat’ta yazmaya baslar.Burada da şiirlerin atmosferi iyimserdir ve Abdülhak HAMİT’le ve Recaizade Mahmut EKREM’den etkilenmiştir.Burada henüz kendine has bir üslubu yoktur.Eski edebiyattan alma hayal, mazmun ve kelime oyunlarına sık rastlanır.
      Şinasi’den Ekrem’e kadar gelen devrede şiirde en önemli eksiklik resim duygusudur.Fikret bu eksikliğin farkına varır.Resme önem verir ve Türk Edebiyatı’nda ilk defa açıkça duygulardan bahseder. Ressam olması onun resim,şiir ve musikinin yakınlığını kavramasına yardımcıdır.
      Şiir görüşü şu şekilde açıklanabilir;Fikret ilk önce hayal kuruyor hayalinde bir tablo oluşturup onu yazıyor.Hayal kurmadığı zaman resimlerden, hikayelerden ve batılı eserlerden yararlanıyor. Kaynak ne olursa olsun hareket noktası daima bir tablodur.
      Şiirin zor bir iş olduğunu anlamış ve üzerinde düşünmüştür.Vezin, kafiye ve iç ahenge dair yeni fikirler oluşturmuştur.
      Malumat dergisinde gençlik döneminin ikinci bir safhası gözlenir.Artık eskisi gibi kelimelere takılıp kalmamış;mana , nüans ,renk ve duyuş tarzına önem vermiştir.Bu şiirleri ile yeni bir mısra yapısına kavuşur.Şiirleri monotonluktan kurtulur.

B)OLGUNLUK ÇAĞI: (1896-1900) Servet-i Fünun’da çıkan şiirleri ve Rübab-ı Şikeste’de de ki şiirleri içerir.1896 dan sonra şairin hayata bakış açısında büyük değişiklikler olmuştur.Bu zamana kadar hayata,aşka ve Allah’a inanan şair yavaş yavaş kötümser olmaya,hayattan şikayete, sevmemeye, dine karşı kayıtsız hatta  dinsiz ve isyankar bir tavır almaya baslar.
Bu devrede yazdığı ve Servet-, Fünun’da yayınladığı şiirlerin büyük bir kısmını Rübab-ı Şikeste’de toplar.

Şiirlerini ana başlıklar altında toplayacak olursak;

a) Kendi benliğini ve duyuş tarzını anlattığı şiirler; hakikatten çekindiğini kainatın sınırsızlığının kendisini korkuttuğunu anlatır. Şiirin özünü;hakikatten korkma,diş alemden çekilme,aldatıcıda olsa hayata sığınma motifleri oluşturur.Rübab’ın başında “Süha ile Pervin” şiiri kendisini anlattığı bir şiir olmasa da şairle Süha arasında benzerlikler vardır. Bu “ölüm arzusu” dur.ölüm arzusu da gerçek hayata ayak uyduramayışın bir sebebidir.
      1896-1900 yılları arasında bu tip şiirler yazmıştır. Önceleri ızdıraptan zevk alırken sonraları bunu bir hayat felsefesi haline getirir.

b) Sanatla ilgili şiirler; bir çok şiirinde sanat gayretinden bahseder. “Resim Yaparken” adlı şiiri onun bu eser üzerinde günlerce çalıştığını gösterir.Diğer Servet-i Fünun’ cular gibi Fikret’te bütün sanatlar içinde musikiye büyük önem verir. Kitabının adı bile bir musiki aletinden gelir.

c) Kötümserlik; 1895’den sonra Fikret hayat karşısında kötümser bir tavır alır.Bunun en önemli örneği “Gayya-ı Vücut” şiiridir.Şiirde iğrenç bir bataklık tasviri yapar.İnsan,bütün çirkinliğine rağmen bu zehirli aynaya bakmaktan kendini alamaz.Hayat bu bataklığa benzer,insan kurtulmak istedikçe batar.

d)Hayal şiirleri; gerçekten korkan ve hayata kötümser bir gözle bakan Fikret bu devirde kurtuluşa hayal,aşk ve sanatla bulur.”Hayal” ve “Hayalime” şiirlerinde bunları açıkça görebiliriz.

e) Aşk şiirleri; Fikret şiire aşk şiirleri yazarak başlamıştır.Fikret sevgiliyi kendisine sığınılan bir koruyucu varlık olarak görür. Şair için sevgili bir aşiyandır. Rübab’da yer alan aşk şiirlerini eşi ve kısa süren aşk maceralarıyla ilgili olarak ikiye ayırmak mümkündür. Eşiyle ilgili şiirler daha ziyade beraber yaşamış olmanın verdiği bağlılık duygusunu anlatır. “Birlikte” şiirinde şair hayatın acılarına beraberce daha kolay katlanılacağını ifade eder.Kısa süreli aşk hikayelerini anlatan şiirlerinde basmakalıp olmayan gerçek yaşanmış duyguları anlatır.

f) Tabiat şiirleri; Tanzimat’tan sonra Türk Edebiyatı’nda batılı edebiyatın tesiriyle de yeni bir edebiyat görüşü görülmeye başlar. Hamit ve Ekrem Türk Edebiyatı’na romantiklerin tabiat görüşünü getiriler.

       Ressam Fikret de bu eğilime uyarak göze hitap eden tabiat tasvirleri yapmıştır.Böylece Türk şairleri mistik veya metafizik tabiat görüşünden uzaklaşarak tablo olma gayesi güden veya şairin ruh haline dekor ve sembol vazifesi güden yeni bir tabiat şiirine gitmişlerdir.Şairin hareket noktası tabiat değil doğrudan doğruya tablodur.
      Fikret’in en güzel tabiat şiirlerinden biri “Mai Deniz”dir. Şair burada tabiatı sadece gözle seyretmez.Deniz onun duygularına bağlı bir varlık haline gelir.Bu şiir 1899 da şairin huzursuzluğunun ve kötümserliğinin doruk noktasında yazılmıştır.
      Izdıraptan acıdan zevk alan Fikret Servet-i Fünun’da çıkan bazı şiirlerinde tabiatın hüzün verici mevsim,manzara ve saatlerini tasvir etmiştir.Bu şiirlerin bir kısmı “Hazan Yadigarları” ve “Evrak-ı Siyah” genel başlıkları altında  çıkmıştır.
      Fikret 1898-1899 yıllarında, marttan başlayarak şubata kadar her ayın tabii manzarasını veya onun kendisinde uyandırdığı çağrışımları tasvir eden şiirler yazmış ve bunlar Servet-i Fünun’da  “Avengi şuhur” genel başlığı altında muhtevasına uygun resimlerle süslenerek yayınlanmıştır.

g) Haluk, 1895’te doğan Haluk, Fikret’İn hayatında ve dünyaya bakış tarzında önemli bir rol oynar.Mizac itibariyle kötümser olan Fikret’i hayata bağlayan etkenlerin başında oğlu Haluk gelir. 18952de yazdığı “Haluk İçin” şiirinde Fikret, bir insana heyecan veren şeyleri sıraladıktan sonra bunların hiçbirinin bir çocuğun verdiği duyuyla kıyaslanamayacağını ifade eder. Aynı yıl çıkaran  “Tecdid-i İzdivaç” şiirini Fikret belkide Haluk’un doğumu münasebetiyle yazmıştır.Şiirde birbirinden soğuyan karı kocayı birleştiren yegane bağın çocuk olduğu fikri hakimdir.

h) Kız kardeşi; Fikret’in şahsi duygulardan beşeri fikirlere yükselişinin başka bir örneğini kız kardeşi Sıdıka Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı “Hemşirem İçin” adlı şiirde görmek mümkündür.

 

ı) Portreler; Rübab’ın dikkat çekici bölümlerinden biri , Fikret’in sevdiği şairlerin maddi ve manevi portrelerini çizdiği “Aheng-i Tesavir” dir. Fikret Rübab’ın  “Eski Şeyler” bölümünde “Musset İçin”  adlı şiirinde bu Fransız şairini yüceltir,fakat onun ferdi özelliklerine temas etmez.Yine aynı yerde bulunan “Nijad’a” adlı şiirinde Ekrem’in oğlunu tasvir eder.

j) Merhamet şiirleri; Fikret’in bu devrede yazdığı sosyal sayılabilecek şiirler,hayata kötümser bir gözle baktığı manzumelerdir.Fikret’in Servet-i Fünun devrinde yazdığı sosyal konulu merhamet şiirleridir. Realist olan Servet-i Fünun’cular, mesela Halit ZİYA ve Hüseyin CAHİT küçük hikayelerinde fakir ve orta halli insanları anlatmışlardır. Fikret bu tarz şiirlerde Fransız Coppée den etkilenmiştir.

k) Vatan şiirleri;1897 Türk-Yunan savaşı dolayısıyla Fikret de bazı vatani şiirler yazmıştır.Fikret bu şiirlerinde de Coppée den etkilenmiştir.

l) Dini konulu şiirler; Rubab-ı Şikeste’de dini konulu eserlerde vardır.Allahüekber sesi Şiilerde etrafta akisler yaparken şair tabiatın adeta zikrettiğini düşünür.şiirlerde tabiat duygulu kılınmıştır.   

Şiir din konusunu işlemekle beraber, yapı ve tasavvur bakımından diğer tablo şiirlerden farksızdır.

Bir şiirinde bayram sabahının dini manası üzerinde hemen hemen hiç durmaz.Fikret, bu şiirinde ne içten yaşadığı din duygusunu ifade etmiş ne de dinin sosyal ve metafizik manası üzerinde durmuştur.

Fikret bir tarihten sonra dini duygularını kaybetmiş, sadece gözlerine hitap eden renk ve ışıktan ibaret,boş bir manzarayla karşı karşıya kalmıştır.

1900-1908 YILLARI ARASINDAKİ ŞİİRLER;

Fikret bu devrede yazdığı şiirleri “Tarih-i Kadim” hariç Rübab-ı Şikeste’nin ikinci meşrutiyetten sonraki baskısına almıştır. Bu devirdeki en önemli şiirlerinden biri “Kocaman Saat” tir. Bu saat şair zaman duygusunun ne kadar önemli olduğunu anlatır. Saatin sesi şaire ölümü çağrıştırır.Kötümser hava taşıyan bir şiirdir. Bu devrin en önemli şiiri “Sis” tir. Bu şiir şairin daha önce bir çok örneğini verdiği sembolik tablo veya tasvir şiirlerinin belirli bir mekan,zaman ve sosyal hayata tatbikinden ibarettir. Burada yeni olan hitabet tonu ile lanetlemektir. Koptuğu şehir ve toplumu Fikret açık bir şekilde Sis şiirinde tasvir eder. Şiirin muhtevasını

a) şehrin genel görünümünün bıraktığı genel izlenim

b) şehri vücuda getiren çeşitli maddi varlık ve onların temsil ettiği mana

c) şehirde yaşayan insanlar,onların ahlak davranışları,çeşitli zümreler ve tipler olmak üzere 3 kısma ayırmak mümkündür.

      Bu dönemde tarih,din ve Osmanlıyı kötüleyen “Tarih-i Kadim” şiirini azmış,Mehmet Akif ERSOY da “Süleymaniye Kürsüsü” şiirinde Fikret’i zangoçlukla suçlamıştır.

       Yine bu dönemde Ermeni Suikasti ile ilgili olarak “Bir Lahza-i Teahhur” şiirini yazmıştır. Ancak suikastin nedeninin yönetime karşı değil  doğuda ermeni devleti kurmaya yönelik olduğunu öğrendiği zamanda şiirini yayınlamaktan kaçınmamıştır.

​TEVFİK FİKRET (

1-Asıl adı Mehmet Tevfik’tir.

2-Servet-i Fünun topluluğunun en güçlü şairidir. Aynı zamanda edebiyatımızın en seçkin şairleri arasındadır.Parnasizm akımını benimsemiştir.Parnas şairlerden biri olan François Coppee' den etkilenmiştir.  "Çınar " şiirinde sembolizm etkisi görülür. Şiir anlayışında olmasa da imge ve ilham bakımından Charles BAUDELAIRE'in ve diğer bazı sembolist şairlerin etkisinde kalmıştır.

3-Önceleri ‘’sanat sanat için’’ anlayışına sahipken sonra, özellikle Servet-i Fünun topluluğu dağıldıktan sonra, ‘’toplum için sanat’’ anlayışına yönelmiştir.

4-Zamanın iktidarının topluma bekleneni vermediğini gördükten sonra şiirini, siyasal ve toplumsal eleştiri için kullanmıştır. [ Han-ı Yağma (31 Mart olayından sonraki dönemi anlatır.), 95’e Doğru (II. Abdülhamid’in 93 Harbi için Meclis’i kapatmasını anlatır.), Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis]

5-Parnasizmin etkisiyle yazdığı şiirlerinde bir biçim mükemmelliği yakalamıştır. Parnasizmin Servet-i Fünun dönemindeki en önemli temsilcisidir. (Balıkçılar ve Yağmur şiirleri)

6-Şiirde ahenk ve tasvire önem vermiştir.

7-Aruz ölçüsünü Türkçeye en iyi uygulayan şairlerdendir. Çocuklar için yazdığı Şermin adlı eserinde ise hece ölçüsünü kullanmıştır.

8-Nazmı(Şiiri) nesre yaklaştırmış, beyit hakimiyetine son vermiştir.(Diğeri M.Akif Ersoy’dur.) (Bir de nesri şiire yansıtanlar vardır. Bunlar: Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim’dir.)

9-Divan edebiyatındaki nazım biçimlerini bırakarak sone, terza-rima ve serbest müstezatı kullandı.

10-Oğlu Haluk’un kişiliğinde dönemin bütün gençliğine seslenerek batının bilim ve tekniğinden yararlanılması gerektiğini dile getirdi.

11-Dönemin sosyal eleştirisini yaptığı şiirlerinde İstanbul’a karşı da olumsuz bir bakış açısı vardır. (Sis şiiri)

12-Manzum hikaye türünde de çok eser vermiştir.

13- Şermin adlı eseri ile çocuklar için şiir kitabı yazan ilk kişi olmuştur. Ayrıca bu eser Servet-i Fünun’daki heceyle yazılan tek eserdir.

14-Şiirde noktalama işaretini kullanan ilk kişidir.

15- Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnekleri veren    kişidir.

16-Aruzu Türkçeye uyarlayan ilk kişidir.

17-Serbest müstezatı aruzla deneyen ilk şairimizdir.

18-Sone’yi kullanan ilk şairdir.

19- Edebiyatımızda anjabmanı kullanan ilk kişidir. (Anjabman: Şiirde cümlelerin bir dize ya da beyitte bitmeyip diğer dize, beyit veya bendlere kaymasıdır. Türk şiirine Fransız şiirinden geçti.)

20-Aruzla Türkçeyi en iyi bağdaştıran üç şairden biridir. (Diğerleri Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Akif Ersoy’dur.)

Eserleri

  • Rübab-ı Şikeste(Kırık Saz) (1900)
  • Tarih-i Kadim (1905)
  • Haluk'un Defteri (1911)
  • Rubabın Cevabı (1911)
  • Şermin (1914)
  • Hasta Çocuk
  • Sis
  • Millet Şarkısı
  • Doksan Beş'e Doğru
  • Hanı yağma
  • Balıkçılar
  • Haluk'un çocukluğu
  • Rübab-ı cevab
  • Bir İçim Su

Şiirlerinden 
Sis

 

Ömr-i Muhayyel

Bir ömr-i muhayyel… hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârisi kadar hoş;
Bir ömr-i muhayyel… hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde o sâfîyyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zâil ü muğfel
Bir ömr-i muhayyel!

 Yalnız ikimiz, bir de o: ma’bûde-i şi’rim;
Yalnız ikimiz, bir de onun zıll-i cenâhı;
Hâkîlere bahşeyliyerek hâk-i siyâhı
Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.
 
Her sahn-i hakikatten uzak, herkese meçhûl;
Bir safvet-i ma’sumenin âğuş-i terinde,
Bir leyle-i aşkm müteenni seherinde
Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlet ile meşgul
 
Savtındaki eş’âr-ı pür-âheng ile mâli,
Şî’rimdeki elhân-ı mahabbetle nağamsâz,
Ah istiyorum, göklere âmâre-i pervâz,
Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî…
 
Bir ömr-i hayâlî… hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârisi kadar hoş;
Bir ömr-i hayâlî… hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde, o sâfiyyeti vecd-âver içinde.
Bir dalgacığın ömrü kadar zâil ü hâlî
Bir ömr-i hayâli!