Toplumcu Gerçekçilik

TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK

      Sosyalist realizm olarak da bilinir, SSCB'de 1932-53 sırasında geçerli olan resmî edebiyat anlayışıdır. Edebiyat eseri verdiği mesaja göre değerlendirir. Eser, burjuva toplumunun kokuşmakta olduğunu, buna karşılık sosyalist toplum ve insanın sağlıklı bir gelişme gösterdiğini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatabilmelidir. Bu kuram 'den başlayarak SSCB'de bir sansür aracı olarak da kullanılmıştır.

       Toplumcu gerçekçiliğin kökenleri Rusya' da İç Savaş döneminde ortaya çıkan Proletkult'ta(*) bulunabilir. Proletkult 1917-23 arasında devrim yanlısı yazarların edebiyatı bir üst sınıf ayrıcalığı olmaktan çıkararak kitlelere yaymak ve burjuva edebiyatının yerine bir proleter edebiyatı kurmak için başlattıkları bir hareketti. Üyeleri arasında Bolşevikler çoğunlukta olsa da, hareketin iktidar partisi karşısında oldukça özerk bir konumu vardı. Edebiyatın burjuva insanının iç dünyasını değil, çalışan insanın kolektif eylemini, doğa ile mücadelesini yüceltmesi gerektiği düşünülüyordu.

       Proletkult hareketi uzun sürmedi. 1928'de SSCB'deki bütün bağımsız sol sanat grupları Rus Proleter Yazarlar Birliği (RAPP) adlı bir örgütte toplandılar; örgüte katılmayanlardan devlet desteği çekildi. Ama RAPP da yarı bağımsız bir kuruluştu; parti yönetiminin bütün kararlarını desteklese bile bir parti organı değildi. Bütün siyasal iktidarı elinde toplamış olan Stalin ve yakın çevresi ise edebiyatı daha katı bir devlet denetimi altına almak istiyorlardı. 1932'de böyle bir fırsat doğdu. RAPP'ın dogmatik ve hizipçi tutumuna karşı yazarlar arasında bir tepki başlamıştı; parti yönetimi, "bütün edebiyatçıları kucaklayacak yaygın bir örgüt kurmak ve hizipçiliği gidermek" gerekçesiyle 1932'de RAPP'ı kapattı. Bir süredir resmî terminolojiye girmiş olan "toplumcu gerçekçilik" de aynı yıl devlet desteğiyle edebiyat ortamına sunuldu. Bütün yazarları içeren Sovyet Yazarlar Birliği'nin(*) kurulmasıyla da toplumcu gerçekçilik dönemi resmen başlamış oldu. Stalin yönetimi uzunca bir süre Bolşeviklere uzak duran Maksim Gorki'nin de desteğini elde etmeyi başarmış ve Yazarlar Birliği'nin kuruluş kongresinde bir konuşma yapan yaşlı Gorki yeni anlayışı benimsediğini ilan etmişti.

       Toplumcu gerçekçilik yazarın öznel dünyasını değil de nesnel toplumsal gerçekliği yansıtma hedefiyle 19. yüzyıl gerçekçiliğinin bir uzantısı sayılmıştır. Ama birkaç önemli noktada daha önceki gerçekçilikten ayrılır, hatta onun tam karşıtına dönüşür. Gerçekçilik hemen her zaman, var olan toplumu betimlerken ona karşı eleştirel bir tavır da almış, yansıttığı gerçeklikle kendisi arasına bir mesafe koymuştur. Toplumcu gerçekçiliğin konusu ise burjuva dünyası değil, sosyalizmin kuruluşudur. Sosyalizm ise çağın öznel ve nesnel gerçeğidir; yazarın bu gerçekle kendisi arasına bir eleştirel mesafe koyması düşünülemez, böyle bir mesafe koyarsa kendisi de gerçeğin dışına, hurafenin, akıldışının alanına düşmüş olur. Öyleyse yazarın yapması gereken bu toplumu, bu toplumun olumlu kahramanlarını yüceltmek, halkın sosyalist devlete olan bağlılığını anlatmaktır. Bu anlayışa göre toplumdaki aksaklıkları, sürtüşmeleri, muhalefet eğilimlerini işlemek düşmanın eline koz vermektir. Bu da burjuva ajanlığı demektir.

      Toplumcu gerçekçilik olumlu kahraman anlayışıyla da gerçekçilikten ayrılır. 19. yüzyılın büyük gerçekçi romanlarının kişileri, genellikle, bazı zaafları, kararsızlıkları, yanlışları ve yanlışlar içinde doğruları olan karakterlerdi. Toplumcu gerçekçiliğin kahramanları ise olumsuzu tanımayan, her zaman olumluyu ve doğruyu yakalayabilen kişilerdir.

        Bir başka önemli ayrılık da üslup alanındadır. Eski gerçekçilik toplumun ve insanın daha doğru bir betimlemesini araştırırken bazı üslup deneylerine girmiş ve kendi içinden doğalcılık ve izlenimcilik gibi yeni akımlar doğurmuştur. Toplumcu gerçekçilik öğretisi ise edebi deneye izin vermez. Yazarın bütün hünerleri olumlu mesajı en doğru ve parti politikasıyla en uyumlu biçim içinde vermek amacıyla kullanılmalı, bunun dışında başka bir şey aranmamalıdır.

       Bu anlayışa uyan ilk örnekler daha 1920'lerde ortaya çıkmıştı. Gladkov'un Tsemenf’i (1925; Çimento, 1970) Proletkult'un toplumcu bir gerçekçilik anlayışına yaptığı en önemli katkıydı. Toplumcu gerçekçilik öğretisini bilinçli olarak benimseyen ve başarılı sayılabilecek bir uygulamasını yapan ilk yazar ise Kak Zakalyalas Stal (1932-34; Ve Çeliğe Su Verildi, 1968) romanıyla Nikolay Ostrovski oldu. Daha eski kuşaklardan Fadeyev, Fedin, hatta Gorki gibi yazarlar da önce gönülsüzce de olsa, bu anlayışta ürünler verdiler. Buna karşılık, öğretiye uymayanlar ağır baskılarla karşılaştılar. Bu baskı 1936'da başlayan mahkemelerle birlikte bir devlet terörüne dönüştü. Sovyet devrimci tiyatrosunun kurucusu Meyerhold, öykücü Babel, şair Mandelstam idama ya da sürgünde ölüme mahkûm edildiler.

       Toplumcu gerçekçiliğin hep aynı çizgiyi sürdürdüğünü söylemek yanlış olur. Bu öğreti var olan toplumu değil de olması gereken toplumu anlatmasıyla daha 1930' ların başında gerçekçilikle bağını koparmış ve romantizme yaklaşmıştı. 1930'ların sonlarında Stalin yönetimi toplumcu gerçekçiliği bir "devrimci romantizm" olarak yorumlamaya yöneldi; gerçekçi betimleme değil, yüceltme, coşturma ve alkışlama önem kazandı. Aynı dönemde yönetim sanatçılardan çağdaş kahramanları ve sıradan işçilerin yaşamını anlatmak yerine eski Rus çarlarının ve generallerinin destanlarını istemeye başladı. Milliyetçilik bir edebi değerlendirme ölçütü haline geldi.

       Toplumcu gerçekçilik 1953'te Stalin'in ölümünden ve 1956'da Kruşçev'in "Stalincilikten arınma" kampanyasını başlatmasından sonra eski etkisini yitirmiş ve yerini toplumsal gerçekçilik(*) olarak adlandırılabilecek bir eğilime bırakmıştır.

 

*Sovyetler Birliği'nde 1917-1925 arasında, burjuva etkilerine karşı tamamen proleteryaya ait bir sanat oluşturmak amacıyla aktif olmuş bir harekettir. Ana teorisyeni Proletkult'ün devrimci sosyalizm kutsal üçlemesinin üçüncü kısmı olduğunu söyleyen Alexander Bogdanov'dur (1873–1928). Bu üçlemenin diğer iki kısmı ekonomik yaşamla ilgili ayak olan sendikalar ve politik yaşamla ilgili ayak olan Komünist Parti'dir; Proletkult ise kültürel ve ruhsal hayatla ilgili ayağı oluşturmaktadır.

Kaynak: AnaBritannica Ans.