Türk Edebiyatında Şiir Geleneği

-A A +A

Şiir ve Gelenek

Gelenek : Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon:

Çağlar içerisinde etkisi yüzyıllar boyu sürmüş şiir gelenekleri oluşmuştur. Bu geleneklerin oluşumunda ortak dil, ortak kültür zevk ve anlayış etkili olmuştur.

Türk Edebiyatında şiir gelenekleri:

1. Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri

  • Sanatçılar halkın içinden yetişmiştir. Çoğu okur-yazar değildir.
  • Şiirler halkın konuştuğu Türkçeyle ve sade bir anlatımla yazılmıştır.
  • Dörtlük nazım birimi, hece ölçüsü ve yarım kafiye kullanılmıştır.
  • Usta-çırak ilişkisiyle yetişen şairler; aşk, tabiat, tasavvuf, yiğitlik gibi konuları işlemiştir.
  • Nazım biçimi olarak Koşma, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes, mani, türkü kullanılmıştır.
  • En güçlü temsilcileri Karacaoğlan, Âşık Seyrani, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah ve Gevheri’dir.
  • Son dönem temsilcileri arasında ; Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık Mahzuni sayılabilir.
  • Günümüzde halk edebiyatı hem anonim hem da aşıklık geleneği olarak varlığını sürdürmeyi başarmıştır.

Örnek:
Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harâmî var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac'oğlan der ki ismim överler
Ağu oldu bildiğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var

Karacaoğlan

 

2- Tekke(Tasavvuf) Edebiyatı Şiir Geleneği

İslamiyet’in kabulünden sonra Orta Asya’da görülen bir diğer edebiyat da Tasavvuf edebiyatıdır. Tasavvuf, İslamiyet’i yaymak için kurulan tekke ve tarikatların oluşturduğu bir akımdır. Tek amacı Allah’ı tanıtmak, sevdirmek, hissettirmektir.(En azından iddiaları bu yöndedir.) Bu amaçla ilk tarikat Orta Asya’da 12.yüzyılda görülür. Bu tarikatı kuran ve hemen yaşadığı asırdan başlayarak binlerce Türk insanı üzerinde asırlar boyu, derin tesir bırakan ilk büyük mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi’dir.

Büyük ölçüde Türk Halk Edebiyatı şiir geleneğinden etkilense de kullandıkları nazım biçimleri, nazım türleri, kullandıkları mazmunlar ve dil, işledikleri konular bakımında halk edebiyatından ayrılırlar.

  1. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.
  2. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.
  3. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir.
  4. Tekke şiiri, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.
  5. Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir.
  6. Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.
  7. Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.
  8. Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
  9. Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.
  10. Şiirlerin çoğu ezgilidir.
  11. Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.
  12. İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
  13. Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.’na göre sadedir.
  14. Aşık, maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.
  15. Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:

12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi

13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli

14.yy.:Kaygusuz Abdal

Örnek:

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi

İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi

Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-i hayat içmiş gibi

Yunus Emre

NUTUK

İy özin inşân bilen
Var edeb öğren edeb
İy edep erkân bilen
Var edeb öğren edeb

Edebdür asl-ı tâat
Küllî sıfât cümle zât
Varlıgun edebe sat
Var edeb öğren edeb

Gel Hakk'a olma asi
Tâ gide gönlün pası
Dört kitabûn ma'nîsî
Var edeb öğren edeb

Gaflet içünden uyan
Edebsüz olma iy cân
Edebdür aslı-ı îmân
Var edeb öğren edeb

Edeb gerektür kula
Tâ işi temiz ola
Edebsüz girme yola
Var edeb öğren edeb

Edebdür Hakk'a yakın
Bilür ¡san Hak Hakkın
Edebsüz olma sakın
Var edeb öğren edeb

Bu edeb 'atayidür
Âşıka yüz suyıdur
Evliyalar hûyıdur
Var edeb öğren edeb

 

Gel Hakka ikrâr isen
Âşıklara yâr isen
Yüz suyın ister isen
Var edeb öğren edeb

 

Edeb gerekdür ere
Tâ yolı doğrı vara
Edebsüz olma yire
Var edeb öğren edeb

Edebi bekler tâlib
Edebdür Hak'dan nasîb
Edebsüz olma habîb
Var edeb öğren edeb

Edeblü ol cân isen
Hakk'ı bil inşân isen
Muştâk-ı Sultan isen
Var edeb öğren edeb

Edebdür Hakk'a delîl
Edebden olma gâfil
Olmayasın bî-hâsıl
Var edeb öğren edeb

Kaygusuz Abdâl uyan
Işkı bil ışka boyan
Şöyle dimişdür diyen
Var edeb öğren edeb

3. Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri

  • “Klasik Türk Edebiyatı” ismiyle de anılır.
  • Saray ve konaklar etrafında gelişmiştir.
  • Şiirlerini  “divan” adıyla bir araya getirip, topladıkları için bu edebiyata divan edebiyatı denmiştir.
  • Süslü ve sanatlı bir söyleyişe sahip olan şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimelere ve tamlamalara sıkça yer vermişlerdir. Bu Türkçeye “Osmanlıca” adı da verilir.
  • Arap ve Fars nazım biçimlerini kullanan şairler, nazım birimi olarak daha çok beyit nazım birimini ölçü olarak da daima aruzu ölçüsünü kullandılar.
  • Din dışı konularda yazılan şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, öbür dünya sıklıkla ele alınmıştır. Divan şiiri soyut konuların ele alındığı bir şiirdir. Anlatılan tabiat ya da sevgili bütünüyle soyuttur. (18.yy Nedim’e kadar)
  • Kasideler aracılığıyla devlet büyüklerini öven şairler bu şiirleriyle para kazanıp, üst düzey görevlere getirilmişlerdir. Kasideler aracılığıyla dini konularda işlenmiştir.
  • Şiirlerde konu bütünlüğünden ziyade beyit güzelliği esastır. Şiirden bir beyit çıkardığınızda şiirde anlam bakımından bir eksiklik ya da bozulma olmaz.
  • Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai, şarkı gibi nazım şekilleri vardır.
  • Başlık kullanılmayan divan şiirinde şairler mahlas kullanır ve son beyitte mahlaslarını söylerlerdi.
  • Divan şiiri geleneğinin -birkaç örnek dışında- günümüzde varlığını sürdürdüğünü söyleyemeyiz.

Örnek:Gazeller

1

Nam u nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düşdi çemende berg-i dıraht i’tibardan

 

Eşcar-ı bağ hırka-ı tecride girdiler
Bad-ı hazan çemen el aldı çenardan

 

Her yaneden ayağına altun akup gelür
Eşcar-ı bağ himmet umar cuybardan

 

Sahn-ı çemende durma salınsun sabayıla
Azadedür nihal bugün berg ü bardan

 

Baki çemende hayli perişan imiş varak
Benzer ki bir şikayeti var rüzgardan

                                                                         Bakî

 

 

 

2

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana

 

Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

 

Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana

 

Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

 

Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana

 

Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayranısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana

 

Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

 

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana

Nedim

 

4. Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri

  • Tanzimat Fermanı’nın(1839) ardından ilk özel gazetenin çıkmasıyla(Tercüman-ı Ahval-1860) Batı Edebiyatı Türk Edebiyatı üzerinde etkili olmaya başlamış; kısa sürede özellikle Divan Edebiyatının yerini almıştır.
  • Cumhuriyet’in ilanına kadar Tanzimat Edebiyatı, Servet-i Fünûn Edebiyatı, Fecr-i Ati Edebiyatı, Milli Edebiyat akımlarıyla gelişen Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı Cumhuriyetin İlanından sonra gelişimini sürdürmüş 1940’dan sonra yaşanan gelişmelerle bugünkü modern görünümünü kazanmıştır.
  • Başlangıcında aruzu(Tanzimat-Servet-i Fünûn-Fecr-i Ati)  sonrasında heceyi kullanan(Milli Edebiyatçılar-Memleketçiler, Hisarcılar-Yedi Meşaleciler) şairler 1940’dan sonra I.Yeni(Garipçler) ve ardından gelen II. Yeni edebi hareketleriyle nazım biçimi-ölçü-uyak kullanmadan şiirlerini yazdılar.
  • Batı etkisinde gelişen bu şiirde şairler günlük hayattan hemen her konuyu işlemişler, mahlas kullanmayı bırakarak şiirlerine başlık atmışlardır.
  • Modern Türk şiir geleneği hem Divan Edebiyatı’ndan hem de Halk Edebiyatından faydalanarak günümüz şiir anlayışını oluşturmuştur.
  • Günümüzde aruzla, divan edebiyatı nazım biçimleriyle şiir yazan şair sayısı çok azken hece ölçüsüyle modern bir anlayışla şiir yazan birçok şaire rastlamak mümkündür.

Örnek:
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan Veli KANIK