Yaşam Öyküsü

YAŞAM ÖYKÜSÜ (Biyografi-Hal Tercemesi-Hayat Çizgisi)

       Yaşam öyküsü, BÎYOGRAFÎ olarak da bilinir, bir kişinin yaşamını konu alan edebiyat türü. Kişinin kendi yaşamını anlattığı otobiyografi de genellikle bu tür içinde değerlendirilir. Yaşamöyküsü kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş yazılı ve sözlü malzemenin düzenlenmesine ve yorumlara dayandığı için, tarihin bir dalı olarak görülebilir. Öte yanda, konu alınan kişinin bireyselliğini yaratıcı ve duygudaş bir kavrayışla aktarmaya çalıştığı için de aynı zamanda edebiyatın bir koludur. Yaşamöyküsü mantıksal çıkarsama ya da tahminlerden çok düşsel öykü ya da değerlendirmelere dayanıyorsa ya da anlatılan kişi kısmen ya da tümüyle hayali bir kişiyse, o zaman yapıt tümüyle bir edebiyat ürünü olarak değerlendirilir.

        Ölen kişinin yaşamını ve yaptıklarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar, yaşamöyküsünün ilk örnekleri olabilir. Bunları, eldeki verilerin keyfi ya da eleştirellikten uzak bir yorumuna dayanan söz konusu kişiyi övmek ya da okura örnek oluşturmak amacıyla yazılan yaşam öyküleri izler. Ama bu yaşamöyküleri kendi karşıtlarını da doğurmuş, kişilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlayan yaşamöykülerinin yazılmasına yol açmıştır. Lytton Strachey'nin Eminent Victorians’ı (1918; Victoria Döneminin Önemli Simaları) bu eleştirel türün 20. yüzyılda yazılmış ünlü bir örneğidir. Her iki yaşam- öyküsü türü de, kişinin davranışlarının ve karakterinin önem kazanmasına bağlı olarak eski çağlardan bu yana tarih yazımı ve hitabetin bir kolu olarak gelişmiştir. Bazı felsefi, dinsel ya da siyasal görüşleri yaşam- öyküleri aracılığıyla halka benimsetilmiş, Platon ve Ksenophon gibi düşünürler Sokrates'in haklılığını kanıtlamak için öğretilerinin yanı sıra yaşamına da yer vermişlerdir. Aynı şey İnciller ‘de İsa için de yapılmıştır. Cato ve Brutus'un stoacı yaşamöyküleri de, aynı zamanda Roma imparatoruna yönelik birer eleştiridir.

    Modern yaşamöyküsünün kökleri, Plutarkhos'un Yunan ve Roma dünyasının ünlüleri üzerine ahlaki bir bakışla yazdığı Bioi Paralleloi (Hayatlar VI., 1945; Hayatlar XXI., 1945) ile Suetonius'un belgelerden yararlanarak yazdığı, bol bol dedikoduya da yer veren De vita Caesarum'um (Caesarlann Yaşamları) uzanır. Kralların ve önderlerin yaşamları, tarihsel dönemlere ışık tutmaları nedeniyle eski çağlardan bu yana ilgi konusu olmuşsa da, 16. yüzyıl öncesinde kişilerin yaşamını kendi başına ele alan, yerel dilde yazılmış yaşamöykülerine pek rastlanmaz. Sonradan gelişen bu türün önemli örneklerinden biri, İngiltere' de William Roper'ın yazdığı Thomas More’un yaşamöyküsüdür (1626). 17. yüzyılda da Izaak Walton ve John Aubrey İngiliz toplumunun önde gelen kişilerinin ve bazı yazarların kısa yaşamöykülerini kaleme almışlardır. İngiliz yaşamöyküsündeki asıl önemli gelişme ise bir sonraki yüzyılın, Samuel Johnson'ın eleştirel değerlendirmelere de yer veren The Lives of the Most Eminent English Poets (Seçkin İngiliz Şairlerin Yaşamöyküleri) ve James Boswell'in The Life of Samuel Johnson, LL.D (1791; Samuel Johnson'ın Yaşamı) adlı yapıtlarının ürünüdür. Boswell'in kapsamlı yapıtı, A. P. Stanley'nin Life of Arnold (Arnold'm Yaşamı) ve Lord Morley'nin Gladstone'n gibi 19. yüzyılın ayrıntılı yaşamöykülerine örnek oluşturmuştur. Victoria dönemi yaşamöyküsü yazarlarının belirli saygı kurallarının dışına çıkmama ve sır saklama tutumunun geride bırakılması ve psikanalizin gelişmesi, 20. yüzyılda yaşamöyküsünün kişiyi daha derinlikli, daha kapsamlı bir bakışla ele alabilmesine yol açmıştır. Leon Edel'in Henry James'i buna iyi bir örnektir. 20. yüzyılın bir başka önemli gelişmesi de bir aileyi ya da çevreyi konu alan yaşamöyküsü türünün ortaya çıkmasıdır.

       Yaşamöyküsü yazarı tarafsız değildir; yaşamını yazdığı kişiyi sunar ve yorumlarken kendi kişiliğini de yansıtır. Bu otobiyografi yazan için daha da geçerlidir.

evrensel biyografi Her döneme, her mesleğe ve her millete ait kişilerin biyografilerini veren eserlere,

bölgesel biyografi bir bölgeye mensup kişilerin biyografilerinin toplandığı eserlere,

ulusal biyografi, bir millete ait kişilerin biyografilerini verenlere meslekî biyografi belli bir mesleğe mensup kişilerin yer aldığı eserlere,

dönem biyografisi belli bir dönemde yaşayanların hayat hikâyelerinin verildiği eserlere dönem biyografisine çağdaş insanların yer aldığı Who's Who? (Kim Kimdir?) adlı eseri gösterebiliriz.

• Biyografide amaç, söz konusu kişiyi tüm yönleriyle tanıtmaktır.
• Biyografilerde anlatılan kişin özellikle hayatı, eserleri, kişiliği, görüşleri konu edilir. Biyografide kişinin nerede doğduğu, çocukluğunun nasıl bir ortamda geçtiği, öğrenim hayatı, yaptığı işler, çalıştığı yerler, kişiliği, huy ve karakteri, davranış özellikleri, başarılı olduğu alanlar, eserleri, fikri hayatı, edebi hayatı, dönemi, etkileşimde bulunduğu kişiler ve akımlar anlatılır.
• Biyografisi yazılan kişinin yaşadığı olay ve olgular onun davranışların belirleyecek bir akış içinde işlenir.
• Biyografilerde sözü edilen kişinin yaşadığı dönemin özellikleri muhakkak verilir.
• Biyografiler, sanat ve meslek alanındaki tarihçiler için önemli kaynaklardır.
• Biyografiler belgesel nitelikte olup gelecek kuşaklara önemli bilgilerin, tecrübelerin, örneklerin, görüşlerin aktarıldığı kaynaklardır.
• Düşünsel plânla yazılır.
• Açık, sade bir dil kullanılır.
• Biyografi, belgelere dayanılarak yazılır. Rivayetlere ve tartışmalara yol açacak bilgilere yer verilmez.
• Kaynak olarak, eğer yaşıyorsa, ünlü kişinin kendine ulaşılır; eserleri, anıları incelenir; değilse onun yakınlarına, onu tanıyanlara ulaşılır. Varsa daha önce yazılmış biyografi ve inceleme yazıları incelenir.
• Biyografi yazarı objektif olmak zorundadır. Kendi sübjektif olamayacağı gibi derlediği bilgilerden de sübjektif olanları ayıklar.

Biyografiler yazım tekniğine göre de farklılıklar arz etmektedir. Bunları kısaca şöyle sınıflandırabiliriz:
a.       Bilimsel biyografi:

Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır, Recaizade Mahmut Ekrem (1995); Ö.Faruk Huyugüzel, Hüseyin Cahit Yalçın'ın Hayatı ve Edebî Eserleri Üzerinde Bir Araştırma (1984).

b. Biyografik roman:

Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil'in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir Alangu'nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan'ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.

c. Nekroloji

Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır. Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal'in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, "İstanbul Aşığını Kaybetti" (Dünya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, "Büyük Şairin Arkasından" (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, "Bir Dev Şair Göçtü" (Yeni Gün, 5 Kasım 1958).

OTOBİYOGRAFİ

Kişiyi otobiyografi yazmaya iten kendini haklı çıkartma isteği olabileceği gibi, Hippolu Aziz Augustinus'un din değiştirmesini anlattığı Confes- siones'de (y. 400; İtiraflar) görüldüğü gibi kişinin yaşamında önemli bir değişime yol açmış düşünsel, dinsel ya da duygusal bir çatışma da olabilir. Bunun dışında gezginlerin, âşıkların ya da çapkınların salt deneyimlerini aktarmak için yazdıkları otobiyografiler de vardır. Ayrıca otobiyografi, kişinin kendisine acı vermiş ya da karmaşık bir deneyime belirli bir uzaklıktan, ironik bir biçimde bakma çabasının ürünü de olabilir.
Bir kimsenin kendi yaşam olaylarını anlattığı eserlerdir.
*Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.
* Edebiyatımızda otobiyografik eser sayısı çok azdır. Halit Ziya Uşaklıgil’in “Kırk Yıl” adlı eseri anı-otobiyografi karışımıdır.
* Aziz Nesin’in “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” i başarılı bir otobiyografi sayılabilir.

Mahatma Gandhi Otobiyografi

Kısa hayat öyküm /Abidin Dino

Yaşamım /Tarancı, Cahit Sıtkı,

Kurgulanmış benlikler/Aksoy, Nazan,

Hayatım /Karabekir, Kâzım,

Evliya Çelebi’nin çocukluğu /Evliya Çelebi, Hafız Mehmet Zıllî,

Kafa kağıdı /Bâbıâli /O ve ben /Kısakürek, Necip Fazıl,

Vatan borcu ödüyorum /Has, Kadir,

Hayatım /Clinton, Bill,

Hasan’dan olma Hatice’den doğma Murat Göğebakan /

David beckham / David beckham :

Autobiography /Franklin, Benjamin,

Napoleon on Napoleon/ Bonaparte, Napaleon,

Kurtarılmış dil /Canetti, Elias,

Hayat hikâyem /Koç, Vehbi,

Sözcükler / Sartre, Jean-Paul,

Türk Edebiyatında Yaşamöyküsü

       6. ve 7. yüzyıldan kalma Orhun Yazıtları ve Yenisey Yazıtları, Türk edebiyatında yaşamöyküsü türünün en eski örnekleri sayılabilir. Bu yazıtlardan Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan adına dikilenler Göktürk tarihine ilişkin bilgileri kapsamakla birlikte söz konusu kişilerin yaşamöyküsüne de yer verirler.
       Türklerin İslam’ı benimsemesinden sonra, Arap ve Fars edebiyatlarının da etkisiyle yaşamöyküsü türü gelişmiş, siyer, menakıpname, tezkire gibi başlıklar altında ünlü kişilerin yaşamöyküleri yazılmıştır. Hükümdarların ve kahramanların savaşlarını, o dönemdeki belli başlı toplumsal, siyasal ve kültürel olayları anlatan Danişmendname, Selimname, Süleymanname gibi yapıtlar da bu türün içinde değerlendirilebilir.
Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi'nin Feridüddin-i Attar'dan çevirmiş olduğu Tezkiretü'l-Evliya'dır.

         Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yer aldığı tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır. Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerâmetleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır.

     Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross). Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemeler bulmak mümkündür.

      Şuara Tezkireleri: Şairlerin biyografilerine, eserlerine yer veren, şiirleri hakkında değerlendirmelerin bulunduğu eserlere şuara tezkiresi denir.

       Türk şairlerinin biyografilerinin toplandığı ilk Türkçe şuara tezkiresi XV. Yüzyılda kaleme alınan Ali Şir Nevayî (ö.1501/907) 'nin Mecâlisü'n-Nefâis (1491/896) adlı eseridir.

    Ama 19. yüzyıla gelene değin yaşamöykülerinde efsanevi bilgiler ve kişileri yücelten bir yaklaşım ağırlıktadır. Yaşamöyküsünde daha gerçekçi bir anlayış ise ancak Tanzimat Döneminde benimsenmiştir.
Namık Kemal'in Evrak-ı Perişan (1871; vb 1973),
Ahmed Midhat'ın Beşir Fuad (1887)
Beşir Fuad, Viktor Hugo (1886);
Recaizade Mahmut Ekrem, Kudemadan Birkaç Şair (1885);
Muallim Naci, Osmanlı Şairleri (1890);
Süleyman Nazif, Mehmet Akif (1924);
Ahmed Müfid'in Tepedelenli Ali Paşa (1908) adlı yapıtları, türün ilk önemli örnekleridir.
Mehmed Süreyya Bey'in Sicill-i Osman?si,
Bursalı Tahir Bey'in Osmanlı Müellifleri
İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın Son Asır Türk Şairleri (1930-42), Son Sadrazamlar (1940-53, 1964), Son Hattatlar (1955) ve Hoş Sadâ (1958) adlı yapıtları, Osmanlı dönemindeki ünlü kişilerin yaşamöykülerini içeren en kapsamlı yapıtlardır.
Kenan Akyüz, Tevfik Fikret (1947);
Mehmet Kaplan, Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1948);
Olcay Önertoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Romancılığı ve Romanımızdaki Yeri (1965);
Birol Emil, Mizancı Murad Bey, Hayatı ve Eserleri (1979);
Nurullah Çetin, Behçet Necatigil, Hayatı, Sanatı ve Eserleri (1998).
Mehmed Zeki Pakalın da gene Osmanlı dönemine ilişkin yaşamöyküsü türündeki yapıtlarıyla tanınır, ismail Hakkı Uzunçarşılı'nın Candarlıları anlattığı Çandarlı Vezir Ailesi ise (1974, 1988) bir aileyi konu alan yaşamöyküsü türüne örnek oluşturur.
     Sadeddin Nüzhet Ergun, Abdülbaki Gölpmarlı gibi araştırmacılar da özellikle Osmanlı dönemi şair ve yazarlarının yaşamöykülerini içeren yapıtlar yazmışlardır.
Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam (1963- 65), İkinci Adam (1966-68), Enver Paşa (1970-72) adlı yapıtlarında yakın dönemin ünlü siyaset ve devlet adamlarının yaşamöykülerini anlatır.
Oğuz Atay'ın mekanik bilgini Mustafa İnan'ın yaşamını konu aldığı Bir Bilim Adamının Romanı ise (1975) roman biçiminde yazılmış bir yaşamöyküsü örneğidir.