Zihniyet

     

 “Zihniyet”, bir dönemdeki sosyal, siyasî, idarî, adlî, askerî, dinî güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, ticarî hayatın, eğitim etkinliklerinin birlikte oluşturdukları ortam ve bunların hiçbirine indirgenemeyen duygu, anlayış ve zevk bütünüdür. Bir başka deyişle zihniyet, bir toplumun ya da kültürün bireylerinin duyuş ve düşünüşteki birlikteliğidir.

       Edebî metinler, hangi dönemde, nasıl bir ortamda yazılmışlarsa o dönemin ve ortamın etkilerini, dönemin zihniyetini yansıtırlar. Bir metinde, metnin yazıldığı dönemin özellikleri metne sindirilmiş bir şekilde yer alır. Bu özellikler metinle bütünleşir. Bir metni incelerken metinden dönemin zihniyetine ait ipuçları tespit edilir.

       Bir toplumun bireyleri, o toplumun kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle, değer yargılarıyla yetişir. Bu yetişme sonucunda da bireyler, ortak bir zihniyete ulaşırlar. Böylece o toplumun bireyleri, olaylar ve durumlar karşısında benzer tepkiler ortaya koyarlar, benzer davranışlar sergilerler.

       Yazar ve şairlerin edebî metinlerinde, doğal olarak bu zihniyetin yansıması da görülür. Sanatçılar, yaşamdan aldıkları konuları işlerken, toplumu zihniyetiyle birlikte ele alırlar. Bu zihniyet de dönem dönem değişim gösterir. Örneğin 16. yüzyılda, Osmanlı’da Doğu kültürünün etkisiyle dinî ve kültürel değerlere bağlılık vardır. Bu dönemin zihniyetinde tasavvuf önemli bir yer tutar. Başta Fuzuli olmak üzere diğer Divan şairlerinin eserlerinde tasavvufun ağır bastığı görülür.

       Cemiyetin birer ferdi olan şairlerin manzumelerindeki yaklaşım ve değerlendirmelerinin bireysel olduğu kadar toplumsal yönünün de bulunduğu hesaba katmak gerekir. Tarihî bazı yaklaşımların dışında, o dönem insanının zihniyetini de yansıtır. Aşağıdaki kasidede Edirneli Kâmî, padişahın İstanbul Göksu‟da yaptırdığı kemerleri ve diğer imâr faâliyetlerini anlattığı kasidesinde, II. Mustafa‟yı dünyanın iftihar kaynağı olarak görmekte ve onun tahta çıkması ile bolluk ve bereket geldiğini söylemektedir. O dünyanın yegâne padişahıdır ki, onun sâyesinde âlemde ferahlık vardır. Sultan Mustafa, dünyaya adâlet yayan ve adâleti emreden Şahlar Şahıdır. Bütün cihân hükümdârları, onun dergâhının toprağına alınlarını sürmektedirler:

Pâdişâh-ı yegâne-i 'âlem

Sâyesiyle bu câ ferah-zâdur

Mustafâ Hân-ı ma'delet-güster

Ki Şehen-Şâh-ı dâd-fermâdur

Dâverân-ı cihân-ı bâ-ta'zîm

Hâk-i der-gâhına cebîn-sâdur

       17. yüzyıla gelindiğinde toplumun zihniyetinde değişmeler başlar. Lale Devri olarak bilinen bu dönemde tasavvufun etkisinin azaldığı, zevk ve eğlence etkinliklerinin ağırlık kazandığı söylenebilir. Bu dönemde de Divan şairi Nedim, tasavvuf ve dinle ilgili konulara değinmeyip “aşk, eğlence, doğa güzelliği vb.” temalara yönelmiştir. Tanzimat döneminde ise Batılaşma hareketi başlamıştır. Toplumda Batılı yaşam tarzı, yavaş yavaş etkisini gösterir. Bu hareket, dönemin zihniyetine de yansır. Sanatçılar, Batılılaşma konusunu eserlerinde ele alır.
                Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir

Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

 

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet

Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Örneğin, Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Han, kağan olduğu zaman şu nutku söyler:

“Demir kargılar ile ilimiz olsun orman

Av yerlerimiz dolsun vahşi at ile kulan

Yurdumuz ırmaklarla, denizlerle dolsun

Gökteki güneş ise yurdun bayrağı olsun

Ülkemizin çadırı yukarıdaki gök olsun

Dünya devletimiz, halkımız da çok olsun.”

       Yukarıdaki nutuktan hareketle o dönem Türklerinin büyük ve zengin bir devlet hâlinde dünyaya egemen olma idealini tespit edebiliriz.

                Yine Kurtuluş savaşı döneminde yazılan eserlerde de dönemin zihniyetini ve olaylarını görürüz:

Madem ki gün gelecek,
Herkes aynı meleğin
Önünde eğilecek,
Niçin o güne değin
Çan sesleri duyayım?
Bugün de bir yarın da.
Bırakın uyuyayım
İzmir kapılarında!
                      Kemalettin Kamu(İzmir Yollarında)

Anlatmaya bağlı edebi metinler incelenirken metnin yazıldığı dönemdeki hâkim zihniyet ve metnin yazıldığı dönemin sosyal, ekonomik, siyasi yapısı, dini inanışları, eğitim sistemleri, sanat anlayışı  ve zevki, kısacası bütün kültürel değerleri, sanatçının dönemin kültür ve sanat hayatıyla ilişkisi tespit edilir. Edebi eserlerdeki zihniyet dönemlere göre değişmektedir. Örneğin, İslam öncesi metinlerde hâkim zihniyet olağanüstü fiziki güçlerle donatılmıştır. Destanlar kavimlerin ilk dönemlerine özgü zevk ve anlayışı dile getirir. Bu durum İslamiyet’ten sonraki eserlerde yerini dini inanışlara ve kahramanlıklara bırakır. Yani İslami hayat tarzı ve din için mücadele dönemi başlar.