Devlet Olmak

Devlet Olmak 
       Devlet mekanizmasını ancak fedakâr bir topluluk oluşturur. Dağlarda, derin vadilerde, uçsuz bucaksız bozkırlarda yaşayan bir insan için -mesela Mete Han'ın çağrısına uyup- bir birlik etrafında toplanmak ne kadar zor olmuştur. Mekanizmanın bir parçası olmak ve kanunlar, kurallar çerçevesinde yaşamak… Kendi, istek, arzu ve çıkarlarıyla devletin arzu, istek ve çıkarları çatıştığında devleti ön planda tutmak….
       Kalabalıkların, grupların, kavimlerin bir devlet çatısı altında toplanması her birinin ayrı ayrı fedakârlıklarda bulunmasıyla mümkündür.
       Bir aile oluşturmak üzere bir araya gelen kadın ve erkeğin bir arada yaşayabilmek için ne kadar çok çaba sarf ettiklerini, özgürlüklerinden ve haklarından nasıl vazgeçtiklerini düşünürsek devlet olmanın ne kadar zor ve karmaşık olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
       Bir devlet onu oluşturan unsurların fedakârlıklarıyla ayakta kalabilir. Bu fedakârlıklar devletle birey arasında bir sözleşmeyle belirlenir. Bu sözleşme anayasadır.
       Anayasa ülke içinde yaşayan bütün unsurların, fikirlerin, dinlerin, kavimlerin, tarikat ve cemaatlerin devletle olan ilişkilerini düzenler.
       Mesela siz anayasanıza-yukarıdaki algılamalardan hareket ederek- bu ülkede yaşayan insanlar Batılı, lise mezunu, Hanefi, zengin, Çerkez, Kabartay, ve Fenerlidir şeklinde tanımla koyarsanız bu ifade diğer bütün algılamalarla çatışacaktır. Peki bütün algılamaların ortak noktası bulunabilir mi? Sanırım güçlü, kudretli bir devlet olabilmenin yolu bu sorunun cevabında saklı.
       Bunu tartışırken şöyle bir çalışma yapalım. Yukarıdaki algılamalardan iki tanesi için iki tane küme oluşturalım:
       Mehmet'le  Agop iki Türk vatandaşıdır ve şu özelliklere sahiptirler
 
Adı: Mehmet
Kavmi: Türk
Dili: Türkçe
Yaşadığı yer:  İstanbul
İşi: Tekstil
Medeni Hali: Evli 2 çocuk babası
Tuttuğu takım: Galatasaray
Dini: İslam-Hanefi
Gelir Düzeyi: Orta
Eğitimi : Lise

Adı: Agop
Kavmi: Rum
Dili: Rumca-Türkçe
Yaşadığı yer:  İstanbul
İşi: Tekstil
Medeni Hali: Evli 2 çocuk babası
Tuttuğu takım: Galatasaray
Dini: Hıristiyan-Ortodoks
Gelir Düzeyi: Orta
Eğitimi : Lise

 
       Agop İstanbul'da yaşamaktadır ailesi onun her şeyidir. Çocuklarının iyi bir eğitim alması için çabalamaktadır.  Pazarları önce ailesiyle beraber kiliseye daha sonra mevsim şartlarına göre pikniğe veya denize giderler. Pazar akşamları ya maça gider ya da aşağıdaki kahvede arkadaşlarıyla maçı büyük ekranda izlemeye bayılır.
       Mehmet İstanbul'da yaşamaktadır ailesi onun her şeyidir. Çocuklarının iyi bir eğitim alması için çabalamaktadır. Cuma namazlarını hiç kaçırmaz.  Pazarları mevsim şartlarına göre pikniğe veya denize giderler. Pazar akşamları ya maça gider ya da aşağıdaki kahvede arkadaşlarıyla maçı büyük ekranda izlemeye bayılır.
       Yukarıdaki tabloda ayrıntıları istediğimiz kadar artırabiliriz. Ama on yaşında bir çocuğa bu iki insanın birlikte barış içinde mutlu biçimde yaşaması için uygun bir sözleşme yaz dersek sanırım zorlanmayacaktır.
       Devlet bireylerin ortak noktalarını mümkün olduğu kadar kuvvetlendirirken onların farklı yönlerini yaşayabilmeleri için güvenceler vermelidir.  Örnekteki iki vatandaşın farlılıkları kavim, dil ve dindir. Her ikisi içinde bunlar varlık sebebidir. Güçlü bir devlet her ikisinin de güven içinde yaşamalarını mümkün kılan bir sözleşme hazırlamalıdır.
       Agop ve Mehmet'e de fedakârlıklar düşmektedir. Agop çoğunluğu Müslüman ve Türk olan bir devlette yaşadığı bilinciyle devletin resmi dili ve kültürüne saygılı ve uyumlu olmak zorundadır. Kendini devletin asli unsuru olarak görmeli ve bu anlayışla birliğe zara verecek tavır ve davranışlardan kaçınmalıdır.  Mesela mahkemede Türkçe bildiği halde  "Ben Türkçe bilmiyorum. Rumca Tercüman isterim." demeyecektir. Ülkede askerlik yapması gerekiyorsa bunun için kaçamak yollar aramayacak elinden geleni yapacaktır. Çocuklarına da bunları öğretecektir.
       Mehmet her ne kadar çoğunluğu oluşturan grubun bir üyesi olsa da kendisi gibi olmayanlara saygı duymayı öğrenecektir. Türkçe konuşamayanları, ya da doğru konuşamayanları küçümsemeyecek, ülkenin birçok değişik unsurun bir araya gelmesiyle oluştuğunu bilecektir. İnsanlara farklılıklarından dolayı farklı davranmayacaktır.
       ABD nüfusunun 85% Anglo-sakson-beyaz ve Hıristiyan ve Avrupa kökenlidir. Bu Amerikan hâkim kültürünün temelini oluşturur. Amerika içinde yaşayan diğer unsurların kendini ifade etmesine izin verir.
       İngiltere'de camiye gidebilir, bir Sih'seniz motosikletinize kasksız binebilir, kendi dillinizi konuşabilirsiniz ancak hâkim kültürle uyum sağlamanız gereklidir. Zaten şartlarda sizi bu yönde davranmaya itecektir.
       Türkiye'de de Türk kültür ve dilinin hâkim olması kaçınılmazdır. Diğer unsurların varlıklarının güvence altına alınması şartıyla…
       Anayasa hazırlanırken ihmal edilen her birey, cemaat, kavim, meslek vs. bu toplumun mutsuzlarını oluşturacak ve ülkenin birliğini zayıflatacaktır.
       Anayasa sözleşmesini hazırlayan akıllar şöyle bir kabulden yola çıkabilirler: Anayasada yer almayan bir unsur hukuken yoktur. O halde mesela Çingenleri yazmazsak bu onları hukuken tanımadığımız anlamına gelir. Böylece bizim Çingene diye bir problemimiz de olmaz. Ya da "Türkiye Cumhuriyeti'nde Tarikat kurmak veya herhangi bir tarikata üye olmak suçtur." Diye bir madde yazarsak Türkiye'deki onlarca tarikatı ve on binlerce müridi bunların kurduğu yurtları, okulları, vakıf ve dernekleri yok varsaymış oluruz. Oysa ki bizim onları yok saymamız elbette ki gerçeği değiştirmeyecektir.
      Kâinatta hiçbir şeyi yoktan var edemez, vardan da yok edemezsiniz prensibi burada da geçerlidir. Yok demekle onu gerçekten yok edemezsiniz.
 
        Mehmet Murat GÜVEN