Roman

       

Belli bir tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki bir grup insanın başından geçenler, bu insanların iç ve dış yaşantısını belli bir kronolojik, mantıksal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli  uzunluğu aşan anlatılar.

                Matbanın bulunması ve kentli okur kitlesinin artması ile gelişmeye devam eden ve henüz tamamlanmamış tek tür. İngilizce novel, italyanca Novella  dan gelir.

                Romanın ataları Petronius’un Satyricon’u(1.yy) Apuleius’un Metamorphoses(Altın Eşek)’i sayılabilir.(2.yy) Destandan farklıdır. Düz yazıdır. Kahramanları sıradan insanlardır. Mekânı sokaklar ve evlerdir. Konuşmalar günlüktür. Olaylara Tanrı değil insan ahlak ve ahlaksızlığı yön verir.

                Kelime ‘romanice’den türemiştir. Latince dışında günlük konuşma diliyle yazılan şovalye hikayelerini(romansları) adlandırır. 12.13. yy en parlakdönemidir. Kral Arthur, Yuvarlak Masa Şovalyeleri, Kutsal Kâse önemli romans örneklerinden sayılabilir.

                İlk büyük roman Cervantes’in Don Quijote’sidir.(1605). Bir çok bakımdan eski romansların tadında olmasına rağmen temelinde romanslara eleştiri mahiyetindedir.

                Romanın Ögeleri

1-     

Uzunluk(Kapsayıcılık iddiası)

2-     

Olay örgüsü: Olayların ve karakterlerin zaman içinde gelişmesi ( Ancak olay örgüsü özel değildir.. Dram, bekleyiş, yoğunlaşma, çözülme, aydınlanma)

a)      

Olay örgüsü dağınık-gevşek

b)     

Olay örgüsü : yazgıcı-katı (Balzac-Stendhal)

3-     

Karakter ögesi: Pikaresk romanda olay öncedir. Yeni anti-roman anlayışı II.Dünya Savaşı’ından sonra birci karakteri, bireysel psikolojiyi  tahtından indirmiştir. Aksi 19.yy romanına aittir.

Tip bir özelliği öne çıkarılarak abartılan, belli bir toplumsal davranışın ya da genel düşüncenin sözcüsü temsilcisi olan roman kişisidir.

Karakter ise dış davranışlardan çok iç yaşantısıyla beliren kişidir. Farklı çelişik eğilimleri vardır. Bilinç eşliğinde davranır.

4-     

Mekan Ögesi: Olayların geçtiği coğrafi, toplumsal, tarihsel ya da psikolojik yerdir. Naturalistlerde çevre kişiden önce gelir. Mekan töre romanlarında da öne çıkar.

5-     

Anlatım tekniği: 19. yy’a kadar romancı müdahalecidir. Bu tarihten sonra romancı anlattığı kişilerin arkasına saklandı. Kendisi nesnel kalmak ya da görünmek istemezdi. Bunun yolu  ‘Mektup Roman’ tekniğiydi. Ancak burada bir derleyicinin olduğu görülüyordu. Diğer bir yol ise I. Tekil Şahıs analatımıydı. Ancak hiçbir teknik romancıyı sorumluluktan kurtaramaz. Bunu aşmak için ‘Bilinç Akışı’ ya da ‘İç monolog’ adlı tekniklerden yararlanılmıştır.

6-     

Yaşantı Büyüklüğü-Genişliği: Roman yapısının dağınık olup olmamasıdır. Uzun romanlarda bu ön plana çıkar.

7-     

Tarihsel Öge- Zaman ve Tarih Ögesi: Bütün romanlar insanı tek başına değil başka insanlarla ilişki içinde yaşayan, bir geçmişi ve geleceği olan bir varlık olarak alırlar.

8-     

Tarihle Sanatın İlişkisi: Romanın en sorunlu ögesidir.  Büyük romancılar yaşamın belli bir algılanış biçimiyle, estetik biçimlerin yaratılması arasında mantıksal ilişki ararlar. Eğer sanat ‘belli değerlerin güzel ve soylu bir biçimde ifade edilmesi ve ‘tür’ de belli kurallara bağlı bir sanat kalıbı olarak tanımlanacak olursa romanın başlangıcında sanat dışı ve tür dışı bir çaba olduğunu söylemek lazımdır. Yaşamın sadece kendisiyle değil de anlamıyla da uğraşmak zorunda kalınca roman bir sanat haline gelmiştir. Başlangıçta koyduğu mitleri ve simgeleri kendisi üretmek zorunda kalmıştır. Romanı sanata dönüştüren Cervantes ve en önemlisi Flaubert’tir.

9-     

Üslûp:  Yalnızca yazarın kullandığı sözcükler, cümle yapıları, metnin şiirselliği değildir. Yazarın tarihe, topluma nasıl baktığını, yüzeyin altındaki gerçekliği aydınlatıp aydınlatmadığını da gösterir. Üslup romantik, duygusal, gerçekçi,, kuru ve kuşkucu olarak ayrılabilir.

Örnek :

               Victor Hugo: Romantik duygusal

               Balzac-Stendhal : Gerçekçi-kuru-kuşgucu

               Balzac-Tolstoy : Bütünsel gerçekçi

               Zola ve Maupasant : Tek yanlı ve abartılı doğalcılığı

               Flaubert : Estetikçiliği

 

19. ve 20. yy başlarında gerçekçilik ve doğalcılığın insanın iç yaşantısını küçümseyen tutumuna karşı izlenimcilik ortaya çıktı.

İzlenimcilik :  Eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farklılığı ön plana çıkarır. Dış gerçekten çok duyulara ve duygulara ve genel olarak iç yaşantıların betimlenmesine önem verir. Henry James, Virginia Wolf, Thomas Mann, Faulkner’in bazı romanları izlenimci sayılır.

Dışavurumculuk: Toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir. Şiddetli, fırtınalı ve tanımsız duyguları vurgulamasıyla, abartma, karikatürleştirme, çarpıtma, soyutlama tekniklerinden yararlanmasıyla bir tür yeni romantizm olarak da değerlendirilmiştir. Robert Musil, Alfred Döblin, Breeht(Beş Paralık Roman)

Yeni Roman Akımı: Yazma deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın nasıl konusu haline getirdiler. Nathalie Sarraute, Alain Robbe, Grilet, Michel Butor, Claude Simon, Philippe Soller gibi Fransız yazarlar sayılır. Ayrıca Arjantinli yazar Julio Costanar’ da eklenebilr.

ROMAN TÜRLERİ

1-     

Tarihi Roman

2-     

Pikaresk Roman : Rezil bir kahramanın başıboş ve gezginlik yaşamında başına gelen olaylar gevşek ve rahat bir üslupla anlatılır. Danie Defoe’nin Talihli Metres, Thomas Mann’ın Dolandırıcı Felix, Krull’un İtiraflar adlı romanları bu türe örnek verilebilir.

3-     

Duygusal roman: İnsanın duyusal ya da duygusal yaşamını yüksek, özenli bir üslupla betimleyen romanlardır.

4-     

Gotik Romanlar: İngiliz ve Amerikan romancılığına ait bir türdür. 18.yy akılcılığına bir tepkidir. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla geçen, kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır. Mary Shelly’in Frankenştein’i, Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi sayılabilir.

5-     

Psikolojik Roman: Kişilerin ruhsal durumlarını inceden inceye çözümleyen romandır. Madam De La Fayette’nin Prenses De Cleves(1678) ilk örneği sayılır. Ayrıca Abbe Preuost’un Manon Lecaut(1731) ile psikolojik roman çığırı açılmıştır.

6-     

Töre Romanı: İnsanların dolaysız biçimde toplumsal olan davranışlarını, adetlerini, geleneklerini öne çıkarır. Moda, yaygın konuşma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapılan her şey töre romanının konusu olur. İngiltere’ye özgü bir türdür.

Not: Büyük romanlar, bir türün ya da alttürün tekil örneği değildir... Türün kuralları anonimdir. Büyük romanlar ise kuralsız olmamakla birlikte türün kurallarını dönüştürür  ve daha çok da kendi kurallarını oluştururlar.

7-     

Oluşum Romanları: Romanın başkişisinin olgunlaşmasını, aydınlanmasını, bireysel gerçeğini toplumsal geröeklikle uzlaştırmasını işlerler. Dickens’in David Copperfield’i örnek olabilir.

TÜRK ROMANI

Türk edebiyatında batılı roman  1861 den sonra başlar. Önce tanınmış Fransız romanlarından çevrilmiş örnekler görülür. Kısa bir zaman sonra bunları yerli romanlar takip eder, bize ilk romanı tercüme yolu ile Yusuf Kamil Paşa tanıtır (Fenelonun Telemakı) 1859 tarihinde yapmıştır. Daha sonra Ahmet Lütfü Efendi Arapça tercümesinden Robenson Crouseu, Teodor Kasab 1871 de Monte Cristeo’yu, Recaizade M. Ekrem Topal Şeytan’ı, Şatobiryan Atalayı Bernadi de Saif Pierden Poul ve Virgine Paul, Ahmet Vefik Paşa Voltaire’den Hikaye-i Feylesofiye-i mikro megayı tercüme ederek Türk aydınları üzerinde geniş tesirler yaptılar.

Bu devirde eserleri en çok çevrilen romancılar arasında; La Martin, Aleksandır Duma, Oktav Föye, Pol de Coc, Öjen Süeu, Tohnson de Teray, Frederik Sülye, Joul Verne.

Belli Başlı Türk Romancıları ve Eserleri

Ahmed Midhat: Yazı makinesi olarak bilinir. Otuz altı romanı vardır.  Romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih... Dili sadedir, çünkü eser vermekteki amacı halkı eğitmektir. Hatta romanlarında olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler de vermiştir.

Sami Paşazade Sezai-Sergüzeşt(1888): Devrin cariyeli köleli büyük konak hayatını görmekteyiz. Tanzimat dönemi ikili düşünüş ve yaşayış tarzını bir konağı günlük hayatı içinde ve çok realist bir şekilde işlendiğini görmekteyiz. Eserde karakter ve mekan tasvirleri realisttir. Yer yer romantik atmosfer göze çarpar ki bu hali ile romantizmden realizme geçişin ilk denemesi olarak kabul edilir.

Mehmed Murad(Mizancı)-Tufanda mı Yoksa Turfa mı?(1891): İslam Birliği İdeolojisini ele almıştır.

Nabizade Nazım-Zehra(1896) Romanlarıyla ve hikâyeleriyle realizmin ve natüralizmin temsilcisidir. Karabibik, edebiyatımızda Anadolu konulu ilk hikâyedir. Köy romanı olarak bilinir. Köy hayatı tam bir realizmle yansıtılmıştır. Zehra, ilk psikolojik roman örneğidir. Eserde tasvir ve tahliller geniş yer tutar. Eserlerinde pozitif bilimlerden de faydalanmış, edebiyatımıza yeni kelimeler kazandırmıştır.

( ünlemek, alan vb. )

Halid Ziya Uşaklıgil(1867-1945)-Aşk-ı Memnu(1925),Mai Ve Siyah, Kırık Hayatlar: Realist romancılarda görülen başarılı insan-çevre kompozisyonu romanlarında görülür.

 Aşkın ikinci plana alındığı Mai ve Siyahta sosyal hayata yer verilmiş olması önemlidir. Ahmed Cemil yalnız iç dünyasıyla değil bu dünyanın bağlı bulunduğu çevre ile verimiştir. Stendhal’ın meşhur romanı Kırmızı ve Siyah’ı andıran bu romanda Ahmed Cemil’in şahsında Doğu-Batı edebiyatlarının mücadelesi verilir.

            Aşk-ı Memnu’da ise batılılaşmanın Türk toplumunun zengin çevrelerindeki yönünü buluruz. Roman kahramanlarından olan zengin Adnan Bey’in evinde Fransız Mürebbiye, batı müziği hayranlığı, piyano ve fransız moda dergileri ile fransız mobilyası, yaşam tarzı  vardır. Bihter ise zengin olmamakla birlikte batılı hayta özenen biridir. O da tüm çevresiyle birlikte verilmiştir.

Mehmed Rauf-Eylül(1901): Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir. Sosyal hayata pek yer vermemiştir. Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır. Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir. Dili sadedir. Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik romanı olarak bilinir. Konusu yasak aşktır. Şahıs sayısı azdır. Psikolojik tahliller başarılıdır.

Hüseyin Cahit Yalçın-Hayal İçinde(1901):

Hüseyin RahmiGürpınar: Töre romancısı

Halide Edip Adıvar: Töre Romancısı

Yakup Kadri Karaosmanoğlu(1899-1974): Romanlarında, ülkenin yaklaşık yüz yılı aşkın zaman dilimini (1861-1950) konu edindi. Toplumsal değişim sürecinin toplumun farklı kesimlerindeki yansılarını gerçekçi bir bakışla yansıttı. Tarihe tanıklıkla birlikte, insan-toplum ilişkilerinde bu süreçte biçimlenen durumları irdeledi. Tanık olduğu olaylar, yaşadığı ortam onun edebiyat anlayışını biçimlendirmiştir.Romanlarında dilde sadeleşme ve yeni bir edebiyat anlayışının örneklerine veren Yakup Kadri, bir bakıma değişim döneminin romancısıdır. Romanlarında, ülkenin Batılılaşmadan Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına değinki değişim ve dönüşüm süreçlerini konu edinir. Çözülme ve yeniden yapılanma... Bu süreçteki insan ve toplum gerçeğine gerçekçi bir bakışla yaklaşır. Yakup Kadri, romanlarının yapısal oluşumunu değerlendirirken, şunları söyler: "Romanlarımın kronolojik mahiyeti benim istek veya kararımla meydana gelmiş bir şey değildir.

Romanları: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama...
 Reşat Nuri Güntekin: Duygusal Töre romanları yazdı. Romanlarında güçlü gözlemciliğine dayanan bir realizm ve canlı bir üslûp vardır. Psikolojik tahlillerde de başarılıdır. Eserlerinde konuşma dili hâkimdir. Romanları: Çalıkuşu, Gizli El, Dudaktan Kalbe, Acımak, Eski Hastalık, Akşam Güneşi, Yaprak Dökümü , Damga, Miskinler Tekkesi

Peyami Safa: Psikolojik romanlar yazdı. Düşünürlüğü romanının önüne geçti

Refik Halit Karay: Eserlerinde kişilerin ruh tahlillerine fazla değinmez. İnsanların dürüst olmayan, kurnazlık ve menfaatçilikle ilgili yönlerini ortaya kor. Bunu mizah ve eleştiri ile yapar. Hiciv, eserlerinde önemli bir unsurdur. Hayatın gülünç yanlarını karikatürize etmiştir.  Şahısları kendi sosyal çevreleri ile birlikte anlatır. Konuşma dilinin bütün canlılığını ve tabiiliğini ortaya kor.Eserleri: İstanbul'un İç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi, Anahtar

Ercüment Ekrem Talu

Selahattin Enis

Osman Cemal Kaygılı

Abdülhak Şinasi Hisar

Sadri Ertem

Reşat Enis

Memduh Şevket Esendal

Midhat Cemal Kuntay: Süslü anlatım kaygısı taşır.

Halikarnas Balıkçısı(Cevat Şakir Kabağaçlı)

Nahit Sırrı Orik: Teknik açıdan kusursuz romanlar yazdı.

Ahmed Hamdi Tanpınar: İnsanı karmaşıklığı ve derinliğiyle ortaya koydu

Sabahattin Ali: Duygusallık, gerçekçilik yalın bir dille romanlarında yer alır.

Peride Celal

Orhan Kemal

Kemal Tahir: Köy romanı, tarihsel araştırma

Cevdet Kudret: Yarım yüzyıllık bir zamanı anlattı.

Samim kocagöz: Sürekli toplumsal konuları ele aldı.

Tarık Buğra: Nesnel gerçekliği bağlı kaldı.

Yusuf Atılgan: Güçlü psikolojik gerçeklikler yarattı.

Atilla İlhan: Son romanlarında cinselliği ön plana çıkardı.

Çetin Altan: Geriye dönüşler ve eski mutlu günler üzerine yazdı.

Yaşar Kemal: İnsanı ön plana çıkardı. Bütün romanları aynı düzeyde değil.

Adalet Ağaoğlu: Romanlarını çağrışımlarla zenginleştirdi.

Oğuz Altay: Yeni roman tekniğini uyguladı

Vedat Türkali: Yakın dönemlerde Türk aydınının yöenlimlerini irdeledi.

Sevgi Soysal: Küçük brujuvazinin dünyasını anlattı. Eleştirdi.

Ferid Edgü: Aydın, köylü ilişkisine yeni bir yaklaşım getirdi.

Selim İleri: Açların, ayrılıkların, yalnızlıkların yazarı oldu. Siyasi ortama ve düşüncelere göndermeler yaptı.

Orhan Pamuk: Her romanda değişik bir anlatım ve üslup içinde gözükür.

Latife Tekin: Masalımsı bir anlatımla gecekondu gerçekliğini anlattı