SADULLAH PAŞA

-A A +A

1838 - 1891

HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ:

       Edebiyat çalışmalarını birinci plana almayıp bunu bir amatör gibi sürdüren Sadullah Paşa 1838 yılında, Erzurum'da doğdu. Babası Esat Muhlis Paşa, İkinci Mahmut döneminin ünlü vezirlerindendi. Sadullah Paşa öğrenimini İstanbul'da "Darülmaarif" adlı bir okulda yaptı. İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa, babasının kontrolünde de özel hocalardan Arapça, Farsça, Fıkıh, Akaid, Tabiiyye, Kimyâ ve Fransızca dersleri aldı.

       Babıâli Tercüme Odası'na memur adayı olarak girdi. «Divan-ı Hümayun Tercümanlığı» görevi ile hayata atıldı. Maarif Müsteşarlığı yaptı. Beşinci Murat'ın kısa süren padişahlığı sırasında Mabeyn Başkâtibi oldu. Beşinci Murat'tan sonra tahta geçen Sultan İkinci Abdülhamit Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe'ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. Bu vazifesini tamamladıktan sonra Berlin'e elçi olarak gönderildi. Buradayken Ayestefanos Antlaşması ile Berlin Kongresine ikinci murahhas olarak katıldı. Berlin'deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883'te Viyana Büyükelçiliğine tayin edildi. 1891'de Viyana'da  intihar etti. Cenazesi İstanbul'a getirilerek İkinci Mahmut Türbesi bitişiğindeki küçük mezarlığa gömüldü.

       Sadullah Paşa edebiyat alanında bir amatör olarak çalışmış, ama bu kadar çabalarıyla bile yeni Türk edebiyatının oluşmasında oldukça yararı dokunmuş bir kimsedir. Yeni Türk edebiyatı batıya yönelir ve ondan örneklenirken bu hususta en verimli alanlardan biri de oradan şiir çevirileri yapmaktı. Bu ortamda, Tanzimat döneminde, batıdan Türkçe'ye ilk şiir çevirisi yapanlardan biri de Sadullah Paşa olmuştur. Onun «Ondokuzuncu Asır» adi ünlü manzumesi belki edebi değerinden başka çağdaş uygarlığı tanıtmak istemesi bakımından, çok değerli bir belge karakteri taşır. "Lamartine" den çevirdiği, çok tanınan «Göl» manzumesi de yeni şiir zevkinin belirli bir örneğini teşkil eder. Sadullah Paşa'nır siyasi ve kişisel anılarıyla gezi notları niteliğindeki kimi yazıları da, Tanzimat'la birlikte kendini göstermeye başlayan yeni edebi nesrin, üzerinde durulmaya değer örnekleridir

BAŞLICA ESERLERİ:

      Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır.

      Sadullah Paşa'nın cilt teşkil edecek büyük bir eseri, ya da tüm yazılarını bir araya toplayan bir kitabı yoktur. Ancak, onun acıklı yaşamını ve trajik sonunu dile getiren - başkası tarafından hazırlanmış- bir eser bulunmaktadır. Bu kitabın adı: Sadullah Paşa - yahut- Mezardan Nidâ'dır. Kitap Paşa'nın yakınlarından Mehmet Galip Bey tarafından düzenlenmiş, İkinci Meşrutiyet'ten sonra basılmıştır.

      Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin MektuplarıCharlottenbourg (Şarlotenburg) SarayıParis EkspozisyonuCevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir. Tanzimat döneminin pozitivist ve materyalist anlayışı savunan ilk şairi oldu. Fazla eser vermemiş olan Sadullah Paşa, yayımladığı birkaç makale ve çeviri içinde en çok Lamartin'den Göl şiiri çevirisi ve Ondokuzuncu Asır adlı şiiriyle tanınmıştır.

     "Ondokuzuncu Asır" adlı manzumesinde Sadullah Paşa, iki zihniyeti mukayese eder. O göre, skolâstik dönemin yanlış, eksik ve olumsuzluklarına karşılık yeni çağda insanın, aklı ve iradesiyle gerçekleştirdiği hızlı ve baş döndürücü bir gelişme söz konusudur. İnsanın idrak kabiliyeti bu çağda en üst seviyeye ulaşmış, gerçekleşmesi imkansız sanılan pek çok şey de bu asırda gerçekleştirilmiştir. Eski dönemlere ait bütün bilgiler temelinden sarsılmış, kâinat yeniden keşfedilmiş, ilim ve irfan, deneyci tavrıyla batıl inançlar.

Ondokuzuncu Asır

Sadullah Paşa

Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri.

 

1. Erişti evc-i kemâlâta nûr-ı idrâkât

Yetişti rütbe-i imkâna kısm-ı mümteniât

 

2. Besâit oldu mürekkeb, mürekkeb oldu basit

Bedâhet oldu tecârible hayli meçhûlât

 

3. Mecâz oldu hakîkat, hakîkat oldu mecâz

Yıkıldı belki esâsından eski mâlûmât

 

4. Mebâhis-i felek ü arz ü hikmet ü kimyâ

Değil vesâvis-i ezhân ü vehm ü temsilât

 

5. Mesâil-i nazarîye tecârib oldu sened

Erişti hadd-i yakîne fusûl-i zanniyyât

 

6. Ukul-i zâhire sâid fezâ-yı ecrâma

Kuvâ-yı câzibe kanunu pâye-i mirkat

 

7. Nüfûs-ı fâkire nâzil kaâret-i arza

Delîl-i mebhas-ı tekvîn defâin-i tabakât

 

8. Havâ vü berk ü ziyâ vü buhâr u mıknâtıs

Yed-i tasarruf-ı insanda unsur-ı harekât

 

9. Ziyâ; hayâlen iken şimdi bil-fiil sâî

Zılâl; zâil iken şimdi zîver-i mir’ât

 

10. Sadâ; hesâb-ı mesâfâtta muhbir-i sâdık

Buhâr; zulmeti tenvîrde ebda’-i âyât

 

11. Cihât-ı erbaaya berk nâkil-i ahbâr

Buhâr; bahr ü ber üstünde Hızr-ı nakliyyât

 

12. Tefâhür eylemesin mi bu asr â’sâra

Kısalttı bu’d-ı mekân ü zamânı muhtereât

 

13. Ne kaldı çeşme-i hayvan ne dâru-yı Suhrâb

Ne kaldı nusha-i efsûn ne hükm-i tılsımıyât

 

14. Ne kaldı sa’d-ı tevâli ne kaldı nash-i kırân

Ne kaldı reml ü kehânet, ne kaldı cifriyyât

 

15. Ne var hümâda saâdet ne var şeâmet-i bûm

Mukayyed asl-ı irâdâta cümle mec’ulât

 

16. Ne Atlas âlemi hâmil ne Zühre fâil-i küll

Değil ukul-i Felâtun usûl-i tekvînât

 

17. Ne kaldı zann-ı tenâsüh, ne kaldı nâr-ı Mecûs

Değil ukule Ekânîm kıble-i hâcât

 

18. Esâs-ı hikmet-i asr oldu vahdet-i Bârî

Taammüm eyledi aslü’l-usul-i mûtekadât

 

19. Bulur gider cihet-i vahdetin umûm milel

Vücûd-ı vahdeti müsbit olunca mâkulât

 

20. Hudud-ı hakk u vezâif muayyen ü sâbit

Ne kaldı cebr ü tegallüb ne kaldı keyfiyyât

 

21. Hukuk-ı şahs u tasarruf masûn taarruzdan

Verildi âlem-i umrâna başka tensîkât

 

22. Ne Âmr Zeyd’in esîri ne Zeyd Âmr’a velî

Müesses üss-i müsâvâta nass-ı mevzûât

 

23. Münevver eyledi ezhânı intişâr-ı ulûm

Mükemmel eyledi noksânı feyz-i matbûât

 

24. Megarib oldu dirîga metâli-i irfân

Ne kaldı şöhret-i Rûm u Arab ne Mısr u Herât

 

25. Zamân zamân-ı terakki cihân cihân-ı ulûm

Olur mu cehl ile kabil beka-yı cem’iyyât

 

 

Günümüz Türkçesiyle

 

 

1. Akıl, anlayış gücünün ışığı olgunluğun zirvesine erişti.

Olmaz zannedilen birçok şey mümkün hâle geldi.

 

2. Basit zannedilenler karışık, karışık zannedilenler basit oldu.

Bilinmezler, tecrübe (deney) sayesinde apaçık hâle geldi.

 

3. Hakikat oldu mecaz‚ mecaz oldu hakikat.

Eski bilgiler temelinden yıkıldı.

 

4. Astronomi, coğrafya, kimya, fizik ve felsefe konuları artık zihnî kuruntulardan, mantık yürütmekten ibaret değil.

 

5. Teorik bilgiler deneylere dayanmaktadır.

(Eskiden) zanna dayanan konular kesin bilgi seviyesine erişti.

 

6. Parlak akıllar (bu asırda) gökyüzüne (uzaya) yükseliyor.

Yer çekimi kanunu (yerin derinliklerine inen) bir merdiven basamağıdır.

 

7. İnsan düşüncesi yerin derinliklerine iniyor.

Dünyanın yaradılışına ait deliller yerin tabakalarında aranıyor.

 

8. (Bilim sayesinde) hava, elektrik, ışık, buhar ve mıknatıs,

insanın elindeki hareket unsurlarıdır.

 

9. Işık, (eskiden) sanatçılar tarafından haberciye benzetilirken şimdi gerçekten haber taşımaktadır.

Gölgeler geçici iken şimdi aynanın süsüdür.

 

10. Ses, mesafelerin tayininde sadık bir habercidir.

Buhar, karanlığı aydınlatmada ayetlerin en güzelidir.

 

11. Elektrik, dört yöne haberler taşıyor.

Buhar, deniz ve kara üstünde taşımacılığın Hızır’ıdır.

 

12. Bu asır diğer asırlara karşı övünmesin mi?

İcatlar mekân uzaklıklarını (mesafeleri) ve zamanı kısalttı.

 

13. Ne ölümsüzlük çeşmesi ne Sührab’ın (bütün hastalıkları iyileştiren) ilacı kaldı.

Ne büyü kitabı ne de tılsımın hükmü kaldı.

 

14. Ne uğurlu vakit ne burçların uğursuzluğu (müneccimlik) kaldı.

Ne remil ve kehanet ne de cifir (gibi gaipten haber verme işleri) kaldı.

 

15. Ne Hüma’da (devlet kuşunda) mutluluk ne de baykuşun uğursuzluğu var.

Ortaya çıkan her şey irade temeline oturtulmuştur.

 

16. Ne Atlas dünyayı omuzlarında taşıyor ne de Zühre (Venüs) her şeyi yapan, eden.

Dünyanın yaradılışını açıklayan görüşler, Eflatun’un düşünceleri değil.

 

17. Ne ruh göçü (reenkarnasyon) kaldı ne de Mecusilerin ateşi.

Hristiyanlığın esasları da artık kendisinden hacet dilenen bir kıble değil.

 

18. Tanrı’nın birliği düşüncesi bu asrın felsefesine temel oldu ve

bütün inançların özü olarak genelleşti.

 

19. Akıl, Tanrı’nın birliği fikrini ispat ettiği için bütün milletler

birlik yolunu bulup birliğe gider.

 

20. Görev ve hakların sınırları belirlenmiştir ve değişmez.

Ne zorlama ne zorbalık ne de keyfilikler (akla uymayan uygulamalar) kaldı.

 

21. Kişilerin hak ve tasarrufları (her tür) saldırıdan (kanunlar tarafından) korunuyor.

Medeni dünyaya (toplum hayatına) başka bir düzen getirildi.

 

22. Ne Amr Zeyd’in esiri ne Zeyd Amr’ın efendisi.

Kanun hükümleri eşitlik ilkesine göre yapılıyor.

 

23. Bilimlerin gelişip yayılması zihinleri aydınlattı.

Basının ilerlemesi, eksikleri tamamladı.

 

24. Maalesef, bütün bilimlerin (bu gelişmelerin) doğduğu yer Batı oldu.

Ne Anadolu ve Arabistan ne de Mısır ve Herat’ın (bu konuda) şöhreti kaldı.

 

25. Zaman bilgi ve medeniyet olarak ilerleme, yükselme zamanı;

(böyle bir asırda) toplumların sonsuza dek yaşaması cehaletle sağlanabilir mi?