Servet-i Fünun Şiiri

-A A +A

Servet-i Fünun Şiirinin Özellikleri

  • Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmış ve aruz Türkçeye başarıyla uygulanmıştır. (Sadece Tevfik Fikret’in “Şermin” adlı kitabında topladığı çocuk şiirleri hece ölçüsüyle yazılmıştır.)
  • Şiirde musikiye önem verilmiş, seçilen sözcüklerin ahenk oluşturmasına dikkat edilmiştir.
  • Kafiyenin kulak için olduğu ilkesi benimsenmiştir.
  • Kişisel konular işlenmiş, en basit duygular, düşünceler, hayaller bile şiire konu yapılarak şiirin konusu genişletilmiştir.
  • Devrin şairleri Sembolizm ve Parnasizm’den etkilenmişlerdir.
  • Anlam beyitle sınırlandırılmayıp şiire yayılmış, parça güzelliğine değil, bütün güzelliğine önem verilmiştir.
  • Şiir(nazım), nesre yaklaştırılmıştır.
  • Ağır bir dil kullanılmış, Arapça-Farsça terkiplere çokça yer verilmiştir.
  • Sanatçılar “Sanat, sanat içindir.” anlayışına bağlı kalmışlardır.
  • Divan edebiyatı nazım şekilleri terk edilmiş; Batı’dan alınan sone, terza-rima, triyole ve balad nazım şekilleri kullanılmıştır. Ayrıca serbest müstezat da kullanılmıştır.

 

Sone:

  • Özel bir uyak düzeni olan nazım şeklidir.
  • Genel olarak "kısa şiir, türkü" anlamına gelir.
  • İki dörtlük ve iki üçlükten oluşur.
  • Kafiye örgüsü, "abab, abba, ccd, eed" biçimindedir.
  • İlk dörtlük "abba" biçiminde de olabilir.
  • Türk edebiyatında birçok şair sone tarzı şiirler yazmıştır. Ayrıca Batılı şairlerden sone çevirileri de yapılmıştır.

 

Sone örneği:

Gür saçlarında hep şu baharın güneşleri,                  a

Şefkatli gözlerinde bütün gök, bütün deniz.               b

Bir ebr-i gonce-hize bürünmüş ve muhteriz,              b

Lâkin her iştiyaka gülen nazlı bir peri.                      a
 

Tâ Rabbımızla gökteki hengâmeden beri                    a

Biz daima güneşte siyah bir göz, en temiz                  b

Vicdanda gizli bir leke farketmek isteriz;                    b         (Tevfik Fikret/Hayata Karşı Beşer)

Âsi biziz, biziz yine şâk-i müfteri.                             a

                       

Ey hüsn-i mültefit, bize aldanma, biz denî                  c

Bir aşk-ı bî-sebat ile iğfal eder seni                            c

İğfal eder, mülevves eder, sonra neş'esiz                   d

 

Bir ânı mahvın oldu mu, levm eyleriz... Sakın            e

İncinme kendi kendine, içlenme ey kadın,                 e

Mel'ûn eden de biz, seni tel'in eden de biz.                d

 

Terza-rima:

  • İtalyan edebiyatına özgü bir nazım şeklidir.
  • Üçer mısralık bentlerle kurulur.
  • Bent sayısı sınırsızdır.
  • Tek bir mısra ile sona erer.
  • Kafiye örgüsü, "aba, bcb, cdc, d" biçimindedir.
  • Dante, "İlahi Komedya"sını bu nazım şekliyle yazmıştır.
  • Terzarima, sone kadar yaygın değildir.
  • Tevfik Fikret'in "Şehrayin" adlı şiiri edebiyatımızdaki en önemli terza-rima örneğidir.

Terza-rima örneği:

Bu kadar uzak mıydı              a
Git git bitmiyor yol                 b
Görünmüyor dağın ardı                      a

 

Oysa bilmem kaç yıl               b
Bu yollardan yürünmüş                      c                      (Ahmet Telli/Giz)
Şimdi sanki bir masal              b

Bu dilsiz dağ ve taş                 c
Nerde saklar kuşları                d
Hangi gizle sarmaş dolaş         c

 

Anlamak zor susuşları.                       d

 

Triyole:

·         On mısralı bir nazım şeklidir.

·         Önce iki mısralı kısım, sonra dörder mısralı iki kısım gelir. Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda, yine birinci kısmın ikinci mısrası ikinci dörtlüğün sonunda tekrarlanır. Dört mısralı kısımlarda, eklenen mısraların ilk üç mısra ile anlam bütünlüğü sağlaması gerekir.

·         Kafiye şeması, "ab, aaaa, bbbb" biçimindedir.

 

Triyole örneği:

Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlet var,                                 a         
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-seher?                                 b

 

Sabâh-ı feyz-i bahâride mübtesem ezhâr.                  a 
Çemen çemen mütemevvic nesîm-i anber-bâr:                      a 
Niçin? ben anlamadım kimden etsem istifsâr?                       a          (Tahsin Nuhid)
Yüzünde hasta-i sevdâ gibi melâlat var!                                a

 

Dem-i seherde yanında şu parlayan ahter                  b 
Hazan içinde solan bir çiçek gibi dil-ber                                b 
Sürûr fec ile şâdân iken bütün yerler,                        b 
Nedir bu hâl-i perişanın ey hilâl-i seher?                    b 

 

Balad:

·         14. yy.da doğmuş dans şarkısıdır.

·         Gülünç ve acıklı olayları dile getiren şiirlerdir.

·         Bir çeşit manzum masaldır.

·         Üç uzun bir kısa bentten (sunu parçası) oluşur.

·         Genellikle çapraz kafiye kullanılır. “abab”

·         Edebiyatımızda fazla yaygın değildir.

Balad Örneği:

 

BALAD

Yağmurlar dindiği zaman

Geleceksin

Ki kuraklık ölümdür;

Işığım söndüğü zaman

Güleceksin

Ki karanlık ölümdür.

 

Karanlığımda dişlerin

Pırıldar ki

Yine görüneceksin

Kuraklığımda düşlerin

Işıldar ki

Yine arınacaksın

 

Bekleyeceğim elbette

Gelişini

Yaşamak başka nedir;

İsterse ta kıyamette

İlle seni Ki bu aşk başka nedir.

                                   Ahmet Muhip Dranas

 

Müstezat:

Müstezat, Arapçadan Türkçeye geçmiş bir kelimedir. Arapça, ziyade sözcüğünden kaynaklanır.

1) Kelime anlamı olarak çoğalması istenilen, artmış anlamına gelir. Günümüzde bu anlamıyla fazla kullanılmamaktadır.

2) Bir edebiyat terimi olarak, her dizesine bir küçük dize eklenmiş divan edebiyatı nazım türünü ifade eder.

Bir gazelin her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir. Çoğunlukla aruzun “mef’ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son birimleri olan mef’ulü/ feûlün kalıbına uygun bir kısa dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan 4 dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatlar da vardır. Tez ziyadeli müstezatlara “sade” çitf ziyadeli olanlara ise “çift” adı verilir.

Özellikleri:

1. Her beyitte uzun mısraların sonuna eklenen ve ziyâde mısra da denilen kısa mısralar yer alır.

2. Gazelden türemiştir.

3. Genellikle divanların gazelleri ve kasideleri arasında yer alır..

4. Müstezatta gazelde olduğu gibi aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabı gibi konular işlenir.

5. Divan şiirinin sanatlı ve artistik şekillerindendir. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütünlük oluşturur.

Müstezat Örneği:

Bülbül yetişir bağrımı hûn etti figânın

Zabt eyle dehânın

Hançer gibi deldi yüreğim tîg-i zebânın

Te’sîr-i lisânın

Serbest Müstezat:

·          Müstezat’ın daha özgürce kullanılmış biçimdir.

·         Sembolizmin yaygın olduğu bir dönemde Fransa’da ortaya çıkan bir şiir şeklidir.

·         Servet-i Fünun ve Fecr-ı Ati şairlerince kullanılmıştır.

·         Uzun ve kısa dizeler düzenli veya düzensiz olarak sıralanabilir. Belirli bir kafiyeleniş görülmez.

·         Serbest müstezatta nazım nesre yaklaştırılmıştır.

·         Serbest müstezat Tevfik Fikret, Ahmet Haşim ve Cenap Şehabettin tarafından çok kullanılmıştır.

Serbest Müstezat Örneği:

 ÖMR-İ MUHAYYEL

Bir ömr-i muhayyel...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i muhayyel...Hani göllerde,yeşil,boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel

Bir ömr-i muhayyel!

 

Yalnız ikimiz,bir de o:Ma'bûde-i şi'rim;

Yalnız ikimiz,bir de onun zıll-ı cenâhı;

Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı

Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.

Her sahn-ı hakîkatten uzak,herkese mechûl;

Bir safvet-i masûmenin âgûş-ı terinde,

Bir leyle-i aşkın müteennî seherinde

Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlât ile meşgul.

 

Savtındaki eş'ar-ı pür-âhenk ile mâlî,

Şİ'rimdeki elhan-ı muhabbetle nagam-saz,

Ah istiyorum,göklere âmâde-i pervâz

Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî...

 

Bir ömr-i hayâlî...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i hayâlî...Hani göllerde, yeşil, boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî

Bir ömr-i hayâlî!

                                                Tevfik Fikret