Türkiyeyi Kurtarmak

Türkiye'yi Kurtarmak
   " Dağda bir keçi veya koyun ölse; onun hesabı
     Allah tarafından; ilkin bana sorulacaktır.."
                 Hani ünlü fıkradır: "Nasrettin Hocaya bir gün sormuşlar: "Hocam Kıyamet ne zaman kopacak."  Hoca da cevabı beklemeden yapıştırmış: "Ben öldüğüm zaman."
       Her birey kendi evreninde yaşar.  Bu yüzden ben yoksam o zaman evrende yoktur düşüncesi her daim aklını kurcalamıştır insanoğlunun.
       Bu nedenle Türkiye derken de doğal olarak insanın aklına "Hangi Türkiye" diye sormak geliyor.
       Bir nesneye hangi açıdan bakarsanız bakın objektif olamazsınız. Çünkü nesne sizin durduğunuz yerden göründüğü kadar gerçektir.
       71 milyon nüfuslu ülkemize bu bakış açısıyla baktığınızda 71 milyon Türkiye görünecektir.  Ancak bu da gerçek olmayacaktır. Dünyada yaşayan diğer insanlara göre  de Türkiye daha farklı görünecektir.
       Gerçek bir algıdır. Büyük kitlelerce kabul edilen gerçekler de ortak algılamadan başka bir şey değildir.
Ortak algıda gerçek değildir. Çünkü burada da kendinizi hangi aidiyetin içinde kabul ettiğinizle alakalı bir algı söz konusudur.
       Diyelim Romansınız. Sizin gerçeğiniz ile komşu kentteki bir başka Roman'in gerçeği  farklı olacaktır.
       Türkiye algımızın farklı olması son derece doğalken,  mesela kendimizi bir ideolojiye bağlarsak o ideolojinin ortaya koyduğu algıyı kendi algımız  yani gerçeğimiz olarak kabul ederiz. Üstelik "Benim  algım bu kadar doğruyken başkaları nasıl olur da kabul etmezler?" şeklinde de bir  şaşkınlık ve akabinde öfkeye sürüklenebiliriz.
       Türkiye'yi İslamcı düşüncelerle algılayan bir insan şöyle demektedir: "99% Müslüman olan bir ülkede herkesin İslamcı olması kadar doğal bir şey olamaz." Oysa kendisinin gerçek olarak düşündüğünün içinde bulunduğu kavmin-cemaatin-tarikatın algısından başka bir gerçek  olmadığını fark edemez.
       Hatta zaman zaman kendi algısıyla mensup olduğu kitlenin algıları arasında farklılıklar oluşabilir. Ama kitle zaten bunun da önlemini "vesvese, zafiyet, zayıf irade vs." almıştır. Kişi bu durumda daima kendini yanlış, hatalı, bilgisiz olarak görüp kitlenin algısını yüceltmeyi seçecektir.
       Kitlenin algısından kendini kurtaran için ise adeta yeniden doğuş söz konusudur.  Birey kısa zamanda tamamen farklı birine dönüşür. Tabii ki bu yeni farklı algı da bireyin yeni konumu ile doğrudan orantılıdır. Bu yeni konum bir başka kitlenin algısına katılmak olabileceği gibi bir inziva hali de olabilir.
       Olaya bu bakış açısından baktığımızda ortaya birbirinden çok farklı gerçekliklerin oluşturduğu kaotik bir ortam çıkmaktadır.
       Devlet kavramı da tam bu noktada karşımıza çıkar. Bu karmaşayı ortak bir algıda birleştirerek –ya da birleştirmeye çalışarak- sistemini kurar.
       Klasik devlet tanımı bu algıların tarifidir. Dil birliği, din birliği, toprak birliği …
       Tam bu noktada "Hangi Türkiye" sorusunu biraz daha açalım. Daha doğrusu Türkiye'deki belli başlı algılamaları belirlemeye çalışalım.
       *Coğrafik algılamalarla oluşan Türkiye algısı: Doğulu, Batılı, Güneyli, Güneydoğulu, Karadenizli, Egeli, Akdenizli
       *Eğitim düzeyine göre algılamalar:okumuş, okumamış,ilkokul mezunu, üniversiteli, üniversite mezunu, aydın, köylü…
       *Siyasi algılamalarla oluşan Türkiye algısı: Sağcı, solcu, Kürtçü, Türkçü, şeriatçı, İslamcı, falan cemaatçi, komünist, ırkçı, faşist, demokrat, liberal…
       *Gelir düzeyi algılamasıyla oluşan Türkiye algısı: Zengin, fakir, orta direk, işsiz, dar gelirli…
       *Dinsel algılamayla oluşan Türkiye algısı: Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Hanefi, Şafi,Alevi, Nasturi…
       *Irksal algılamayla oluşan Türkiye algısı: Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Fars, Zaza, Rum, Boşnak, Hırvat, Tatar, Gürcü, Zenci, Alman, İngiliz, Rus, Abaza, Çeçen, Yahudi, Çingene, Roman, Arnavut, Bulgar…
       *Alt düzeyde kavim, aşiret düzeyinde oluşan Türkiye algısı: Kürt aşiretleri(Zeydan, Milli, Celali…),Türk aşiret ve oymakları veya Çerkezlerin (Şapsuğlar, Ubıhlar, Kabartaylar) ve tabii diğer binlercesi
       *Şehir, semt ve mahalle düzeyinde oluşan Türkiye algısı: Elazığlı, Muşlu, Trabzonlu, Adanalı, Beşiktaşlı, Kadıköylü, Bayrampaşalı, Sulukuleli,  Yukarı Mahalleli, Kınık Köylüler…
       *Futbol takımları düzeyinde oluşan Türkiye Algısı:Fenerli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu….
       *Tarikat düzeyinde oluşan Türkiye algısı: Nakşi, Rufai, Kadiri, Mevlevi, Bektaşi,
       *Meslek düzeyinde oluşan Türkiye algısı: Öğretmenler, askerler, doktorlar, işçiler, emekliler, çiftçiler, çobanlar, mühendisler, mimarlar, futbolcular, polisler, iş adamları,şarkıcılar, ressamlar, aktrisler,  memurlar…
       Bu listeyi uzatmak mümkün. Üstelik birey kendini bu algıların birçoğuna ait hissedebilir. Mesela kişi: Batılı, lise mezunu, Fetullahçı, zengin, Çerkez, Kabartay, Fenerli ve futbolcu olabilir. Yani tüm bu algılamaların toplamı bu kişinin gerçek algısıdır diyebiliriz. O zaman biz bu kişinin Türkiye algısını nasıl tespit edebiliriz. Mesela bu algılardan sadece birinin değişmesi ( mesela kişi cemaat mensubu  değil de demokrat olsun) söz konusu kişinin Türkiye algısını hangi düzeyde değiştirecektir.
       Bu durumda sonsuz denebilecek sayıda Türkiye gerçekliğinin oluşacağını düşünürsek sonunda şu sonuca ulaşırız: "Türkiye'de yaşayan insan sayısı kadar Türkiye vardır."
        Türkiye'yi kurtarmak isteyen her plan, proje, ideoloji, ülkü ve sistem mutlaka bunu hesaplayarak yola çıkmalıdır. Ülkenizde uygulamak istediğiniz sistem yarattığı mutlu ya da mutsuz insanlar kadar başarılıdır.
                                                                                                                                           
  Mehmet Murat GÜVEN